24 Aralık 2011 Cumartesi

"Ömer(r.a.) yanlış yaptı, kadın doğru söyledi" ve mehir de sınır var mı?

"Ömer(r.a.) yanlış yaptı, kadın doğru söyledi" ve mehir de sınır var mı?

Kadın mehir hakkını kullanırken ona bir sınırlama getirilmiş midir acaba? Yoksa dilediği kadar tâyin edip isteyebilecek midir? 

Mehrin miktarı hususunda, az veya çok bir tâyin bahis mevzuu değildir. Nitekim Hazret-i Ömer (r.a.), kadına verilen mehrin azamî/maksimum miktarını tâyin etmek ister ve bu maksatla bir hutbelerinde,"Kadınlara mehir verirken ifrata/aşırıya  gitmeyin"der. Bunun üzerine, cemaatten, onu dinlemekte olan bir kadın şöyle itiraz eder: 'Ey Ömer, der, senin buna hakkın yok. Zira âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakk, 'Birisine yüklerle (mehir) vermiş olsanız bile, onun içinden bir şey almayın' (S. Nisa, 20) buyurmuştur. Hz. Ömer (r.a.)"Ömer yanlış yaptı, kadın doğru söyledi" der ve  kadını haklı bulur ve kararından vazgeçer.

Sigaranın Başlıca Zararları

Sigaranın Başlıca Zararları

Tütün zararlı bir zehirdir. Zehrin ismi nikotindir. Bunun 0,02 - 0,16 gramı bir insanı öldürmeye yeter. Bir sigara içilmesi sonunda vücuda bu nikotin zehrinden 1,5 - 2 miligram kadaı girmiş olur. Herkesin bir arada sigara içtiği büro ve kahve gibi yerlerde sigara dumanı da insanları zehirler.

İlk defa tütün içenlerin başı döner, midesi bulanır. Kusacak gibi olur, rengi solar, hafif sersemler, ağzında tuhaf bir tad belirir. Tütün içenlerin çoğunun dili paslıdır. Yediği şeylerin tadını anlamaz. Boğazı daima yanar. Durmadan yutkunmak ister. Dudakları kurur, sigaranın dudağa değen kısımlarında yaralar olur. Kalp ve damarları bozulur. Tansiyon yükselir, çarpıntılar artar. Kalp damarları bozulduğu için göğsünde devamlı sancılar vardır. Bu sancılar yol yürürken, bayır çıkarken daha da artar. Kollarına yayılır. Yürümeye müsâade etmez. Akciğerleri bozulur.

Tütün beyine de dokunur, baş ağrıları yapar, uyku kaçırır, çabuk sinirlendirir. Müptelaları, tanısın veya tanımasın yanındaki bir kimseden tütün istemekten çekinmez. Tütün ile beynin çalışması bozulur. Tiryakilik halinde tütün içilmezse insan okuduğunu anlayamaz. Söylenenlere iyi dikkat edemez. Beyinin çalışma gücü azalır. Sigara içenlerde muvaffakiyet, içmeyenlere nazaran daha düşüktür. Sigaraya erken yaşta başlayan delikanlıların gelişmeleri geri kalır. Öyle ise;

Kuluçka makinesi de Türk icadı çıktı. İlk kuluçka fırınlarını atalarımız yaptı.

Kuluçka makinesi de Türk icadı çıktı. İlk kuluçka fırınlarını atalarımız yaptı.


Yıllardan beri hafife alıp durduğumuz sarıklı atalarımız birçok sahalarda olduğu gibi, tavukçuluk sahasındaki keşifleriyle de dünyayı hayretler içinde bırakmış adamlardır.

Bunun ne demek olduğunu anlamak için Fransız seyyahlarından/gezginlerinden Le Bruyn ve İngiliz seyyahlarından Melton'un seyahatnamelerine şöyle bir göz gezdirmek kâfidir. Batıcılarımızın Batıdan aldığımızı zannedip imrendikleri kuluçka makinalarımızın en mükemmel şekli bizim işte o şerefli atalarımızın icâdlarından olduğu, bütün Batı menbalarının/kaynaklarının ittifakıyla sabittir.

Meselâ Comeile Le Bryun'ün 1732 de La Haye de neşrolan 'Voyages au Levant' ismindeki beş ciltlik büyük seyahatnamesinin ikinci cildinin 64-70'inci sayfalarında kendisinden evvelki seyyahların izahatı da karşılaştırılmak suretiyle verilen malûmata göre, o zaman bir Osmanlı vilâyeti merkezi olan Kâhire'de zengin bir Türk iş adamı ilk kuluçka fırınlarını yaptırıp işletmeğe başlamıştır.

Maruni mektebine Osmanlı yardımı

Maruni mektebine Osmanlı yardımı


Osmanlı Devleti'nin gayri müslim tebaaya olan hoşgörülü yaklaşımı çok bilinen bir husustur ve buna dair sayısız örnek mevcuttur. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Meclis-i Mahsus İradeleri 5242 numarada tesbit ettiğimiz bir belgede bu hoşgörünün değişik ve Çarpıcı bir misâli ile karşılaşıyoruz.

Konumuz Marunilerle ilgili. Bilindiği üzere Maruniler daha çok Lübnan'da yerleşik olup, Suriye âyin usulüne bağlı bir Katolik mezhebinin mensuplarıdır. İşle bu Maruniler, 1891 yılında patriklerinin Önderliğinde Roma'da bir mektep yaptırmak isterler. Mektebin yapılış amacı Maruni din adamı yetiştirmektir.

Şimdi konu ile ilgili belgemize dönelim. Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı 18 Şevval 1308 - 22 Mayıs 1891 tarihinde Sadarete bir yazı göndermiştir. Bu yazıda Özetle şöyle denmektedir: "Maruni Patriği Yuhanna Efendi'nin beyanına göre, Roma'da, Osmanlı müessesesi sayılmak üzere Maruni din adamları yetiştirecek bir mektep İnşaa edilmek İstenmektedir. Mektebin inşaası İçin Papa 300 bin franklık bir yardımda bulunmuştur. Bu para mektep için yetersiz kaldığından, Maruniler Katoliklerin geleneksel hamisi Fransa'dan yardım talep etmişlerdir. Fakat Fransa, beklenenin ve ötedenberi uyguladığı Ortadoğu Katoliklerine sahip çıkma politikasının aksine, hiç bir yardımda bulunmamıştır. Bu durum karşısında Fransa'ya büyük bir kızgınlık duyan Patrik, Osmanlı Devleti'ne sığınıp ondan yardım alma arayışı içine girmiştir. Öncelikle de Lübnan'da açılan kampanyada 6 bin franklık bağış toplanmıştır." 


Roma'da yapılacak Maruni Mektebine Osmanlı Devleti'nin on bin Frank yardım yapmasının uygun olacağını beyan eden Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığının yazısı. BOA. İMM, No: 5242 Lef3

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...