Evliya Çelebi'den etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evliya Çelebi'den etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii

Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii


Sivas Divriği Ulu Camii, zengin taş süslemeleri ve farklı motifleri ile dünyânın en önemli sanat şaheserlerindendir. UNESCO tarafından koruma altına alınmış Anadolu'daki nadir eserlerden biridir.

Miladi 1228 senesinde Selçuklular devrinde (kitabesinde, "Mü'minlerin emiri, Keyhüsrevoğlu, büyük Sultan Alaaddin Keykubat'ın saltanatı sırasında") yapılmıştır. Caminin banisi taç kapının üstündeki kitabede: "Bu büyük caminin inşası, Allah'ın rızasını kazanmak için, Allah'ın merhametine ihtiyacı olan Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah'ın emriyle-Allâh onun saltanatını kıyamete kadar daim etsin- yaptırılmıştır. (1228-1229) "şeklinde belirtilmiştir.


Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Alman sanat tarihçisi Wöhrlin, Divriği Ulu Camii'ni üç kere ziyaret etmiş ve hakkında "...Bu yapının önünde aylarca hatta yıllarca oturup deruni bakışla inceleyip düşünmek gerekir. Belki ancak o zaman harikulade çiçekler gibi açılıp kapanan sakin fakat manâlı süslemelerin esrarı çözülebilir" demiştir. Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de bu güzel camiyi ziyaret etmiş ve "seyahâtname"sinde şöyle anlatmıştır.











26 Temmuz 2012 Perşembe

Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)


Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)
Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)


Bir gece İkinci Selim İstanbul'da Üsküdar tarafında Fenerbahçe denilen yerde uyurken bizzat Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.v.)'i rüyasında görür, Peygamberimiz buyururlar ki "Yâ Selim! Allah ile ahd-i mîsâk etmiş idin ki (Eğer Kıbrıs adası fâtihi olursam, gaza malından bir cami yaptırayım) Şimdi Cenâb-ı Bârî, sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında, yüz yetmiş pare kale ihsan etti. Niçin sözünde durup da ömrünün sonunu hayrat ve hasenat yolunda geçirmezsin' Tiz Kıbrıs'taki Magosa kalesinden alınan ganimetleri, tedbirli vezirin Lala Mustafa Paşa'dan isteyip benim himayemde olan İslâm duvarı Edirne'de bir cami yapıp sancağım dibine gel!"

18 Aralık 2011 Pazar

İstanbul'un fethini geciktiren şeyh, attığımız topları bize geri atıyordu; Ya Vedûd Sultan

İstanbul'un fethini geciktiren şeyh, attığımız topları bize geri atıyordu; Ya Vedûd Sultan



YA VEDÛD SULTAN

Evliya Çelebinin naklettiğine göre, Buhara'lı bir veli olan Şeyh Abdü'l Vedud Hazretleri. Bizans devrinde İstanbul'da yaşamakta ve Ayasofya'da ibâdetle meşgul olmaktadır. Rivayete göre;
"Birgün manevî rical toplanır. İstanbul'un fethini müzakere ederler. Kılıç ile cihad edilerek fethine karar verilir. Ya Vedûd Sultan ise toplantıda Bizans'ın kılıç ile değil, irşad edilerek harp edilmeden fethini müdafaa eder.

Şeyh Abdü'l Vedûd hazretleri fetih ordusunun attığı gülleleri, elleri ile tutmakta ve geri atmakta, İstanbul'un fethini geciktirmektedir.


Durum Fatih Sultan Mehmet Han'a bildirilir. Manevi rical tekrar toplanır ve Cenab-ı Hakka Ya Vedûd Sultan'ın ruhunun kabzı için duâ ederler. Duaları kabul olur. Şeyh Abdü'l Vedûd sultan kuşatmanın 50. günü vefat eder ve İstanbul'un fethi kuşatmanın 53. gününde müyesser olur."


İstanbul'un fethini takip eden Cuma günü, Fatih Sultan Mehmet Han Ayasofya'yı gezip seyrederken, 'Terler direk" denilen yerden ilahi bir nurun parladığını görürler ve oraya giderler. Görürler ki ilahi nurla kaplı beyaz bir vücud kıbleye dönük olarak yatmaktadır. Nurlu göğsünde kırmızı su ile "Ya Vedûd" yazılıdır. Ak Şemseddin, Sivasi Kara Şemseddin ve sair evliya dediler ki:

"İşte Padişahım, İstanbul'un elliüç günde feth olunmasına sebeb bu zât idi. Allah'ın hikmeti ile İstanbul'un fethini rica edip, o gün ruhunu teslim eden bu meczubdur ki, daha önce padişahımızı haberdar etmiştik." dediler.

Hemen bütün alimler, salihler ve fazıllar onun mübarek cesedini yıkamak istediler. O an Ayasofya'nın "Terler direk" tarafından, "Merhum yıkanmıştır. Hemen defn edin" diye bir ses geldi.

Sonra bütün şeyhler, Ya Vedûd Sultan'ın nâşını tabuta koyup onu şehid kapısına gömmek için yola çıktıklarında tabutu taşıyanlar kendilerini Eminönü iskelesinde buldular. Oradan bir kayığa bindiler. Kayık kürek çekmeden ve yelken açmadan kendi kendine gidip Eba Eyyub El Ensari hazretlerinin yakınına geldi.

Tabut Allah'ın emri ile hemen kayıktan çıkıp orada kazılmış, bir mezarın başında durdu. Tabutun arkasından bütün gaziler, âlimler gittiler. Mezardan "Ya Vedûd" sesinin gelmekte olduğunu duydular, onra mübarek naşı o mezara defn ettiler." Bu gün Ya Vedûd türbesi diye bilinmektedir.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

İstanbul Boğazı, meşhur ismiyle Boğaziçi nasıl oluştu?

İstanbul Boğazı, meşhur ismiyle Boğaziçi nasıl oluştu?



“İstanbul Boğazı, daha meşhur ismiyle Boğaziçi nasıl oluştu?” Bu soru yüzyıllardır bilim dünyasını meşgul etmiştir. Günümüzde uzmanlar, İstanbul Boğazı açılmadan önce Karadeniz’in küçük bir tatlı su gölü olduğunu belirtmektedirler. Ama İstanbul Boğazı’nın insan gücüyle mi yoksa kendiliğinden mi oluştuğu sorusuna henüz bir cevap verilememiştir. İnsan gücüyle açılan Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı, uzun mesafeleri kısaltmıştır; ancak İstanbul ve Cebelitarık boğazının açılması daha eski çağlarda olduğundan bunlar hakkında arkeolojik çalışmalar yapılmaktadır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde, İstanbul Boğazı’nı ve Cebelitarık Boğazı’nı İskender-i Zülkarneyn ve onun ordusunda bulunan Hızır Aleyhisselam’ın açtırdıkları anlatılmaktadır. Ayrıca, Üsküdar ile Sarayburnu arasında çok mamur bir şehrin olduğu ve bu şehrin İstanbul Boğazı’nın patlamasıyla sular altında kaldığı da aktarılır. Evliya Çelebi, İstanbul ve Cebelitarık boğazlarının açılışını şu şekilde anlatmaktadır:

“Allahü Teâlâ, yeryüzünü bu­günkü şekline koymak için İskender-i Zülkarneyn'i yarattı. Zira “Cenâb-ı Al­lah bir şey murad ederse, sebebini hazır eder.” âyeti üzere, Âdem (a.s.)'ın dünyaya gelişinden 5079 yıl sonra yeryüzünde İskender-i Kübra pa­dişah oldu. Bütün hükümdarlar ona itaat ettiler. Fakat Yunanlı­ların Makedonya ve İzmirne sahibi Kaydâfe, İskender'e itaat etmeyip, kuvvetli bir hasım oldu. İskender, Kaydâfe'ye bir türlü galip gelemiyordu. Sonunda İskender, seyahat maksadıyla gizlice Kaydâfe'nin ülkesine ayakbastı. Kaydâfe’nin divanına girdi. Onun hal ve hareketini araştırırken, Allah'ın hikme­ti, Kaydâfe’nin askerleri İskender'i tanıdılar. Onu yakalayıp Kaydâfe’nin huzuruna getirdiler. Kaydâfe, daha önce İskender'in res­mini yaptırmış olduğundan, onu hemen tanıdı ve hapse attırdı. İs­kender, uzun zaman hapiste kaldı. Sonra Kaydâfe, İskender’i ha­pisten çıkarttı. Kendisi ile savaş etmeyeceğine ve kılıç çekmeyece­ğine dair İskender’e yemin ettirip onu serbest bıraktı.

“İskender, oradan Elburz Dağı eteğinde hükümet merkezi olan Irak Daviyân'a geldi. Bütün bilginleri toplayıp bir görüşme yaptı. Vezirleri: ‘Pâdişâhım, Kaydâfe denilen o kadının ne haysiyeti ola! Denizler gibi asker ile üzerine gidip vilâyetini harab edip, halkını kılıçtan geçirip, ciğerlerini kebap edelim’ dediler. İskender onlara: ‘Kerim olan verdiği sözünde durur. Kaydâfe beni hapisten çıkar­dığında, üzerine asker göndermemeye ve kılıç çekmemeye söz verip yemin ettim. Buna bir çare verin ki, Kaydâfe’den intikam alalım.’ diye cevap verdi. O anda hemen Hızır (a.s.): ‘Ey İsken­der! Eğer Kaydâfe’den intikam alalım dersen, savaş yapmaya bile lüzum yok. Hemen Karadeniz'i Makedonya yakınından kesip, Akdeniz'e akıtalım. Kaydâfe’nin bütün ülkesini suya boğar ve intika­mını alırsın. Böylece ettiğin yemin ve verdiğin sözünde de durmuş olursun.’ dedi. İskender'in bütün bilginleri: ‘Allah mübarek eyleye, Allah'ın ilhamı ile en güzel çare bu ola.’ diyerek karar verdi­ler. Derhal bilginler, hocalar ve mühendisler Karadeniz ile Akde­niz'in yüksekliğini ölçtüler. Karadeniz daha yüksek idi. Yedi yüz bin, dağ deviren işçi toplandı. Karadeniz'in suyunun kesilmesine baş­landı. Bütün bu işlere Hazret-i Hızır bakıyordu. Zira Hazret-i Hızır, İskender-i Zülkarneyn’in ordusu­nda asker idi.

“İskender ile karanlıklara varıp, âb-ı hayatı (Hayat suyu = ölümsüzlük) içmek Hızır'a nasib oldu. Hâlâ zinde durumdadır. Hazret-i Musa ile arkadaş olduğuna dair Kur'an-ı Kerim'de âyet var­dır. Hâlâ deniz işlerinde memurdur. Karadeniz'in Akdeniz'e karıştırılmasına sebep, Hızır Ne­bî olmuştur. Bu çalışma, üç sene sürdü. Neticede boğaz açıldı ve Kaydâfe'nin şehirlerinden Makedonya'yı, Es­ki İstanbul'u, Yoruz Kalesi’ni ve yedi yüz kadar şehri su basıp askerinden bir kişi bile kurtulamadı. Bu meşhur kıssa daha sonraları bir beyitte şöyle yer almış: Fırsatında düşmana veren amân / Kaydâfe gibi olıser bî-güman

“O asırda Karadeniz ile Akdeniz arasında binlerce köy ve kasaba ve büyük şehirler vardı. İstanbul'un Sarayburnu ile Üs­küdar arasında Makedonya şehri vardı. Yedi yüz ılıcalı büyük bir şehir idi. Suda kaybolmuş, İskender-i Kübra da böylece Kaydâfe’den intikam almıştı. Sarayburnu'nda Makedonya şehrini hemen onarmaya başladı. O zamandan beri Macar ülkeleri Sirem ve Semendire sahraları, Leh, Çeh, Kırım, Kamer el-Kam, Kıpçak ve Heyhat vadileri denizden uzaklaştı. Hepsi İrem bahçeleri gibi gönül açıcı yerler oldu. İnsanoğlu ve hayvanlar için otluk ve ekilir yerler oldu.

“Büyük İskender, Makedonya'yı hükümet merkezi yaptı. Sonra yine Allah'ın emri ile Akdeniz'in Septe Boğazı (Cebelitarık) olan yeri de açıp, Akdeniz'i okyanusa akıttı. Yunanca'da Okyanus Denizi derler. Arap dilinde Muhit Denizi (Bahr-i Muhit) denir.”

Yedikıta Dergisi
(9.sayı, Mayıs 2009)

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...