Meşhur Mekanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meşhur Mekanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2012 Perşembe

300 Yıllık Cami Odun Diye Satılmış

300 Yıllık Cami Odun Diye Satılmış
300 Yıllık Cami Odun Diye Satılmış

Samsun'un Salıpazarı ilçesine bağlı Yenidoğan köyünde bulunan 300 yıllık ahşap cami, odun olarak yakılmaktan kurtarıldı.

29 Temmuz 2012 Pazar

Mardin Dünya Mirası Olmaya Hazırlanıyor

Mardin Dünya Mirası Olmaya Hazırlanıyor
Mardin Dünya Mirası Olmaya Hazırlanıyor

Binlerce yıllık geçmişe sahip eski Mardin'in, UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınması için 2014 yılında başvuru yapılacak.
Mardin'in, Birleşmiş Milletler Bilim Eğitim ve Kültür Teşkilatının (UNESCO) ''Dünya Mirası Geçici Listesine'' alınmasının ardından, Tarihi Dönüşüm Projesi kapsamında yürütülen çalışmalar hızlandırıldı.
Mardin Belediye Başkanı Mehmet Beşir Ayanoğlu, yaptığı açıklamada, projeye 2009 yılında başladıklarını, Mardin'in tarihi yapısının korunması açısından çok önemli bir çalışma yürüttüklerini bildirdi.
Maliyeti 200-250 Milyon Lira

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii

Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii


Sivas Divriği Ulu Camii, zengin taş süslemeleri ve farklı motifleri ile dünyânın en önemli sanat şaheserlerindendir. UNESCO tarafından koruma altına alınmış Anadolu'daki nadir eserlerden biridir.

Miladi 1228 senesinde Selçuklular devrinde (kitabesinde, "Mü'minlerin emiri, Keyhüsrevoğlu, büyük Sultan Alaaddin Keykubat'ın saltanatı sırasında") yapılmıştır. Caminin banisi taç kapının üstündeki kitabede: "Bu büyük caminin inşası, Allah'ın rızasını kazanmak için, Allah'ın merhametine ihtiyacı olan Süleyman Şah oğlu Ahmet Şah'ın emriyle-Allâh onun saltanatını kıyamete kadar daim etsin- yaptırılmıştır. (1228-1229) "şeklinde belirtilmiştir.


Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Dünyânın en önemli sanat şaheserlerinden; Sivas Divriği Ulu Camii
Alman sanat tarihçisi Wöhrlin, Divriği Ulu Camii'ni üç kere ziyaret etmiş ve hakkında "...Bu yapının önünde aylarca hatta yıllarca oturup deruni bakışla inceleyip düşünmek gerekir. Belki ancak o zaman harikulade çiçekler gibi açılıp kapanan sakin fakat manâlı süslemelerin esrarı çözülebilir" demiştir. Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi de bu güzel camiyi ziyaret etmiş ve "seyahâtname"sinde şöyle anlatmıştır.











27 Temmuz 2012 Cuma

Yıldız Sarayı 146 Yıl Sonra Asli İşlevine Dönüyor

Yıldız Sarayı 146 Yıl Sonra Asli İşlevine Dönüyor
Yıldız Sarayı 146 Yıl Sonra Asli İşlevine Dönüyor
Yıldız Sarayı'nın en görkemli binası Mabeyin Köşkü, asli işlevine geri dönüyor.


Yıldız Sarayı'nın en ihtişamlı binası olarak göze çarpan Mabeyin Köşkü, 1866 yılında Sultan Abdülaziz tarafından yaptırıldı.
İkinci Abdülhamit döneminden itibaren de, Osmanlı'nın resmi toplantılarına ev sahipliği yaptı.
İkinci Meşrutiyet'in ilanı bu köşkte kararlaştırıldı.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Ebu Eyyûb el Ensâri (Eyüp Sultan) Hazretlerinin kabrinin bulunması


Ebu Eyyûb el Ensâri (Eyüp Sultan) Hazretlerinin kabrinin bulunması
Ebu Eyyûb el Ensâri (Eyüp Sultan) Hazretlerinin kabrinin bulunması


İsm-i şerifleri Hâlid bin Zeyd olan Ebû Eyyûb el Ensârî Hazretleri, Hazreti Muâviye (r.a.) tarafından oğlu Yezid emrinde İstanbul'un fethine gönderilen ordu ile İstanbul'a geldi ve Hicri 52 (M. 677)'de şehit oldu.

İstanbul'un fethinden sonra, bir gece Fâtih Sultan Mehmed Han, Akşemseddîn hazretlerinin ziyaretine gitti. Hz. Fâtih, sohbet sırasında Akşemseddîn'e (k.s.); "Hocam! Ashâb-ı Kirâm'ın büyüklerinden, mihmandâr-ı Rasûlullâh olan Ebû Eyyûb el Ensârî'nin mübarek kabrinin İstanbul surlarına yakın bir yerde olduğunu, târih kitaplarından okudum. Yerinin bulunması ve bilinmesini bilhassa rica ederim." dedi.

İnşaatında 2,4 milyon işçi çalıştı ve 125.000 işçi çeşitli sebeplerle öldü; SÜVEYŞ KANALI


İnşaatında 2,4 milyon işçi çalıştı ve 125.000 işçi çeşitli sebeplerle öldü; SÜVEYŞ KANALI
İnşaatında 2,4 milyon işçi çalıştı ve 125.000 işçi çeşitli sebeplerle öldü; SÜVEYŞ KANALI


30 Kasım 1854 târihinde Fransız mühendis Ferdinand Delesseps, Süveyş Kanalı'nı inşâ etmek üzere Mısır Hükümeti'yle bir sözleşme imzaladı. Kanal 1859 yılında kazılmaya başlandı ve inşaat tam 10 yıl sürdü.

Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)


Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)
Selimiye Camii (Allah ile ahd-i mîsâk edilerek yapılan cami)


Bir gece İkinci Selim İstanbul'da Üsküdar tarafında Fenerbahçe denilen yerde uyurken bizzat Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz (s.a.v.)'i rüyasında görür, Peygamberimiz buyururlar ki "Yâ Selim! Allah ile ahd-i mîsâk etmiş idin ki (Eğer Kıbrıs adası fâtihi olursam, gaza malından bir cami yaptırayım) Şimdi Cenâb-ı Bârî, sana Kıbrıs adasının yedi yüz yetmiş mil arzında, yüz yetmiş pare kale ihsan etti. Niçin sözünde durup da ömrünün sonunu hayrat ve hasenat yolunda geçirmezsin' Tiz Kıbrıs'taki Magosa kalesinden alınan ganimetleri, tedbirli vezirin Lala Mustafa Paşa'dan isteyip benim himayemde olan İslâm duvarı Edirne'de bir cami yapıp sancağım dibine gel!"

4 Haziran 2012 Pazartesi

Bir Ayasofya Medresesi varmış ve YIKTIRILMIŞ!..

Medeniyetimize ait eserleri ortadan kaldırmaya ahdetmiş zihniyetin içler acısı bir icraatı daha...Bir Ayasofya Medresesi varmış ve YIKTIRILMIŞ!..
Bir Ayasofya Medresesi varmış ve YIKTIRILMIŞ!..


Medeniyetimize ait eserleri ortadan kaldırmaya ahdetmiş zihniyetin içler acısı bir icraatı daha...

Bir Ayasofya Medresesi varmış ve YIKTIRILMIŞ!..

Fatih 'in yaptırdığı ilk İstanbul medresesi olma özelliğine sahip bu güzelim yapı, müze Ayasofya’sına yakıştırılamadığı için acımasızca berhava edilmiş.


Fatih Sultan Mehmed 29 Mayıs 1453'te Bizans'ı fethedip şehire girdi­ğinde gerek Tâcizâdc Cafer Çelebi, gerek Tursun Bey'in haber verdiklerine göre, doğru Ayasofya'ya giderek. kubbenin üstüne kadar çıkıp bu muhteşem mabedi büyük bir ilgiyle incelemişti. Fetihte bizzat hazır bulunan Tursun Bey, Ayasofya ve çevresinin çok harap bir vaziyette bulunması üzerine Fa­tih'in üzülerek aşağıdaki şu ünlü Farsça beyti terennüm ettiğini kaydeder:

Örümcek Kisrâ'nın takında perdedârlık ediyor
Baykuş   Efrasyab 'ın   kalesinde nevbet vuruyor

İstanbul alındıktan sonra Fatih ilk iş olarak Ayasofya'da toplanmış
olan Bizans halkına hitaben can mal ve din özgürlüklerinin kendi
teminatında  olduğu   konusunda güvence vermişti.

Gerekli temizlik hemen başlatılarak bakımsız ve harap vaziyette kalmış olan Ayasofya, usul gere­ğince camiye çevrilmiş ve onarı­ma alınmıştı ve belli başlı Türk şe­hirlerinde varlığı görülen ulu ca­mi görevini artık Ayasofya, bir "cami-i kebir" olarak üstlenmiş bulunuyordu.

Camiin bakımı için gelir sağlaya­cak pek çok mülk ayrıldıktan sonra hizmetlerini görmek üzere de 620 görevli atanmıştı. İlk dö­neminde güneybatı köşesine bir ahşap minare yaptırılmış; Fatih Sultan Mehmed'in talimatıyla ya­pının kuzey tarafına bir de med­rese inşa ettirilmişti. Ondan sonra gelen Osmanlı padişahları da fe­tih sembolü olarak kabul edilen Ayasofya'ya büyük önem vermiş­ler ve bu konuda hiç bir fedakârlıktan kaçınmamışlardır.
Ayasofya Medresesinin kökü kazınmadan  önceki hali (Giriş ve batı kısmından bir görünüş)
Ayasofya Medresesinin kökü kazınmadan
önceki hali (Giriş ve batı kısmından bir görünüş)
 Ayasofya'nın "kutsal hikmet" manasına gelen Grekçe adı dahi değiştirilmeyerek hoşgörü kavramı bir kez daha dünyaya gösterilmişti. Özellikle II. Selim döneminde Mimar Sinan'ın yapmış olduğu destek payandaları ve onarımlar sayesinde yapının günümüze ka­dar ulaşması mümkün olabilmiş­tir. Ayrıca Sultan Abdülmecid dö­neminde (1839-1861) Fossati kar­deşlerin 1849 tarihleri arasında yaptıkları restorasyon çalışmaları da önemli yer tutar. Ayasofya'nın içinde bulunan figürlü mozaikle­rin üzerleri ince bir sıva ile örtül­müş olup bu uygulama ile bir ba­kıma bunların korunması sağla­narak günümüze kadar ulaşabil­meleri mümkün olmuştur.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Hırka-i Saadet'in Dört Asır Devam Eden ziyaret merasimi. Osmanlı padişahlarının Peygamber Efendimiz'e ve Hırka-i Saâdet'ine Hürmeti

Hırka-i Saadet'in Dört Asır Devam Eden ziyaret merasimi. Osmanlı padişahlarının Peygamber Efendimiz'e ve Hırka-i Saâdet'ine Hürmeti
Hırka-i Saadet'in Dört Asır Devam Eden ziyaret merasimi.
Osmanlı padişahlarının Peygamber Efendimiz'e ve Hırka-i Saâdet'ine Hürmeti


Ramazân-ı Şerifin on dördüncü günü, pâdişâh sabah namazını Hırka-i Saadet Dairesinde kılar. Sonra dâirenin temizliği yapılır ve pâdişâh bu hizmete bizzat iştirak ederdi. Pâdişâh şebekeleri silerken diğer vazifeliler de duvar ve pencereleri silerlerdi.


Hırka-i Saadet Dâiresi

Hırka-i Saadet Dâiresi (Has Oda), Topkapı Sarayı'nın en müstesna mekânıdır. Başta Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hırkası olmak üzere, "Mukaddes Emânetler - Emânât-ı Mübâreke" denilen mübarek eşya asırlar boyunca burada muhafaza edilmiştir.

Bu dâire, Fâtih Sultan Mehmed Han devri yapılarındandır. Yavuz Sultan Selîm Han tarafından Mu­kaddes Emanetler'e tahsis edilmiş, pek çok tamir ve tadilât görmüştür. Etrafı revaklı ve üstü dört kubbe ile örtülmüş bir binadır.

Hırka-i Şerif Camii (İstanbul - Fâtih)
Hırka-i Saadet Dâiresi'ni ziyaret eden evvelâ bu şadırvanlı kubbe altına girer. Şadırvan Kapısı'nın üs­tünde hattat pâdişâhlardan Sultan Üçüncü Ahmed Han'ın imzasıyla güzel bir "Besmele Hattı" vardır. Duvar, kapının iki yanında iki tuğra ve on sekizinci asra âit çinilerle tezyîn edilmiştir. Ve yine kapının iki yanında altın yaldızlı ve tunçtan yapılmış top şeklin­de iki billur fener vardır.

Şadırvanlı kubbenin sağındaki kubbenin altı "Arzhâne" adını taşır. Hırka-i Saadet Dâiresi'nin an'anevî ziyaret gününde (15 Ramazan'da) sadrazam ile şâir devlet erkânı ziyaretten evvel burada müsâfir edilirdi. Onun arkasındaki kubbenin altı da asıl Hırka-i Saadet Odası'dır.

Hırka-i Saadet Odası'nın bir san'at bedîası olan sedefli kapısı, Sedefkâr Vâsıf Bey'in eseridir. Eski ka­pı Sultan İkinci Mahmûd Han zamanından kalma ro­koko üslûbunda bir ahşap kapı idi.

Odanın dört penceresi ve duvara gömme üç do­labı vardır. Duvarlar on altıncı asrın en nefis çini pa­noları ile müzeyyendir. Fakat bu odada göze ilk ili­şen, bir köşeyi ve kubbenin altını dolduran som gü­müşten yapılmış büyük gümüş şebekedir. Altın yal­dızlı kabartma çiçekleri ile bu gümüş şebeke bir cennet köşkü halindedir. On altıncı asırda yapılmış olup başlı başına paha biçilmez bir eserdir. Büyük âlim ve Seyyah Evliya Çelebi'nin babası ve sarayın kuyumcubaşısı Derviş Zıllî Mehmed Efendi'ye Sultan Dördüncü Murad Han tarafından yaptırılmış olan bu şebekenin üzerinde yeşil çuha üstüne ağır sırma işlemeli perde­ler vardır. Odanın kapı ve pencere perdeleri de yine yeşil çuha üzerine ağır sırma işlemelidir.

"Mukaddes Emânetler" veya "Emânât-ı Mübâreke" denilen ve her biri hem dinî hâtıralar ve hem de san'at kıymeti bakımından kıymetine paha biçileme­yen hazîne, bu gümüş şebekenin içinde duran çek­mece ve sandıklarla duvarlara gömülmüş üç dolabın içinde muhafaza edilmektedir.

Bu eşya, Osmanlılar zamanında en kıymetli ku­maşlardan nefîs kılıflara, mahfazalara konmuş, kat kat, kıymetli bohçalara sarılmıştı. Bohçaları ve kılıfları muhafaza eden çekmeceler ve sandıklar da altından veya gümüşten yapılmış ve üzerleri elmaslar, yakut­lar, zümrütlerle tezyîn edilmiştir.

Hırka-i Saadet Dairesi'nin korunması, burada bu­lunan eşyanın muhafazası, bakımı, temizliği ve her türlü hizmetine Has Oda'nın Zülüflü Ağaları yani hasodalılar memur edilmiş idi. Bunlara Hırka-i Saadet hademeleri de denirdi.

Mukaddes Emânetler

2 Ocak 2012 Pazartesi

Galata Kulesi ve İstanbul'un Yeraltı Dehlizleri

Galata Kulesi ve İstanbul'un Yeraltı Dehlizleri


Harplerde topun kullanılmasından evvel şehirler, düşmanın gelişini, hazırlığını ve harekâtını yüksek kulelere çıkarak tesbit ederlerdi.

Düşman şehri zapt edecek olursa. İçeride kalan kimselere veya askerlere işbu kule barınak teşkil ederdi. Düşman şehre girdikten sonra dahi müdâfaaya devam ederlerdi.

Diğer taraftan kuleler yeraltı dehlizlerinin birleştiği yerdi. Şehir düştüğü zaman, kulenin tünellerinden kaçarlardı. İşbu keyfiyet Galata Kulesi için de geçerli idi; şehir surlarla üçe ayrılmıştır. Üç taraftan da, yeraltından Galata Kulesi'ne çıkan yol vardır. Birincisi Galata Kulesi'nden Cizvit Bostanı'nın içindeki kuyuya, ikincisi de Perşembepazarı'nda bulunan Bostandaki Yeni Câmi'nin yanına varırdı. Üçüncüsü ise Meyyit İskelesi tarafında idi.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Nedir Bu Ağlama Duvarı?

Nedir Bu Ağlama Duvarı?

Yahudilerin, Süleyman aleyhisselamın Kudüs’te yaptırdığı Beyt-ül-Makdis (Mescid-i Aksa)ten kaldığına inandıkları ve kutsal kabul ettikleri duvar. Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (batı duvar) dedikleri bu duvar zamanla Hıristiyanlığın tesiriyle “Ağlama Duvarı” olarak adlandırılmıştır. Yaklaşık 485 m uzunluğunda olan Ağlama Duvarı, toprak seviyesinin üstünde yirmi dört büyük taş sırası ile yer altında kalan on dokuz taş sırasından meydana gelir. Yüksekliği toprak seviyesinden itibaren 18 m olup 6 metresi mabed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12 m, yüksekliği 1 m, ağırlığı ise 100 tondan fazladır. 1967 Arap-İsrail (Altı Gün) Savaşına kadar sadece 30 metrelik kısmı ibadet için kullanılmaktaydı. Bugünkü haliyle duvarın en üstünde bulunan on bir sıra, İslami dönemden kalmadır. Geri kalan kısım ise hazret-i Süleyman zamanından kalma olmayıp Herod (Hirodes) dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır.

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...