Meşhurların Son Anları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Meşhurların Son Anları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2011 Pazar

Yavuz Sultan Selim'in Vefatı

Yavuz Sultan Selim'in Vefatı

Pâdişâhın nedîmi Hasan Can anlatıyor: "Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahrum olmadım. Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum. Bir hizmeti olmadığı zaman, onun arzusu üzerine yanında otururdum. Kâh mübarek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde idi. Cerrahların müdâhalesi esnasında, kâh omzuma dayanır, kâh cerrahların yaptıklarına bakmaya memur ederdi...

Vefatında Kur'ân-ı Kerîm okumak ve Kelime-i şehâdeti telkinde bulunmak vazifesini ben gördüm. Son nefesine kadar bir an yanından ayrılmadım. Hattâ son nefesini vereceği sırada, bu hakire hitap edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne hâldir?" Ben de dedim ki: "Sultânım, Allahu Teâlâ ile olacak zamandır."

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Ayaklarından Asılan Diktatör; MUSSOLİNİ

Ayaklarından Asılan Diktatör; MUSSOLİNİ

Bir zamanların astığı astık kestiği kestik idarecisi Mussolini, metresi Clara Tettaci ile birlikte Almanya ya doğru kaçıyordu. İkisi de Alman üniformaları giymişlerdi.

Mussolini artik eski haşmetli günlerin hayal olduğunu biliyordu.

Bundan böyle milyonlara hükmeden birisi olmayacaktı.

Bunu düşünmüş ve bundan sonra lüks içerisinde yasamak için tedbirini almıştı.

Metresi ile birlikte Almanya’ya iki yüz kilo altın ile çantalar dolusu yabancı döviz götürüyorlardı.

Bunlar kendilerine ömür boyu yeterde artardı...

Yol boyu giderken yaşadığı hızlı günler ve ikbal merdivenlerini süratle tırmanışı gözlerinin önünde canlandı.

Demirci olan babası koyu bir sosyalistti. Babası kendisini de koyu bir sosyalist olarak yetiştirmişti.

Bir müddet öğretmenlik yapan Mussolini, askerlik yapmamak için isviçre'ye kaçmıştı (1902)

ilerlemenin askerlik yoluyla mümkün olduğunu görünce 1915'te İtalya saflarında cepheye gitmiş ve yaralanmıştı.

Cepheden döndükten sonra gazete çıkarmış ve gururları okşadığı için devamlı surette Milliyetçilik fikrini islemişti.

Mussolini'nin yıldızı gittikçe parlıyordu. 1921'de Duke (faşist partisi) şefi olmuştu. 29 Ekim 1922'de başbakanlığa getirildikten sonra bütün ipleri eline almak için hızlı bir çalışmaya koyulmuştu.

21 Haziran 2011 Salı

Yavuz Sultan Selim Han'ın Vefatı

Yavuz Sultan Selim Han'ın Vefatı


Pâdişâhın nedîmi Hasan Can anlatıyor: "Hastalığı sırasında ona hizmet etmek şerefinden bir an mahrum olmadım. Geceleri sabahlara kadar, mum gibi için için yanarak karşılarında dururdum. Bir hizmeti olmadığı zaman, onun arzusu üzerine yanında otururdum. Kâh mübarek elleri elimde, kâh asîl ayakları dizimde idi. Cerrahların müdâhalesi esnasında, kâh omzuma dayanır, kâh cerrahların yaptıklarına bakmaya memur ederdi...

Vefatında Kur'ân-ı Kerîm okumak ve Kelime-i şehâdeti telkinde bulunmak vazifesini ben gördüm. Son nefesine kadar bir an yanından ayrılmadım. Hattâ son nefesini vereceği sırada, bu hakire hitap edip buyurdular ki: "Hasan Can, bu ne hâldir?" Ben de dedim ki: "Sultânım, Allahu Teâlâ ile olacak zamandır."


Buyurdular ki: "Bizi bunca zamandan beri kimin ile bilirdin? Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu gördün?" Ben dahî dedim ki: "Hâşâ ki, bir zaman Allâhü Teâlâ'nın adını anmayı unuttuğunuzu görmüş olayım. Lâkin bu zaman başka zamanlara benzemediği için, ihtiyaten söylemeye cesaret eyledim."
Kısa bir ân geçtikten sonra; "Yâsîn sûresini oku!" diye ferman buyurdular. Emr-i hümâyûnları gereğince, Yasın suresini hatmettim. Benimle beraber okudular.

İkinci defa okurken; "Selâmün kavlen min Rabbirrahîm" âyetine geldiğim zaman gördüm ki, mübarek dudakları bu âyet-ı kerimeyi okuyarak hareket eder ve o anda, önce sağ şehadet parmağını kaldırıp diğer mübarek parmaklarını sıkıp temiz ruhunu teslim etti."

"Son anında bile göbeği yıldız görmedi.." KOCA YUSUF

Namazını Kılmadan Mindere Çıkmazdı; KOCA YUSUF

Fransız bandıralı La Bourgogne Transatlantiği'nin güvertesinden enginleri seyreden Koca Yusuf, geminin kuş gibi uçarak, bir an önce kendisini vatanına kavuşturmasını istiyordu. Aylardır, Avrupa'yı ve Amerika'yı dolaşmış, dünyanın namlı pehlivanlarıyla güreş tutmuş, hepsinin de sırtını yere getirmişti. Artık bütün dünya kendisinden, "dünya şampiyonu" diye bahsetmekteydi. Yusuf, vatanından ayrılırken, "keferelerin sırtını yere vuracağım" demiş ve dediğini yapmıştı. Gurbet elde daha fazla kalmaya tahammül edemiyordu. Vatanı, ailesi gözünde tütmeye başlayınca, her şeyi bir tarafa bırakarak yola çıkmağa karar vermişti.

5 Haziran 1898 gününe kadar yolculuk gayet sakin geçti. Koca Yusuf o gün yüreğinin sıkıldığını hissediyordu. Ferahlamak için abdest aldı. Nafile namazı kıldı. Daha sonra güverteye çıktı. İşte tam o sırada müthiş bir gümbürtü duydu. Bindiği gemi, İrlanda bandıralı Crmartyshire gemisiyle çarpışmıştı.


Okyanus'un ortasında bir fındık kabuğunu andıran gemi gittikçe sulara gömülmektedir. Yolcular büyük bir telaşla sağa sola koşuşmakta, filikalara binmek için birbirlerini ezmektedirler.Koca Yusuf, gemiden ayrılmadan önce, ne olur ne olmaz diye iki rekat namaz kıldı. Daha sonra filikaya binmek üzere denize atladı. En yakın bir filikaya doğru gitti ve kenarından tutundu. Tayfalarla yolcular, Koca Yusuf un binmesiyle kayığın batacağından çekinerek bu koca pehlivanın binmesine engel olmaya çalıştılar. İlk önce kürekle ellerine vurdular. Koca Yusuf un parmaklarını kayığın kenarından sökememiş-lerdi. Cihan pehlivanının parmakları mengene gibi kayığın kenarlarını sımsıkı kavramıştı.

Tayfalar, ellerindeki baltayı insafsızcasına Koca Yusuf un bileklerine vurmağa başladılar ve bu şanlı pehlivanın bileklerini kopardılar. Koca Yusuf, son ânının geldiğini anlayınca kelime-i şehâdet getirdi. Kayıktakiler dünya şampiyonunun bu son sözlerini duymuşlardı. Uzaklaşan filikalar, deniz üzerinde sadece bir vücudun sırt üstü değil de yüzü koyun durduğunu gördüler. Bu, Koca Yusuf un vücuduydu. Son ânında bile, "göbeği yıldız görmemişti"...

5 Mayıs 2011 Perşembe

Osmanlı'ya Tahammül Edemeyen Rus Çarı İntihar Etti

Osmanlı'ya Tahammül Edemeyen Rus Çarı İntihar Etti
Osmanlı Devleti Zafer Üstüne Zafer Kazanınca Rus Çarı I. NİCOLAS İntihar Etti!


Rus Çarı I. Nicolas, Osmanlı'nın zafer üstüne zafer kazandığını duydukça kahroluyordu

İslâm'ın bu amansız düşmanı, Osmanlı devletinin hasta yatağına düştüğünü söylemiş ve "hasta adamın" mirasından pay almak için alelacele savaş açmıştı. Fakat hesapları tutmamıştı. Hasta dediği Osmanlı Devleti dimdik karşısındaydı ve Rus ordularına darbe üstüne darbe indiriyordu.

Osmanlı ordusu ilk önce 5 Kasım 1853'te Rus ordusunu bozguna uğratmıştı. Bu savaşta 1200 Rus askeri ölmüştü.

5 Ocak 1854'te Rus orduları Çatana'da büyük bir bozguna uğramıştı.

17 Nisan 1854'te Vidin'in karşısında ve Tuna üzerinde bulunan Kalafat'taki çarpışmalar da yine Osmanlı ordusunun zaferiyle neticelenmişti.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ülkeleri Titreten Adam Bu mu? Bir Başka Açıdan Napolyon...

Ülkeleri Titreten Adam Bu mu? Bir Başka Açıdan Napolyon...

Saint –Helena’daki, uzandığı kirli şiltenin üzerinde kıvranmaktaydı. Büyük acı çektiği belliydi. Boğulurcasına öksürüyor, nöbet geçince de inleyip acı ile bağırıyordu. Bulunduğu oda oldukça loştu. İçeriye, tavana yakın bir yerde bulunan demir parmaklı küçücük bir hücreden belli belirsiz bir ışık sızıyordu. Odanın demir kapısının üst kısmında da demir parmaklıklı bir demir vardı.

Mahkûmun inlemelerinin arttığını gören kapıdaki İngiliz askeri, kapı deliğinden içeri bir göz attı. Kıvranıp bükülen mahkûm, bir yumak olmuştu. Nöbetçi, saçı sakalına karışmış, elbiseleri yer yer yırtılmış mahkûmu uzun uzun süzdü “Ülkeleri titreten adam bu mu?” diye düşündü.

Son derece hırslı, gururlu, şan, şöhret düşkünü adam ne hale gelmişti. Sağ eli yeleğinin cebinde mağrurane duruşuyla, süslü apoletleriyle bütün Avrupa’yı hatta dünyayı kendisi ile meşgul eden adam, şimdi iki büklüm yatıyordu. Üzerinde ne imparator elbisesi, ne de harp meydanında giydiği apoletli, altın sırmalı elbisesi vardı….

Nöbetçi, mahkûmun feryatlarının arttığını görünce kapıyı açtı, gidip başını kaldırdı. Mahkûmun yalvarırcasına kendisine baktığını görünce bir an durakladı. Ne yapmalıydı?.. Kucağındaki adam kendileriyle savaşmıştı. Düşmanlarıydı. Kendi haline mi bırakmalı yoksa bir doktor mu çağırmalıydı?... “En iyisi kumandana söyleyeyim” dedi kendi kendine..Mahkûmun iyice küçülmüş vücudunu yatağa bıraktı. Meşhur mahkûmun son halini gören nöbetçi düşünüyordu. Şimdi kendisine yalvarırcasına bakan bu adam, şöhret merdivenlerinin en üstüne tırmanmış birisiydi. Teğmenlikten generalliğe oradan da imparatorluğa yükselmişti. Bu hızlı tırmanış esnasında kazandığı unvanların çoğunu da kendi kendisine vermişti ama o duruma gelinceye kadar da neler yapmamıştı ki?

Fransız devrimi esnasında, Korsika’daki faaliyetleri ile ismini duyurmaya başlamış, o tarihten itibaren zaman zaman zirveye çıkıp inmişti.

Avusturya’ya karşı çarpışan İtalya ordusunun başına geçmiş, Venedik devletini ortadan kaldırmış, nerede daha hızlı yükseleceğine inanmışsa, oraya gitmekten çekinmemişti.

Bu hırslı adam gözünü Osmanlı topraklarına da dikmişti. Ancak Akka’da yediği şamar bütün planlarını alt üst etmişti. Cezzar Ahmet Paşa’nın kumandası altındaki bir avuç Osmanlı askeri koca Fransız ordusunu perişan etmişti.

Örnek değil İbrettir O... Ölürken Allah'a Küfür Ediyordu.. Ziya Gökalp...

Örnek değil İbrettir O... Ölürken Allah'a Küfür Ediyordu.. Ziya Gökalp...


“Başında kuzunun bulunduğu aslanlar ordusu aslında kuzular ordusudur” demiş bir düşünür…
Yaklaşık bir buçuk asırdır milletimize, aslan postu giydirilmiş kuzular, büyük önder, büyük mütefekkir, büyük siyasetçi ve devlet adamı olarak tanıtıldılar…
Bunları büyük bilip aldanan milletimizin aslanca duruşu ve mücadeleleri de tesirsiz, sonuçsuz bırakıldı…
İşte son asırda ülkemizdeki vatanseverlere, milliyetçilere, dindarlara, bir ülküsü olanlara çok büyük bir aslan gibi sunulan Ziya Gökalp de aslında bu kuzulardan biriydi..
Bakın gerçekte bize tanıtılanın aksine nasıl bir Ziya Gökalp yaşadı;
---



Ziya Gökalp Fransız Hastanesine yatırıldığında bitkin bir vaziyetteydi. Yataktan kımıldayamıyordu.


Gökalp’ın hastalığı ağırlaştıkça asabiliği de artıyordu. En ufak bir hadiseye öfkeleniyor, bağırıp çağırıyordu. Öldüğü gece de başını duvardan duvara çarpmıştı.

Ziya Gökalp’ın öldüğü geceyi Necip Fazıl şu şekilde naklediyor;


“Ziya Gökalp’ın Allah’ a karşı tavrına ait bir müşahede(gözlem)…

Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise… Benim kırk yıllık bir hatıram…

Bundan kırk küsur yıl önce, Abdülhak Hamid’in evinde bir hanımefendiyel tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa’da geçmiş, ne Ziya Gökalp’ı tanıyan, ne Türkiye’yi, Türk Edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış bir kimse… Kimsenin kastla, ne lehinde olabilir, ne aleyhinde..

Ben Abdülhak Hamit’e, Ziya Gökalp’ın dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi…

“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız hastanesine yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu.Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum. Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş(milletvekili). Profesörmüş…ismini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, SABAHA KADAR ALLAH’A EN GALİZ(AĞIR) KELİMELERLE SÖVDÜ… O kadar fena oldum ki bu hal karşısında odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’ a inanmazmış…”

Hem Allah’a inanma.Hem ona söv!

10 Nisan 2011 Pazar

Canavarca Yaşa, Uluyarak öl; LENİN

Canavarca Yaşa, Uluyarak öl; LENİN

Sovyetler Birliğinin bir numaralı isminin yaşadığı evden yükselen çığlıklar, o civarda yaşayanların tüylerini ürpertiyordu. Moskova'nın 60 kilometre güneyinde bulunan dinlenme evinde bulunan Lenin hayatının son günlerini yaşıyordu ve hemen hemen 24 saat boyunca tiz çığlıklar atıyor, ızdırap içerisinde feryad ediyordu.


Onun yakınında bulunanlar, nâdir kişinin görebileceği ibret tablosunu ürpererek seyrediyorlardı.


1917'de gerçekleşen "Bolşevik Devrimi"nin lideri, 7 sene ülkenin bütün iplerini elinde bulunduran, astığı astık, kestiği kestik olan, on binlerce "muhalifi türlü yollarla ortadan kaldıran Lenin, şimdi ne hallere düşmüştü. Türlü hastalıklardan ayrı olarak aklını da yitirmişti. Bazan normal "deli" olurken, bazan "zır deli" olup çıkıyor, gözleri yuvalarından fırlıyor, cinnet geçiriyor, bağırıp çağırıyordu. Felçli olmamış, diğer hastalıklardan dolayı ızdırap içerisinde kıvranmamış olsaydı, etrafı kırıp geçireceği muhakkaktı.



Hastalıklar pençesinde...

Ateist ve materyalist bir dünya görüşünü benimseyen, Kâinatın sahibi olan Allahu Teâlayı inkar eden ve bu inkarını "resmî ideoloji" haline getiren, iktidarın gücüne güvenerek fîravunlaşan Lenin, gözle görünmeyen mikropların "esiri" olmuştu. Kıvranıp duruyordu. Zaten hayatının son yıllarında hep acılar içerisinde kıvranmıştı. 

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...