ramazan orucu hakkında meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ramazan orucu hakkında meseleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Oruç tutamayan ihtiyar ne yapar

Oruç tutamayan ihtiyar ne yapar
Oruç tutamayan ihtiyar ne yapar

Oruç tutmaya gücü yetmeyen, kendisine fıkıh kitaplarında "şeyh-i fâni"denilen çok yaşlı kimse ne yapmalıdır?

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Rasulullah (s.a.v.)'ın Ramazan Hutbesi

Rasulullah (s.a.v.)'ın Ramazan Hutbesi
Rasulullah (s.a.v.)'ın Ramazan Hutbesi

Selmân-ı Fârisi (r.a) anlatıyor: Resûl-i Ekrem Efendimiz, Şabanın son gününde bize irâd ettiği bir hutbede şöyle buyurdular:

— Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi. Bu öyle bir ay ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allahü Teâlâ Hazretleri o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan başka aylarda bir farz edâ etmiş gibi sevaba nail olur. Bu ayda bir farz ifâ etmek başka aylardaki yetmiş farz yerine geçer. Bu ay, Allah için açlık ve susuzluğun, tâat ve ibâdetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Bu ay mü'minin rızkını artıracak aydır. Bu ayda her kim bir oruçlu mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş, günahının bağışlanmasına ve ateşten âzâd olmasına sebep olduğu gibi, oruçlunun ecrinden de hiçbir şey eksiltmeksizin, onun ecri kadar sevaba nail olur. As-hab'dan bazıları:

Yâ Resûlallah, hepimiz oruçluya iftar edecek birşey verecek durumda değiliz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:

— "Allahü Teâlâ bu sevabı bir tek hurma ile bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir", buyurdular.

Orucun farzları ve kısımları

Orucun farzları ve kısımları
Orucun farzları ve kısımları

Oruç, ibâdet niyetiyle imsaktan güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsî münâsebetten kendini men etmektir.

Orucun Farzları: 
1- Niyet etmek 
2- Niyetin ilk ve son vaktini bilmek, 
3- İkinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, orucu bozan şeylerden kendini tutmaktır. 

Oruca başlama zamanına "imsak", orucu açmaya da "iftar" denir.

Oruç altı kısımdır: 

Ramazan ayının fazileti

Ramazan ayının fazileti
Ramazan ayının fazileti

"Ramazan" ismi lügatte; temizlik, yakmak ve keskinlik mânâlarına gelir. "Ramazan"; yaz sonunda yağıp, yer yüzünü tozdan temizleyen yağmur mânâsına da gelir. Bu yağmur yeryüzünü temizlediği gibi, Şehr-i Ramazan da, ehl-i îmânı günahlardan yıkayıp, kalplerini temizler.

Yine; kızgın yerde, yalın ayak yürürken yanmak mânâsına gelir. Bu ayda çekilen açlık, susuzluk ve ızdırap sebebiyle Cenâb-ı Hak, kulunun günahlarını yakar.

Diğer bir mânâsı da, kılıcı inceltip keskinleştirmek için, iki taş arasına koyup dövmektir. Her türlü kötülük ile bezenmiş olan nefis, bu ayda tutulan oruç ve yapılan diğer ibadetler ile terbiye edilir.

"Ramazan" isminin Cenâb-ı Hakk'ın güzel isimlerinden biri olduğu rivayeti de mevcuttur. (Elmalılı, 1-643/44) âyet-i kerimede meâlen:

"Ramazan ayı ki, insanları İrşad için hak furkânı, hidâyet delili beyyineler hâlinde, Kur'ân onda indirildi. Onun için, sizden her kim bu aya hazır olursa, onda oruç tutsun...", buyurmaktadır. (Bakara sûresi, 185)

Mûsâ (a.s.) Cenâb-ı Hak ile konuşurken sordu: 'Yâ Rabbi! Bana, seninle konuşma nimetini bahşettin. Acaba bana verdiğin bu nimetin benzerini, başka bir kuluna verdin mi?" Bunun üzerine Cenâb-ı Hak: "Yâ Mûsâ Benim öyle kullanm var ki, ben onları âhir zamanda göndereceğim. Ve onlara Ramazân-ı Şerif ayını ikram edeceğim. İşte o kullarıma, senden daha yakın olacağım. Çünkü sen, benimle, aramızda yetmiş bin perde olduğu hâlde konuşuyorsun. Ümmet-i Muhammed, oruç tuttuğu, dudakları beyazlayıp, renkleri sarardığı zaman, iftar edecekleri vakit, benimle onlar arasındaki olan bütün perdeleri kaldırırım. Yâ Mûsâ, müjdeler olsun Ramazân-ı Şerif ayında susuzluktan ciğeri yanana ve karnı acıkana."

22 Temmuz 2012 Pazar

Orucu bozup sadece kaza icap ettiren şeyler

Orucu bozup sadece kaza icap ettiren şeyler
Orucu bozup sadece kaza icap ettiren şeyler

1- Oruç hatırında iken boğazına birşey kaçmak, 
2- Ağzına aldığı veya burnuna çektiği su boğazına kaçmak,
3- Niyetin vakti geçip öğleden sonra niyet etmek,
4- Unutarak yedikten sonra, orucu bozulmadığı halde herhangi bir şeyi kasden yemek,
5- Ağzına giren kar veya yağmur suyunu yutmak,
6- İğne vurdurmak,
7- Burnuna ilaç çekmek,
8- Kulağına yağ akıtmak,
9- Fecr-i sâdık doğmadığı zannı ile sahur yemek,
10- Güneş battığı zannı ile iftar etmek,
11- Kusmuğunu ağzından çıkarmayıp yutmak, 12-Arkadaşının veya zevcesinden başkasının tükrüğünü yutmak,

Oruç tutmak kimlere farzdır? Ve oruca dair çeşitli hükümler

Oruç tutmak kimlere farzdır?
Oruç tutmak kimlere farzdır?



Orucun farz olmasının şartlarını 3 maddede toparlayıp izah edebiliriz:

1. Müslüman olmak.
Ramazan ayında oruç tutmak Müslüman'a farzdır. Gayr-i müslimler İslâm'a ait emir ve yasaklarla mükellef bulunmazlar. Sonradan İslâm'a girince geçmiş yıllara ait namaz ve oruç gibi ibâdetleri kaza etmeleri de gerekmez. Hanefîlere göre gayr-i müslimin âhiret azabı, temeldeki küfrün cezasıdır.

Ramazan ayı içerisinde Müslüman olan kimse, geride kalan günlerin orucunu tutar. Geçmişe ait günahları affedilir. Nitekim Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) İnkâr edenlere söyle ki: Eğer (sana düşmanlıktan) vaz geçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır." (S. Enfal, 38)

2. Erginlik çağında ve akıllı olmak.
Çocuğa, akıl hastasına, baygın kişiye veya sarhoşa oruç tutmak farz değildir. Bunlar oruç tutmaya ehil olmadıkları için, emrin muhatabı olmazlar. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: erginlik çağına ulaşıncaya kadar çocuktan, aklı yerine gelinceye kadar akıl hastasından, uyanıncaya kadar uyuyandan." (S. İbn-i Mâce, Talak, 15)

Nefs-i emmare oruçla sükunet bulur


Nefs-i emmare oruçla sükunet bulur
Nefs-i emmare oruçla sükunet bulur


Oruç, "takvâ"ya vesiledir. Takva ise, Allah'ın emirlerine boyun eğerek azabından sakınmak, cezayı gerektiren davranışlardan nefsi uzaklaştırmak suretiyle korunmaktır... İnsanın mâsivâdan, yani Allah'tan uzaklaştıran şeylerden kaçınmasıdır. 


Takvanın zahiri, hududu muhafaza, bâtını ise niyet ve amelin ihlâslı olmasıdır. Keza, helâl ve mübahlarda ölçülü davranmak, şüphelilerden kaçınmaktır. İşte Mevlâmız, orucun, böylesine kıymetli bir haslete sahip olmamıza vesîle olacağını beyan ettiği âyet-i kerimesinde buyuruyor, ki: "Ey îmân edenler! Takva üzere olasınız diye, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de oruç tutmak farz kılınmıştır." (S. Bakara, 183)


Oruç, yıl boyunca yorulan insan vücudunu dinlendirir, ona sıhhat kazandırır. Zira Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), "Oruç tutun, sıhhat bulun" buyurmuşlardır.


Oruç, nefisle cihaddır. Şehevî arzuları kırmada bir kalkandır. Resûl-i Ekrem Efendimiz, bilhassa evlenme imkânı bulamayan gençlere orucu tavsiye ederek şöyle buyurmuşlardır: "Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin; çünkü evlenmek, gözü daha çok muhafaza eder, iffeti dana fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler ise oruç tutsun; zira oruç, bir kalkandır." (Buhârî, Savm, 10)

İbnü'l-Hümâm (v. 1457) rahmetullâhi aleyh Fethu'l-Ka-dîr isimli eserlerinde, orucun, pek çok faydaları sebebiyle meşru kılındığını belirttikten sonra, ehemmiyetine binâen üç tanesini şöyle zikreder:

Oruç ve faydaları

Oruç ve faydaları
Oruç ve faydaları

"Oruç"un kelime mânâsı, bir şeyden uzaklaşmak, bir şeye karşı kendini tutmaktır. İslâmî tâbir olarak oruç; tutmaya ehil olan kimselerin, niyet ederek, ikinci fecirden itibaren güneşin batışına kadar orucu bozan şeylerden kaçınıp korunmalarıdır. Diğer bir ifadeyle oruç; belli bir süre, yani imsak vaktinden akşam namazı vaktine kadar yeme-içme, ilaç kullanma, cinsî arzu ve isteklerden uzak durmaktır.

Kur'ân-ı Kerim'de orucun adı, "savm"ve "sıyâm"dır. Her iki kelime de masdardır. "Sıyâm" kelimesi "savm" kelimesinin cem'îsi (çoğulu)değildir. Gerçi "sıyam" cem'î de olur; lâkin oruç mânâsına gelen savm'ın değil, oruç tutan mânâsına olan "sâim" kelimesinin cem'îsidir.

Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Sabah vakti beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya kadar yiyiniz, içiniz." (S. Bakara, 187) Bu âyet-i kerimedeki "hayt (iplik)" kelimesi, mecaz mânâda kullanılmıştır. Bununla gündüzün beyazlığı ve gecenin siyahlığı arasındaki sınır kastedilmiştir. İbn-ü Abdil Berr (ra), Resûlüllah (s.a.v.)'ın, "Bilâl gece vakti ezan okur, İbnü Ummi Mektûm'un ezanına kadar yiyin, için" (Buhâri, Ezan, 11) hadîs-i şerifi hakkında şöyle der: "Bu hadis, beyaz ipliğin sabah vakti olduğuna delildir. Çünkü sahur vakti ancak, sabah vaktinden önce olur." Hz. Bilâl (r.a.) sahur için, İbnü Ümmi Mektûm (r.a.) ise, sabah namazı için ezan okuyordu.

Neden saatleri farklı olan ramazan imsakiyeler var?

Neden saatleri farklı olan ramazan imsakiyeler var?
Neden saatleri farklı olan ramazan imsakiyeler var?
" Bilhassa yatsı ve imsak vakitlerinde, telâfisi kabil olmayacak derecede farklılıklar ortaya çıkmaktadır. "

TAKVİM VE İMSAKİYELER NEDEN FARKLI?

Memleketimizde çeşitli firmalar tarafından takvimler hazırlanmakta ve imsakiyeler dağıtılmaktadır. Bu takvim ve imsakiyelerdeki namaz ve imsak vakitleri ise, maalesef iki farklı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bazıları, senelerdir kullanılmakta olan ve Ehli Sünnet ve'l-Cemaat kıstaslarına göre doğruluğunda en küçük bir şüphe ve tereddüt bulunmayan kriterleri esas almakta; bazıları da, Diyanet İşleri Başkanlığının 1983'ten sonraki hesaplamalarına göre hareket etmektedirler.

Vakit; namazın edası için şart, vücûbu için de sebeptir ve bu hususta namazla oruç müşterektir. Gerek namaz ve gerekse oruca zamanında başlanmaz ve zamanında bitirilmezse, bu ibâdetlerin boşa gitme tehlikesi vardır. Bu sebeple vaktin doğru tesbit ve tâyini hususu çok mühimdir.

1983 yılına kadar memleketimizde neşrolunan bütün takvimlerin namaz ve imsak vakitleri aynı idi. Fakat 1983'ten itibaren Dinişleri Yüksek Kurulunun 21.01.1982 tarih ve 6 sayılı kararı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, asırlardan beri ülkemizde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim, fakih ve râsıdları ile mü'minlerin emîrleri tarafından tasvip edilmiş bulunan derecelerde değişikliğe gitmiş, temkin vakitlerini de kaldırmıştır. İşte bundan dolayıdır ki, ortaya iki farklı vakit cetveli çıkmıştır. Bununla beraber, 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını -Diyanet İşleri Başkanlığı dâhil- herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf bahis mevzuu değildir. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde/bildiride şöyle deniliyor:

"1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir."

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...