ABD Amerika Birleşik Devletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ABD Amerika Birleşik Devletleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2012 Perşembe

Amerikalılar Şokta. Rus nükleer denizaltısı Amerikan kıyılarında bir ay dolaştı, fark edilmedi.

Amerikalılar Şokta. Rus nükleer denizaltısı Amerikan kıyılarında bir ay dolaştı, fark edilmedi.
Amerikalılar Şokta. Rus nükleer denizaltısı Amerikan kıyılarında bir ay dolaştı, fark edilmedi.

Uzun menzilli füze kapasiteli Rus nükleer denizaltısının Amerikan kıyılarında bir ay kadar dolaştığı, Amerikan Deniz Kuvvetleri'nin herhangi bir alarm durumuna geçmediği iddia edildi.

31 Temmuz 2012 Salı

ŞAM'daki bombalı saldırılardan Suudi Arabistan istihbaratı mı sorumlu? Misilleme olarak Suudi İstihbarat şefi Bandar bin Sultan öldürüldü mü?

ŞAM'daki bombalı saldırılardan Suudi Arabistan istihbaratı mı sorumlu?  Misilleme olarak Suudi İstihbarat şefi Bandar bin Sultan öldürüldü mü?
ŞAM'daki bombalı saldırılardan Suudi Arabistan istihbaratı mı sorumlu? 
Misilleme olarak Suudi İstihbarat şefi Bandar bin Sultan öldürüldü mü?

18 Temmuz’da Şam’da gerçekleştirilen bombalı saldırının arkasında Suudi Arabistan İstihbarat Teşkilatı'nın olduğu, Suriye’nin ise Şam’daki patlamaya misilleme olarak Suudi Arabistan’ın ABD eski büyükelçisi ve Suudi İstihbarat Teşkilatı Şefi Prens Bandar bin Sultan’ı öldürdüğü iddia edildi.

Suriye Savunma Bakanı dâhil olmak üzere birçok bakanın ve devlet görevlisinin ölümüyle sonuçlanan bombalama olayının arkasında Suudi Arabistan’ın ABD eski büyükelçisi ve İstihbarat Teşkilatı Başkanı Prens Bandar bin Sultan’ın parmağı olduğunu öne sürdü. Bandar bin Sultan yönetimindeki Suudi İstihbarat Teşkilatı’nın CIA’dan aldığı lojistik destekle Suriye Ulusal Güvenliği Genel Merkezi’ni bombaladığı iddia edilirken, Suriye’nin ise Şam’daki patlamaya misilleme olarak 26 Temmuz’da Riyad’da gerçekleştirilen bir bombalı saldırıda Bandar bin Sultan'ı öldürdüğü öne sürüldü. Press Tv de, 22 Temmuz'da Riyad’daki Suudi İstihbarat Teşkilatı Genel Merkezi’nin bombalandığını, olayda Bandar bin Sultan’ın yardımcısının öldürüldüğünü yazmıştı.

Suudi Arabistan Suriyeli muhaliflerin saldırılarını kışkırtıyor

Suriye'deki teröristleri ABD Baş Konsolosluğu yönetiyor

Suriye'deki teröristleri ABD Baş Konsolosluğu yönetiyor
Suriye'deki teröristleri ABD Baş Konsolosluğu yönetiyor


Türkiye plakalı TIR’larla 500 sefer askeri mühimmat ve malzeme sevkiyatı yap ıldı


Suriyeli teröristleri ABD’nin Adana Başkonsolosu Daria Darnell yönetiyor


Suriye’de iç karışıklar başlatıldıktan sonra İncirlik Üssü’nde, 5.000 muhalif önder ve militan ile diğer Suriye'lilere askeri eğitim verildi. Süreci, ABD’nin Adana Başkonsolosu Daria Darnell yönetiyor


Suriyeli muhalifler, İncirlik Üssü’ndeki Kozmik Kriz Merkezi’nden sevk ve idare ediliyor. Suriye’deki terör olaylarının başlamasından bu yana süreci bizzat ABD’nin Adana Başkonsolosu Daria Darnell yönetiyor. Konsolosluk’a yakın kaynaklar, Daria Darnell’in faaliyetleri hakkında şu bilgileri verdi:


“Türkiye plakalı TIR’larla muhalif güçlere ulaştırılmak üzere 500 sefer askeri mühimmat ve malzeme sevkiyatı yapıldı. Son sistem savaş uçaklarını vuracak yeteneğe sahip Oto üzerine monteli 50 rampa ve füze, roket, mühimat gönderildi. Tüm bu eylemler Türkiye’nin bilgi ve desteğiyle gerçekleştirildi.”


Kozmik Kriz Merkezi
ABD’nin Adana Konsolosluğu’na yakın kaynaklar, “Daria Darnell, bölgede üç yılını doldurdu” dedi. Kaynaklar, şu bilgileri verdi: “Daria Darnell, başta Ortadoğu devletleri olmak üzere, bölge ülkelerinde muhalif cepheler yaratmak için faaliyet gösterdi ve bu cepheleri başkaldırı yapacak seviyeye getirdi. Darnell, başından beri Suriye’de kendisinin yaratığı muhalefeti, İncirlik Üssü’ndeki Kozmik Kriz Merkezi’nden sevk ve idare etti."


“Daria Darnell’ın talimatıyla en son sistem silahlar verildi. Silah kullanacak militanlar, ABD’den gelen askeri uzmanlarca en iyi şekilde eğitildi. Suriyeli muhaliflere askeri silah mühimat ve diğer lojistik destek sağlandı. Mart 2012 itibariyle Türkiye plakalı TIR’larla muhalif güçlere ulaştırmak üzere 500 sefer askeri mühimmat ve malzeme sevkiyatı yapıldı. Suriye’de yakılan birçok TIR bu navlunları gerçekleştirenlerdir.”
50 rampa ve füze


Suriye’de iç karışıklar başlatıldıktan sonra İncirlik Üssü’nde, 5000 muhalif önder ve militan ile diğer Suriyeliler’e askeri eğitim verildiğini belirten kaynaklar, şu noktalara dikkat çekti:


“Bugün itibariyle muhaliflerin elinde bulunan ABD’ye ait yüksek sayıda, ağır ve hafif silah bulunmaktadır. Bu silahların eşdeğeri Suriye devlet ordusunun elinde dahi yoktur. ABD tarafından Suriye’deki isyancılara ulaştırmak üzere bugüne kadar peyderpey 25 milyon dolar nakit para verildi. Ayrıca 25 bin ağır ve hafif silah ile bunlarda kullanılacak mühimmat gönderildi. Son sistem savaş uçaklarını vuracak yeteneğe sahip, Oto üzerine monteli 50 rampa ve füze, roket, mühimat gitti.”


Türkiye’nin bilgisi var


Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar, Daria Darnell’ın faaliyetlerini Türkiye’nin de desteklediğini ifade ettiler. Kaynaklar, “Daria Darnell, ABD Dışişleri Bakanlığı’na sunduğu raporunda, Suriye’deki iktidarın Kasım 2012’ye kadar yönetimden uzaklaştırılacağına dair eylem planını iletti. Ayrıca tüm bu eylemler Türkiye’nin bilgi ve desteği ile gerçekleştirildi. Bu konuya ait her türlü bilgi ve belge Türkiye Cumhuriyeti devletinin arşivinde mevcuttur” ifadelerine yer verdiler.


‘Melek yüzlü şeytan’


ABD’nin Adana Konsolosluğu’na yakın kaynaklar, “Daria Darnell iki özel görevi ifa etmek için Temmuz 2009’da Adana’da görevlendirildi” dedi. Kaynaklar, Darnell’ın ilk görevinin Türkiye olduğunu belirtti ve şunları söyledi:


“Daria Darnell, Türkiye Kürtlerini manuple etmek ve eğitmek için görev aldı. Kürtlerle, Süryanilerle ve Ermenilerle yardımlaştı. İlişkilendiği bu etnik guruplara her türlü uluslararası siyasi buluşturma desteğini sağladı. PKK’yı KCK’laştırarak siyasalaşmasını çabuklaştırdı. Üç yıl içerisinde 374 kamu kurum yöneticisi, yerel yönetici ve STK’ları ziyaret ettti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde 21 kilise açılışına katıldı. Bölgede yaşayan etnik grupları biraraya getirdi. Bilhassa çeşitli nedenlerle bölgeden göç eden Süryani ve Ermenilere çağrıda bulunarak “yaşadıkları topraklara dönmeleri” konusunda öğütlerde bulundu. 500 başarılı Kürt öğrenciyi ABD’ye eğitime gönderdi. Doğu, Güneydoğu ve Çukurova Bölgesi illerinde ABD’ye ait 230 dil kursu açtırdı. Demokratik özerklik ve siyasal mücadele için bilgilendirmeler yaptı; örgütlerin taleplerini Washington’a rapor etti.”
Adana’daki sinir merkezi Reuters’te

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Dünyada en büyük soykırımı suçlusu Amerika Birleşik Devletleri'dir. Tam yetmiş milyon kızıl deriliyi katl ettiler

Dünyada en büyük soykırımı suçlusu Amerika Birleşik Devletleri'dir. Tam yetmiş milyon kızıl deriliyi katl ettiler
Dünyada en büyük soykırımı suçlusu Amerika Birleşik Devletleri'dir. Tam yetmiş milyon kızıl deriliyi katl ettiler

ABD TAM 70 MİLYON KIZILDERİLİYİ KATLETTİ


70 milyon insanı gözü kırpmadan,  65 milyon bizonuda sırf kızılderililer yiyor, yemesin aç kalsın diye ÖLDÜREN Bir inanç sistemi Tüm Dünyaya kendini demokrasi havarisi diye tanıtırken, kendisine karşı olan Her İNANCI da terörist olarak yaftalıyor.... 


KATLEDİLEN KIZILDERİLİLER GÖMÜLÜYORLAR
Tarih boyunca kendisine ait olmayan coğrafyalar üzerinde sayısız savaş ve çatışmanın mimarı olan ABD, kendi kanlı tarihini ve soykırımlarını unutmuş gibi görünüyor. Ama tarih unutmuyor. Bu kanlı tarihin sayfalarını açtığımızda, karşımıza ilk olarak Kızılderili katliamı çıkıyor. Kristof Kolomb’un 1492 tarihindeki keşfinden hemen sonra başlayan Kızılderili katliamı, yerli halkın tabi tutulduğu soykırımın adıdır. O tarihten 1886 yılına kadar süren katliamda, 70 milyon Kızılderili ortadan kaldırıldı.

İlk biyolojik silah
ABD’nin resmi devlet politikası olan Kızılderili soykırımı, Nazi Almanyası’nda Yahudilere karşı uygulanan soykırımdan çok daha büyük bir soykırımdı. ABD’nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödemişti. Devlete ait binaların bodrumları, Kızılderili kafataslarıyla dolmuş taşmıştı. İlk biyolojik silah, Kızılderililer üzerinde uygulanmıştı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda insanın öldürülmesi sağlanmıştı. Kızılderililerin açlıktan ölmesi için başlıca yiyecekleri olan bizonların toptan ölmesi de, soykırım yöntemlerinden biri olmuştu. Ancak ABD’liler, soykırım için son derece ilginç bir savunma yapıyor: “Sonuna kadar öldürmedikçe soykırım sayılmaz!”

Sığır gibi vurdular

Amerika'nın Yerlileri Asyalı Çıktı

Amerika'nın Yerlileri Asyalı Çıktı
Amerika'nın Yerlileri Asyalı Çıktı

Arkeologlar, ABD’nin Oregon eyaletindeki mağaralarda önemli kalıntılara ulaştı.


Arkeologlar, ABD’nin Oregon eyaletindeki mağaralarda, Kuzey Amerika’da yaşamış en eski insanlara ait olduğunu düşündükleri eşyalar ve DNA kalıntıları buldu. Yeni Dünya’da yaşamış ilk insanlarla aynı dönemde yaşamış bir kültürün işaretlerini ortaya çıkaran arkeologlar, Amerikan yerlilerinin üç göç dalgasıyla Sibirya’dan gelen Asyalılar olduğunu kesinleştirdi.
ABD’nin British Columbia eyaletinden başlayan, Washington ve Oregon’dan geçerek California eyaletinin kuzeyine ulaşan Cascade Dağları’nın doğusundaki Paisley Mağaraları, Kuzey Amerika’nın tarihi hakkında bilinmeyen yeni bilgiler sundu. 

16 Haziran 2012 Cumartesi

Arapların Cüneyt Arkın'ı... Dünyayı kurtaran adam; Usame bin Ladin... O, bir CIA ajanında başka bir şey değildi...


Arapların Cüneyt Arkın'ı... Dünyayı kurtaran adam; Usame bin Ladin... O, bir CIA ajanında başka bir şey değildi...
Arapların Cüneyt Arkın'ı... Dünyayı kurtaran adam; Usame bin Ladin... O, bir CIA ajanında başka bir şey değildi...



11 Eylül sabahı, haber kanalı CNN tarafından Dünya Ticaret Merkezi'nin kulelerinden birinin alevler içindeki ilk görüntüleri yayınlanmıştı. Bunun kaza mı, yoksa bir saldırı mı olduğu henüz bilinmezken, CNN spikerleri, Üsame Bin Ladin'in bu olaydan sorumlu olabileceğin­den bahsetmişlerdi. Zamanla bu hipotez, insanî açıdan kabul edilebilir tek açıklama olarak benimsenmiştir. Böylesi barbarca saldırıların, yalnızca, medenî dünyaya tamamen yabancı olan, Batıya karşı akıl almaz bir nef­retle dolu ve elleri kanlı birisinin eseri olabilirdi.

Bu ca­navar çoktan belirlenmişti bile: ABD'nin bir numaralı düşmanı Üsame Bin Ladin. Söylenti, ilk önce "genelde iyi bilgilere sahip" veya "soruşturmaya yakın kaynaklar­ca" basına verilen gizli bilgilerle beslenmiş, Colin Powell kamuoyu karşısında Bin Ladin'i "zanlı" olarak nite­lediğinde resmileşmiş ve George W. Bush onu suçlu ola­rak gösterdiğinde de dogma haline gelmiştir.

Bugüne kadar bu suçlama kamuoyu önünde açıklanmamıştı. Amerikan otoriteleri, Üsame Bin Ladin'in kendilerince itiraf niteliğindeki video kasetini yayınladıklarında, bu­nun yeterli olduğunu düşünerek, ispatlama ihtiyacı duymamışlardı.

Usame Bin Ladin1, 1931'de Saudi Binladin Group'un (SBG) kurucusu olan şeyh Muhammed Bin Ladin'in elli dört çocuğundan birisidir. Suudi Arabistan'ın en büyük holdingi olan bu holding, cirosunun yarısını inşaat ve kamu işlerinde, diğer yarısını da mühendislik, gayri menkul, dağıtım, telekomünikasyon ve yayın alanların­dan elde ediyordu. Holding, İsviçre Yatırım Şirketi olan SİCO'yu (Saudi İnvestment Company) kurmuştur. Bu şir­ket de, Suudi National Commercial Bank'ın şubeleriyle birlikte birkaç şirket açmıştır. SBG, General Electric, Nortel Networks ve Cadbury Schvveppes'de önemli katı­lım paylarına sahiptir. ABD'deki sanayi faaliyetlerini, Muhammed el-Fayed'in eski kayınbiraderi Adnan Kaşık­çı temsil etmektedir. Holdingin parasal malvarlığı ise Cariyle Group tarafından idare edilmektedir.

Dr. Goebbels'in vasiyeti uygulama görevlisi, terörist Carlos'un koruyucusu ve Binladin Group'un danışmanı Nazi ban­kacı François Genoud, 1996'ya kadar Holding'in şubele­rini kurma işlerini gerçekleştirmişti. Binladin Group, Suud-Vehhabi rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır; öyle ki çok uzun bir süre Mekke ve Medine gibi kutsal mekanların onarımının tek ve resmi müteahhidi olmuştur. Aynı şe­kilde Suudi Arabistan'daki ABD askeri üslerinin yapımı­nı ve Körfez Savaşı’ndan sonra Kuveyt'in inşaatını üst­lenmiş, Bağımsız Devletler Topluluğu pazarının büyük bir kısmını o almıştır. Şeyh Muhammed Bin Ladin'in 1968'de kaza sonucu vefatından sonra büyük oğlu Salem işlerin başına geçmiştir. Salem Bin Ladin de, 1988'de Teksas'ta vuku bulan bir uçak kazası sonucu vefat et­miştir. Artık Binladin Group, kurucusunun ikinci oğlu Bekr tarafından yönetilmektedir.


1957'de doğan Üsame, Kral Abdulaziz Üniversitesi İk­tisadi ve İdari Bilimler mezunudur. Zeki bir işadamı ola­rak bilinmektedir. Üsame Bin Ladin, Aralık 1979'da vasi­si Prens Türki el-Faysal el-Suud (1977’den 2001'e kadar Suud gizli servisleri müdürü) tarafından CIA'nın Afganis­tan'daki gizli harekatını, parasal olarak yönetmek için çağrılmıştır. On yıl içinde CIA, Sovyetler Birliği'ni başarı­sız kılmak için Afganistan'a 2 milyar dolar para yatırmış­tır; bu harekat, CIA'nın bugüne kadar gerçekleştirdiği en pahalı harekat olmuştur. Suud ve ABD servisleri, mili­tanları toplamış, bunları eğitmiş, silahlandırmış, Sovyetler'e karşı verilen savaşı bir cihad adı altında manipüle edip kullanmıştır.2 Üsame Bin Ladin, bu kural dışı dün­yanın ihtiyaçlarını "el-Kaide" (tam anlamıyla "üs") siste­mi üzerinden idare etmiştir.

Rusya'nın yenilgisinden sonra ABD, Kızıl Ordu'ya kar­şı savaşmak için Arap-İslam aleminin her bölgesinden topladıkları savaş liderlerinin ve mücahidlerin eline bı­raktıkları Afganistan'a karşı tamamen ilgisiz kalmıştır. Üsame Bin Ladin, o andan itibaren CIA için çalışmayı bı­rakmış ve bu savaşçıları kendi çıkarları için bir araya toplamıştır. 1990'da Suud Krallığı'na, laik Saddam Hüse­yin mürtedini, Kuveyt'ten çıkarmak için el-Kaide'yi kullan­mayı teklif etmiştir. Suudi Arabistan'ın, Baba Bush, Dick Cheney (o zamanlar Savunma Bakanı) ve Colin Powell (o zamanlar Genel Kurmay Başkanı) tarafından yönetilen ko­alisyonu tercih etmesinden hiç hoşlanmamıştır.

O andan itibaren İslamcılar iki gruba ayrılmışlardır: Amerikan-Suudi müttefiki ve muhalifi. Üsame Bin Ladin, Sudanlı lider Hassan el-Turabi'nin yönettiği ve araların­da Yaser Arafat'ın da bulunduğu Amerikan muhalifi gru­bun içinde yer almıştır. Birlikte Hartum'da Arap ve İslam Halkları Konferansı'na katılmışlardır.

1992'de ABD, BM'nin himayesi altında "umudu geri ge­tirmek" için (Restore Hope) Somali'ye çıkartma yapmış­tır. Birkaç eski Afganistan savaşçısı US GI'lere karşı ateş açmıştır. Düzenledikleri bu harekatta 18 Amerikan askeri ölmüştür. ABD, Usame Bin Ladin'i bu hadisenin so­rumlusu olarak göstermiş ve bunun üzerine ABD ordu­su, apar topar bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Arap-İslam kolektif tahayyülünde Bin Ladin, Sovyetleri yendikten sonra Amerikalıları da hezimete uğratan bir sembol haline gelmişti.


Tüm bunlardan sonra Üsame Bin Ladin, Suud vatan­daşlığından çıkarılmış ve Sudan'a yerleşmiştir. Aile bağ­larını koparmış ve 300 milyon dolar civarında olduğu dü­şünülen miras hakkını almıştır.3 Bu parayı, birkaç banka, tarım-gıda ve yerel dağıtım şirketlerini kurmak için kul­lanmıştır.

Önce Albay Ömer Hasan el-Beşir'in sonra da Hassan el-Turabi'nin desteğiyle, Sudan'da çeşitli şirket­ler kurmuş, bir havaalanı ve bir çok yol inşa etmiş, bir boru hattı projesini hayata geçirmiştir. Bu dönemde Arap zamkı üretiminin çoğunluğunu denetlemekteydi. Bu yaptığı yatırımlara rağmen, Üsame Bin Ladin'i Başba­kan Hüsnü Mübarek'e yönelik suikast düzenlemekle suç­layan Mısır'ın baskısı sonucu 1996'da Sudan'dan sınır dı­şı edilmiştir. O da Afganistan'a dönmüştür.

Haziran 1996'da Suudi Arabistan'da Hobar Askeri Üssü'ne yapılan bir saldırıda 19 Amerikan askeri, hayatını kaybetti. ABD, Usame Bin Ladin'i bu eylemin finansörü olarak göstermiştir. Buna cevap olarak Üsame Bin La­din, ünlü "Arap yarımadasından putperestleri çıkartın" sözüyle Cihad silahını Amerika ve İsrail'e karşı çevir­miştir. (Burada yazar meşhur sözü derken "Onların sizi yurtlarınızdan çıkardığı gibi siz de onları yurtlarından çıkarın" şeklindeki ayeti kastediyor olabilir, çev.)

Böylece C1A ile birlikte Afganistan'da Rusya'ya karşı kullandığı "işgal altında bulunan İslam toprakları­nı kurtarmak, her Müslüman'ın kutsal görevidir" argü­manını bu kez ABD'ye karşı kullanmıştır. Tabi burada Sovyetlerin kanlı Afganistan işgaliyle Suudi Arabis­tan'daki ABD askeri üslerinin, yönetimin onayıyla yer­leşmiş olmasını birbiriyle mukayese etmek biraz güç­tür.

Milyarderin çağrısı Müslüman halklarda pek yankı bulmadığı için 1998'de Mısır lideri Eymen el-Zavahiri ile birlikte Yahudi ve Haçlılara Karşı Uluslararası İslami Cephe'yi kurdu.

7 Ağustos 1998'de iki saldırı, Darü's-Selam (Tanzan­ya) ve Nairobi (Kenya) Amerikan Büyükelçiliklerini yer­le bir etti; saldırı sonucunda 290 kişi öldü ve 4 bin beş yüzden fazla kişi yaralandı. Olayların hemen akabinde ABD, Üsame Bin Ladin'i bu saldırıları emretmekle suçla­dı. Saldırılara cevaben Başkan Bill Clinton, Afganis­tan'daki Celalabad'daki Hoşt kamplarına ve Sudan'daki El-Şifa İlaç Fabrikası'na savaş gemilerinden 75 füze fırlat­tı. Tüm bu gelişmeler üzerine FBI, Bin Ladin'i suçlu ilan etti ve başına beş milyon dolarlık bir ödül koymakla kal­mayıp bütün parasal mal varlığını dondurdu.


12 Ekim 2000'de, patlayıcı yüklü bir botla yapılan sal­dırıda Yemen'in Aden Körfezi'nde yolda kalan US Cole destroyeri zarar gördü, 17 asker öldü ve 39'u da yaralandı. ABD, Usame Bin Ladin'i saldırıyı emretmekle suç­ladı.

8 Mayıs 2001'de Donald Rumsfeld, ABD'nin Bir Numa­ralı Düşmanı' nın bakteriyolojik ve kimyasal silahlara sa­hip olduğu gibi bir atom bombası hazırlığı içinde oldu­ğunu ve uzaya bir uydu göndereceğini açıkladı.


Frontline (PBS) Dergisi4 ile mülakat yapan Milton Bearden (Seksenli yıllarda Sudan'da eski CIA görev başkanı ve ClA'nın Afganistan'daki gizli harekatlarının önemli sorumlularından.) şüphelerini şöyle ifade etmiştir: "Her şeyi böylesine aşırı bir şekilde basitleştirmek ve onunla [Usame Bin Ladin], son on yılda vuku bulan bütün terörist ey­lemler arasında ilişki kurmak, birçok Amerikalının [zekasına] hakarettir. Bu da müttefiklerimizin bizi bu konuda ciddiye almalarını pek sağlamıyor."

1994'de emekliliğe ayrıldığında tekrar konuşma özgürlüğüne kavuşan Milton Bearden, şöyle devam etmektedir:

"Bütün bu söyle­nenlerde birçok hayal ürünü unsur bulunuyor. Üsame Bin Ladin mitolojisidir bu. Şovun bir parçasıdır. Ulusal bir düşmanımız yok. "Kötülük İmparatorluğu"nun [Rusya] 1991'de yıkılmasından beri ulusal bir düşmanı­mız yok. Ve sanıyorum bunu seviyoruz. Hepimiz [gerçek terörizmin] dramatik bir şekilde karakter değiştirdiği bir dönemde, bu gizemli ve tuhaf uluslararası terörizmi se­viyoruz."


Her ne olursa olsun "the show must go on" 5: ABD, Usame Bin Ladin'i 11 Eylül saldırılarını emretmekle suç­ladı.

Şansölyeliklerin şüpheci yaklaşımı karşısında (NBC) televizyonunda yayınlanan Meet the Press adlı programın davetlisi olan Dışişleri Bakanı Colin Powell şunları ifade etmiştir: "Bütün adli bilgileri ve haberleri birleştirmek için çok gayret sarf ediyoruz. Sanırım yakın bir gelecekte, Bin Ladin'in bu saldırılarla ilişkisi olduğu­nu gösteren kanıtları açıkça ortaya koyan bir dokümanı yayınlayabileceğiz."6 Bir çok kez bahsi geçen bu dokü­man hiç yayınlanmadı.


4 Ekim, İngiltere Başbakanı Tony Blair, Avam Kama­rasına Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen te­rörist canavarlıkların sorumluluğu başlıklı bir rapor sundu.7 Raporda argüman olarak şunu okuyabiliriz: "Usame Bin Ladin'in yönettiği El-Kaide örgütü dışında 11 Eylül saldırılarını gerçekleştirebilecek ve bunun için nedenle­ri olan başka hiçbir örgüt bulunmamaktadır."

Aynı gün Pakistan Dışişleri Bakanı Riyaz Muhammed Han, Amerikalıların, hükümetlerine ilettikleri "kanıtla­rın" "[Bin Ladin'i] adalet karşısına çıkarmaya yetecek te­melleri sunduğunu" açıkladı. Bu "kanıtlar" Savunmasının (Secret-Defence) olarak görüldüğü için hiçbir zaman kamuoyuna açıklanmadı.

7 Ekim, Amerikan ve İngiliz Büyükelçileri, ülkelerinin Afganistan'da başlattığı askeri harekatı BM'ye haber verdi.8 Olayla ilgili olarak John Negroponte (ABD) şöyle yazdı: "Hükümetim, Afganistan'da Taliban rejimi tarafın­dan desteklenen El-Kaide örgütünün saldırılarda önemli rol oynadığını gösteren açık ve tartışılmaz bilgiler elde etmiştir." Bu "açık ve tartışılmaz" bilgiler, Güvenlik Kon­seyine hiçbir zaman sunulmadı.


10 Kasım, Sunday Telegraph, Üsame Bin Ladin'in saldı­rıları üstlendiği bir video-kasetin (20 Ekim'de çekilmiş) varlığını açıkladı: "İkiz kuleler meşru hedeflerdi. Ameri­kan ekonomik gücünün temel direklerinden birini oluştu­ruyordu. Bu olaylar, her açıdan muhteşemdi. Yok edilen yalnızca ikiz kuleler değil; aynı zamanda ülkenin morali­dir."

Bin Ladin video kasette Amerikan Başkanını ve İngil­tere Başbakanını tehdit ediyordu: "Bush ve Blair, şiddet­ten başka bir şeyden anlamıyorlar. Bizi her öldürdüklerinde, biz de onları öldürüyoruz, bunu da güçler arasında bir denge oluşması için yapıyoruz."

Avam Kamarası'na kasetin bir numunesini seyrettiğini bildiren Tony Blair, aynı gün bu açıklamaları doğruladı. Bu gizemli kaset, Bla­ir raporunun güncelleştirilmiş versiyonunda zikredilmiş­tir.9 Aslında bu, El-Cezire haber kanalının gerçekleştirdiği ve CNN'in Ocak 2002'de yayınladığı bir mülakattır.


Fakat beklenmedik bir olay vuku buldu: 9 Aralık, Was­hington Post, yeni bir video kasetin varlığını "manşetten" haber verdi.10 Bir numaralı düşmanın bir yakını tarafın­dan 11 Eylül günü çekilmiş olan kasette Usame Bin La­dinin olaylara gösterdiği tepkiler görüntülenmiş, böyle­ce saldırıların planlanmasındaki sorumluluğu ABD'nin gözünde kesinleşmişti. Adı verilmeyen resmi bir şahsi­yetin sözlerini aktaran Reuter'e göre El-Kaide'nin lideri, kasette hava korsanlarının birçoğunun kamikaze olma­dıklarını ve öleceklerini bilmediklerini söylemiştir.


This Week"in (ABC) misafiri oları Savunma Bakanı Yardımcısı Paul WoIfowitz şu yorumu getirmiştir: "İğ­rençlik. Demek istiyorum ki binlerce masum insanı öl­dürmekten kıvanç duyan ve hoşlanan bir adam bu. Bun­lar onun hakkında bildiğimiz her şeyi teyit ediyor. Bura­da yeni veya şaşırtıcı bir şey yok. Sadece bir teyittir. Di­lerim bu da ABD'nin veya başka birisinin suçlu olduğu­nu söyleyen komplo teorisi saçmalıklarını tamamen susturacaktır.” 11


Bu kaset Pentagon tarafından 13 Aralık 2001'de yayınlandı. Üsame Bin Ladin bu kasette gerçeklerden çok uzak olduğunu bildiğimiz olayların resmi versiyonuna noktası noktasına uygun olan "itiraflar"da bulunur.

"Uçağın yakıtında meydana gelen yangının [Dünya Ti­caret Merkezi’nin] metalik yapısını eriteceğini ve çarpış­manın olduğu yeri ve üst katlarını yıkacağını düşünmüş­tüm. Bu kadarını umut ediyorduk. (...) 0 gün için işimizi bitirmiş ve radyoyu açmıştık. (...) Washington'dan ha­ber almak için radyo kanalını değiştirmiştik. Haber prog­ramı normal yayınına devam ediyordu. Saldırıdan sade­ce programın sonunda bahsedildi. O zaman gazeteci, bir uçağın Dünya Ticaret Merkezi'ne vurduğunu haber ver­di. (...) Bir süre geçti, sonra Dünya Ticaret Merkezi'ne ikinci bir uçağın çarptığını söyledi. Haberi duyan kardeş­ler mutluluktan çılgına dönmüştü. (...) Eylemi yapan kar­deşlerin bildikleri tek şey şehit olacakları bir eylem dü­zenleyecekleriydi ve her birinden Amerika'ya gitmeleri­ni istedik, ama eylem hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı, tek bir kelime bile. Eğitim görmüşlerdi. Ama onlara ey­lem hakkında uçaklara binene kadar hiçbir şey söyleme­dik. (...) Birinci uçak binaya çarptığında delice sevindiler ve onlara şöyle dedim: "Sabırlı olun" (...). Kuleye çarpan birinci uçak ile ikinci uçak arasındaki süre yirmi dakika­lıktı ve birinci uçak ile Pentagon'a düşen uçak arasında­ki zaman bir saatti."12


Ajan Bin Ladin hem yakıttan dolayı kulelerin yıkılma­sını, hem kamikaze ekip hikayesini, hem de Pentagon'da vuku bulan crash'ın(çarpmanın) hikayesini doğrulamış ve apaçık olanı yalanlamak için büyük özen göstermiştir. Video kaset, arkadaşının şu yorumuyla bitmiştir: "[Amerikalılar] kor­kudan donmuşlardı ve bir darbe olduğunu sanmışlardı". Bunu, ABD'nin bir numaralı düşmanı söylüyorsa artık...


11 Eylül saldırılarında sabıkalı Üsame Bin Ladin'in suçluluğu artık kuşku uyandırmamaktadır; çünkü olma­mış eylemleri bile itiraf etmiştir. Bizi burada ilgilendiren Bin Ladin CIA ile ilişkilerini gerçekten kesmiş miydi ve Amerika'nın düşmanı olmuş muydu?

1987'den 1998'e kadar El-Kaide savaşçılarının eğitimi, ABD ordusuna girmiş olan Mısırlı subay Ali Muhammed tarafından yönetilmekteydi. Muhammed, nüfuz ağlarının -yani staybehind- en gizli üyelerinin eğitim aldıkları John Kennedy Special Warfare Center and School'da ve aynı zamanda da ilginç bir şekilde özel US Force subay­larına ders vermekteydi.13

Amerikan Gizli Servisleri Gü­venlik Kurallarını iyi bilen -ki bu kurallar ajanların birbir­lerini sürekli denetlemesini öngörmektedir- Ali Muhammed'in, anlaşılmadan aynı anda hem ABD'deki bir aske­ri üstde hem de Sudan'da ve Afganistan'da El-Kaide kamplarında çalışabilmesi mümkün müdür? 1998 sonla­rında Ali Muhammed'in medyatik bir şekilde tutuklan­ması, stay-behind'in El-Kaide savaşçılarını eğittiğini ört-bas etmeye kafi olmamıştır. Dolayısıyla Usame Bin La­din'in en azından 1998'e kadar CIA adına çalıştığı ortaya çıkmıştır!


Üsame Bin Ladin efsanesinin baştan sona CIA tarafın­dan üretilmiş bir paravan olduğunu görmemek mümkün mü? Böylece bizlere, Bin Ladin'in yirmi kişilik bir savaş­çı grubuyla dünyanın en güçlü ordusunu Somali dışına postaladığına inandırmaya çalışmışlardır!

Nairobi ve Darüs-Selam saldırıları Amerika karşıtı ey­lemler olarak sunuldu. Oysa Darüs-Selam'da ölen 11 ki­şiden hiçbiri Amerikalı değildi ve Nairobi'de ölen 293 ki­şiden sadece on ikisi Amerikalıydı. Bu sahte Amerika karşıtı saldırıları düzenleyenler, bunun sonuçlarını baş­kalarına ödetmekte itina göstermişlerdir.14

Aslında CIA, Sovyetler'e karşı yaptığı gibi Rus etkisine karşı Usame Bin Ladin'in hizmetlerine başvurmaya devam etmiştir. Başarı gösteren bir ekip tabi ki değişti­rilmez. 1999'da Belgrat dikta rejimine karşı Kosova is­yancılarını desteklemek için "Arap birliği" El-Kaide'yi kullanmıştır.15 New York Times'ın16 da teyit ettiği gibi bu örgüt en azından Kasım 200l'e kadar Çeçenistan'da iş­levseldi. Bin Ladin'in Amerika'ya karşı sözüm ona düş­manlığı, Washington'un bu karışık işlerdeki sorumluluk­larını inkar etmesini sağlamıştır.


CIA ile Bin Ladin arasındaki ilişki, 1998'de kesilmedi.


Bin Ladin, ciddi bir hastalık sonucu 4-14 Temmuz tarih­leri arasında Dubai'deki Amerikan hastanesinde tedavi görmüştür. "Hastanede bulunduğu sürede ailesinden üyeler, Suud ve Emirlikler'den önemli şahsiyetler [onu] ziyaret etmiştir. Yine bu dönemde Dubai'de birçok kişi­nin tanıdığı CIA bölge temsilcisinin, Üsame Bin Ladin'in odasına gitmek üzere büyük asansöre bindiği görülmüş­tür." diye yazmıştır Le Figaro17

"11 Eylül saldırılarından bir gece önce Üsame Bin La­din Pakistan'da bulunuyordu. (...) Diyaliz makinesine girmek için gizlice Ravalpindi'deki askerî bir hastaneye alınmıştır." diye aktarmıştır CBS'in muhabiri.18

22 Mart 2012 Perşembe

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor

Rusya uzay savaşlarını yeniden başlatıyor


Rusya ve ABD’nin yerküreye sığmayan rekabeti uzayda kızışıyor. Rusya 2030’a kadar Jüpiter, Mars, Venüs ve Ay’a gideceğini açıkladı


Rusya uzay konusunda ezeli rakibi ABD’ye misilleme yapmaya hazırlanıyor. Soğuk Savaş döneminde başlayan uzay yarışı adlı iki ülke arasındaki resmi olmayan rekabet Rusya’nın 2030’a kadar Ay, Mars, Venüs ve Jüpiter’e gideceğini açıklamasıyla yeniden alevleneceğe benziyor.
İki ülkenin ‘üstünlük sağlama’ çabaları için uzay teknolojisindeki yenilikleri kullanma sırası Rusya’ya geçti. Rus uzay kurumu Roskosmos’un gelecek planlarının, NASA’nın gezegen keşiflerine yönelik 2013 bütçesinde kesintiye gideceğini açıklamasından haftalar sonra gelmesi dikkat çekti. Roskosmos 2030’a kadar Ay, Venüs ve Jüpiter’e uzay araçları göndermek için yeni bir roket geliştirmek ve krizdeki uzay sektörünü modernize etmek istediğini açıkladı.

Mars’a kalıcı istasyon
Kurum, Ay’a gerçekleştireceği insanlı uçuşlarla Dünya’ya toprak numunesi getireceğini ve Venüs ile Jüpiter’in keşfi için bir dizi proje yürüteceğini açıkladı. Roskosmos ayrıca başka ülkelerle işbirliği yaparak Mars’a kalıcı bir bilimsel istasyon ağı yerleştirmeyi planladığını dile getirdi. Angara isimli yeni bir roket ve insanlı uçuşlar için yeni bir uzay aracı üretmek istediklerini de açıklayan Roskosmos yetkilileri, geçen yıl sorunlarla karşılaşan Sovyet teknolojilerini de değiştirmeyi düşündüklerini belirtti.

Çinliler NASA’nın sırlarını ele geçirdi

Çin’li hacker’ların düzenlediği siber saldırılarla Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (Nasa) kontrolünde olan 23 uzay aracına ait bilgilerin ele geçirildiği ortaya çıktı.
Çinliler NASA’nın sırlarını ele geçirdi


Çin’li hacker’ların düzenlediği siber saldırılarla Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (Nasa) kontrolünde olan 23 uzay aracına ait bilgilerin ele geçirildiği ortaya çıktı.


NASA tarafından da doğrulanan saldırıların geçen kasım ayında gerçekleştiği belirlendi. Buna göre, California’da bulunan Nasa’nın en önemli merkezlerinden Jet Propulsion Laboratuvarları’nın (JPL) tüm veritabanını ele geçiren Çinli hacker’lar sistem üzerinde her türlü oynama yapabilecek kontrolü sağladı.


21 Mart 2012 Çarşamba

Afganistan'daki helikopter düşmedi, düşürüldü. Bu oyun daha önce de görüldü. Muavenet Zırhlısı kaptan köşkünden vuruldu.

Afganistandaki helikopter düşmedi, düşürüldü. Bu oyun daha önce de görüldü. Muavenet Zırhlısı kaptan köşkünden vuruldu

Afganistan’da bir Türk helikopteri düştü. Resmi kaynaklara göre helikopter kendiliğinden düştü. Avrupa basınına ve Avrupalı yorumculara göre ise Türk helikopteri bilinçli bir şekilde Amerika tarafından füze ile düşürüldü.

Düşürülmesinin sebebi ise Türkiye’nin hala Suriye’ye müdahale de gecikmesi ve yavaş davranması.

Batı ve ABD bu sefer bir İslam ülkesi olan Suriye ye karşı düzenleyecekleri Haçlı seferini gizlememek/perdelemek ve çıkacak III. dünya savaşında Türkiye'nin bütün üslerini kullanmak için Öncü kuvvet olarak Türkiye Devletini kalkan olarak kullanmak istemekte.

Suriye’ye savaş açma konusunda Genelkurmay Başkanlığının çekinceli davranması Tayyip Hükümetinin Suriye’ye saldırmasını geciktirmektedir.

Buna misilleme olarak ta Amerika Türkiye’nin Afganistan’daki bir helikopterini düşürerek Türkiye’ye gözdağı vermektedir.

Geçmişte de aynı tezgâh Muavenet gemisine yapılmıştı...
Muavenet gemisini tam Kaptan Köşkünden ya da başka bir deyimle Kontrol merkezinden vuran Amerika daha sonra Pardon özür dileriz demişti.

***


MUAVENET 20. YILI

Ege’de gerçekleştirilen tatbikat sırasında yaşanan bu acı olayda 5 denizcimiz şehit olurken, 22’si de yaralanmıştı

Ege’den gelen bir haber, gündemin ortasına bomba gibi düşmüştü. Ege Denizi’nde gerçekleştirilen “Kararlılık Gösterisi-92” adlı NATO tatbikatında Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait “TCG Muavenet Muhribi” vurulmuştu. 2 Ekim 1992 tarihinde Amerikan uçak gemisi Saratoga’da birden bire hareketlilik yaşanmıştı. Gerçek atışın bulunmadığı tatbikatta geceyarısı Saratoga personeli, Muavenet Fırkateyni’nin de aralarında bulunduğu “Yeşil Grup” a karşı en üst düzeyde alarma, yani savaş haline geçmişti.

Çok geçmeden Saratoga’dan ateşlenen “Sea Sparrow” füzesi, gemimizin kaptan köşküne isabet etmiş, iki saniye sonra ikinci füze gelmişti. Peşpeşe atılan füzeler, Muavenet’in köprü üstü ve savaş harekat merkezi ile telsiz kamaralarını paramparça etmişti.

5 şehit, 22 yaralı

15 Mart 2012 Perşembe

ABD Türkiye'yi 3. dünyda savaşına hazırlıyor. Armagedon başlıyor

ABD Türkiye'yi 3. dünyda savaşına hazırlıyor. Armagedon başlıyor



Savaş kokusu

Türkiye II. Dünya Savaşı sonrası en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Ortadoğu'da yaşanan iç karışıklık ve istikrarsızlık ortamı, Türkiye'yi zor bir sürece doğru itiyor.


CIA Başkanı David Petraeus'un, ABD Ulusal İstihbarat Servisi Başkanı James Clapper ile Türkiye'ye yaptığı ziyaret, Konya'da yapılan askeri tatbikat, muhtemel bir savaşın ilk adımları olarak değerlendiriliyor. Bu durum Türkiye ile bölge ülkeleri arasında gerginliklerin de artmasına neden oluyor.


YİNE MÜSLÜMANLARI VURACAKLAR
İran ve Suriye'deki gerginliğin arttığı bir dönemde ABD ve Türkiye ortak hava tatbikatı başlattı. 5 Mart-15 Mart tarihleri arasında düzenlen tatbikatlar, Afganistan başta olmak üzere Müslüman ülkelere yaptığı saldırılarla birçok kişiyi katleden ABD askerlerine tecrübe kazandırıyor. Tatbikat için ABD'ye bağlı Almaya Spangdahlem Hava Üssü'ndeki 480'inci Hava Filosu'na bağlı 15 jet ve 250 personel Türkiye'ye geldi. Pentagon basın sözcülüğünden yapılan açıklamaya göre F-16 jetleriyle 400 sorti yapılacak. Amaç ise iki ülkenin hava kuvvetleri arasındaki uyumu artırmak.

AVRUPA'NIN EN BÜYÜK SANAL SAVAŞ ALANI
Avrupa'nın en büyük sanal savaş alanı haline getirilen Konya Ovası'nda Türk ve ABD savaş uçaklarının katıldığı Anadolu Kartalı eğitim tatbikatı bugün son buluyor. Tatbikatın gerçekleştirildiği Konya Ovası'nın hava sahası 200 kilometre boya, 150 kilometre ene sahip. Savaş uçakları bu alan içerisinde elektronik merkezlerden verilen sanal hedefleri bilgisayar ortamında yok ediyor. Tatbikatta ise gerçek mermiler kullanılmıyor.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Kıyamet - II. Dünya Savaşı (Belgesel Video)

Kıyamet - II. Dünya Savaşı (Belgesel Video) - Adolf Hitler, Naziler, SS, 

II. Dünya Savaşı'nın inceleme altına alındığı bu eşsiz yapımda, nadir arşiv görüntüleri ve dramatik savaş hikayeleri biraraya geliyor.
Gizliliği kaldırılmış, renklendirilmiş ve onarılmış görüntülerle II. Dünya Savaşı daha önce hiç görülmemiş haliyle gözler önüne seriliyor.

Kıyamet, bizlere savaşa katılanlar (askerler), savaşın acısını çekenler (siviller) ve onu yönetenlerin (siyasi ve askeri liderler) trajik kaderlerindeki bu akıl almaz çatışmayı anlatıyor. Bu "korkunç ancak aşina olduğumuz" savaş, dünya çapında 50 milyon erkek ve kadını öldürerek askeri ölümlerin yanı sıra sivillerin ölümüne de yol açan ilk savaş oldu.

Belgesel her ne kadar tipik bir Yahudi bakış açısıyla ve sanki koca savaşta sadece Yahudiler katl edilmiş gibi anlatımla hazırlamışsa da, II. Dünya Savaşı'nın genel hikayelendirmesi anlamında çok başarılı...




1. Bölüm



19 Şubat 2012 Pazar

ABD robot ordusunu kuruyor. Pentagon, zihin gücüyle yönetilen robot ordusu için kolları sıvadı

ABD robot ordusunu kuruyor. Pentagon, zihin gücüyle yönetilen robot ordusu için kolları sıvadı



ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), yakın gelecekte asker kayıplarını minimuma 
indirmekiçin, Hollywood filmlerinden ilham alıyor. Pentagon'un teknoloji geliştirme birimi olan "Savunma İleri Araştırma Projeleri Ajansı" (DARPA), askerlerin düşünce gücüyle istedikleri görevi yaptırabilecekleri insansı robotlar geliştirilmesi için çalışmalarına başladı.

ÇALIŞMALAR BAŞLADI

Hedefi itibarıyla James Cameron'ın gişe rekortmeni filmi 'Avatar'da kullanılan uzaylı-insan melezi bedenleri hatırlatan projenin araştırma-geliştirme çalışmaları için DARPA'nın 7 milyon dolar bütçe ayırdığı belirtiliyor.

Proje ile geliştirilecek robotların, temizlik, devriye, tıbbi müdahale gibi görevleri de üstlenmesi öngörülüyor.

4 BACAKLI ASKERLER

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...