Yakın Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yakın Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Ender istisnalar dışında doğru dürüst ne tarih bilen kaldı, ne edebiyat, ne sanat

Ender istisnalar dışında doğru dürüst ne tarih bilen kaldı, ne edebiyat, ne sanat
Ender istisnalar dışında doğru dürüst ne tarih bilen kaldı, ne edebiyat, ne sanat

Şalom Aleyhem Aleyhem Şalom

Yahudi Türkler, Kripto Yahudiler, Kripto Ermeniler, Pakraduniler, Sabataycılar, Kürt Yahudileri ve benzeri konularda az, fakat sağlam bilgiye sahibim. Bunların pek azını, isim vermeden anonim şekilde yazabiliyorum. Daha fazla yazamam, hayatım tehlikeye girer.

Türkiye halkına, bilhassa Müslüman kardeşlerime acıyorum. Yatakta uyuyorlar, ayakta uyuyorlar.

Yakın tarihimizin içyüzünü, bugünkü durumu iyi bilen binde bir değil, on binde bir çıkar ancak.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri

Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri
Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri 


19. asrın en büyük keşiflerinden biri olan fotoğ­rafın (Photograph: photo = ışık, graph = çizim) te­melleri aslında bundan asırlar öncesine dayanır. Fo­toğraf makinesinin çalışma usûlünün, Latince'de "karanlık oda" mânâsına gelen "camera obscura" ifâdesine dayandığı bilinmektedir. Mevzu ile ilgili ilk bilgiler XI asırda yaşamış Arap asıllı ilim adamı Basralı El-Hazen'in, optik ilmi el yazmasında tafsilatlı bir şe­kilde anlatılmıştır. Karanlık oda'nın en basit îzâhı şöy­ledir: Karanlık bir oda duvarında açılmış küçük bir de­likten içeri giren ışığın, karşı duvarda ve deliğe belirli uzaklıklarla yerleştirilmiş beyaz bir perde üzerinde, dışarıdaki görüntüyü ters olarak aksettirmesidir. Bu tek­nik, eski çağlardan bu yana tatbik olunagelmiştir. Bil­hassa güneş tutulmalarının rasadında ve mimarî sa­hada bu teknikten yararlanılmıştır. Konya Karatay Medresesinin sahn tepesindeki açıklıktan ortadaki havuza akseden semânın görüntüsü ile rasadın yapıl­mış olması, Selçuklu medrese mîmârisinde karanlık oda usûlünün kullanılmış olduğunu ispatlamaktadır.

Göksu Çeşmesi (1880)
Göksu Çeşmesi (1880)
  
Târihî seyir içinde çeşitli merhaleler geçiren fo­toğraf makinesinin asıl icadı, Fransız İlimler Akade­misi mucitlerinden J. M. Daguerre tarafından yapıl­mıştır. Daguerre, kendi adıyla bilinecek tekniğini geliştirerek 1839 yılında bağlı bulunduğu akademinin basın bülteninden tüm dün­yaya îlân etmiştir.

Fotoğrafın Osmanlı Devleti'ne Gelişi
  
İcadının üzerinden fazla bir vakit geç­meden Takvim-i Vekâyi Gazetesi'nin 28 Ekim 1839 (19 Şaban 1255) Pazartesi gün­kü 186. sayısında fotoğraf makinesinin bulunuşu îlân edilmiştir. Haberde fotoğra­fın târihî seyri anlatılmış, teknik hususiyet­lerinden söz edilmiş, ayrıca M. Deguerre hakkında tanıtıcı bilgiler verilmiştir. Osmanlı coğrafya­sında bu haber neşrolunurken M. Deguerre'nin çırak­larından pek çoğu bu tekniği öğrendikten sonra dün­yanın dört bir yanına dağılmışlardır. Bu fotoğrafçılar­dan bazıları İstanbul'a da gelmiştir. Bunlardan biri Av­rupalı seyyah M. Kompa'dır.

Ceride-i Havadis Gazetesi'nin 8 Cemâziyelâhir 1258 (7 Temmuz 1842) tarihli nüshasında fotoğrafın resme göre çabukluğu şöyle anlatılmaktadır; "Res­samların bir adamın resmini yapacakları vakit günler­ce adamı karşılarına oturtup, defalarca nazar edip kemal-i sabr ile hayli zahmetli resmettikleri, lâkin bu âlât ile resim olunacağı vakitte güneşte altı saniyede ve güneşsiz vakitte yarım dakikada ol âlât vasıtasıyla resm edip bitirdikleri" belirtilmektedir.

Eminönü'nden Galata Köprüsü'nü gösteren bir fotoğraf (1901-1902)
Eminönü'nden Galata Köprüsü'nü gösteren bir fotoğraf (1901-1902)

Ayrıca M. Kompa'nın fotoğraf sanatını bilhassa pazar günleri Beyoğlu'nda saat dokuzda başlayıp adam başı onar kuruşa teşhir ettiği anlatılmaktadır. Bir adam veya birkaç adamın fotoğrafının çekilmesi yüz kuruştan yüz yetmiş beş kuruşa kadar olup manzara resmi ise yüz yirmi beş kuruştan büyüklüğüne göre bin kuruşa kadardır. Ayrıca Kompa'nın fotoğraf için lazım olan âletlerini dahi satacağı haberde neşrolunmuştur.

İlk olarak seyyahlar tarafından Osmanlı coğrafya­sı fotoğraflanırken bir taraftan da Yıldız fotoğraf albümlerinin temeli atılmıştır. Fotoğraf kısa bir sü­re sonra gündelik hayatın başka sahalarında da kullanılmaya başlanmış, harp fotoğrafçılığı diye ye­ni bir meslek dalı ortaya çıkmıştır. 1853-1856 yılla­rı arasında Ruslarla yaptığımız Kırım Savaşı dünya târihinde fotoğraflanan ilk savaş olduğu gibi, ayrı­ca Osmanlı Devleti'nde gazetecilik maksatlı çekilen ilk fotoğraf olmuştur.

KAYBOLAN CAMİ; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii

KAYBOLAN CAMİ; Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii



Çizimleri İtalya'da Udine Müzesi’nde Kendisi Ortada Yok


Beyoğlu İlçesi'nde, Karaköy meydanının doğu­sunda Halil Ağa ve Kemankeş sokaklarının arasında kalan kısmın meydana bakan kesiminde bulunan Karaköy Mescidi yerinden söküldüğü 1958 senesinden beri kayıp. İstanbul'un yeniden imarı adı altında "Yıldırım Yıkma Harekâtı" ola­rak adlandırılan büyük istimlak ve yıkım operasyonu sırasında bu cami de yıktırıldı.

Fâtih Sultan Mehmed Han devrinde bu­rada inşâ edilmiş olan mescid, daha sonra Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından fevkânî bir cami olarak yeniden yaptırılmış­tı. Cami zamanla harab olduğundan Sultan İkinci Abdülhamîd Han tarafından yeniden inşâ ettirilmiştir. İtalyan mimar Raimondo D'Aronco tarafından mimarisi tasarlanmış olan camiin o zamanki planları İtalya'nın Udine Şehir Müzesi'nde (Musei Civici) halen mevcuttur.

23 Mart 2012 Cuma

Türk vatanında, Türk oğlunun gırtlağını sıkan Yahudi'nin pençesini hâlâ görmeyen Türk aydınına bilmem ne demeli?

Samiha Ayverdi
Türk vatanında, Türk oğlunun gırtlağını sıkan Yahudi'nin pençesini hâlâ görmeyen
Türk aydınına bilmem ne demeli? Samiha Ayverdi


TÜRK TOPRAĞINDAKİ YAHUDİLER

Bu eski hâtıranın, kitaplarımızdan birinde kayıtlı olduğunu bilmekle beraber, ehemmiyetine binâen, şu "Hâtıralar" serisi içine almayı uygun buldum. Basit, hatta mizahî görünüşüne rağmen, asırlar boyu Osmanlı Devleti'nin çatısı altında barınmış, sırasında, toprağın öz evlâdı olan Türklerden daha refahlı, ve alabildiğine geniş içtimaî, vicdanî, iktisadî ve ticari imkânları içinde yaşamış etnik gruplar arasında, Yahudi cemâatinin de, Türk'e yabancı hatta düşman oluşuna misal vermek bakımından üstünde durmaya değer olsa gerek.

Türk târihinin, iktisadî, içtimaî/sosyal ve dahi siyâsî seyrini kollayıp, koparılmış çıbanlarını tespit etmiş olanlar, bilhassa gayr-i müslim azınlıkların Türk insanına ne ölçüde oyun oynamış olduklarını görürler. Bu azınlık zihniyetinin topografîk haritası yapılmak istendiği takdirde, Rum, Ermeni ve Yahudi'nin el birliği ile, devlet ve millet aleyhine kazdıkları uçurumlar, girdaplar, hatta ateş püsküren volkanlar meydana çıkar.

Anlatmak istediğim hikâye şu:

Çamlıca'da bir yazlık evimiz vardı. Üsküdar-Kısıklı arası 4-5 km.lik yokuşu tırmanmak için tek vâsıta da, talikalar idi. Vapurdan Üsküdar'a çıkan babam, bir Yahudi'nin bir Türk'e patlıcan satmakta olduğunu görmüş. Fransızca gibi İspanyolca'yı da çok iyi konuştuğundan, biraz da alaycı ve mizaha yatkın mizacı yüzünden İspanyolca olarak:

- Bezirgan, patlıcanın tanesi kaça? demiş. Kendisine aynı dille cevap veren Yahudi, müşterisini göstererek:

- Şu uğursuz oğlu uğursuz gitsin de, ona elli paraya verdiğimi sana kırk paraya veririm! diye cevaplandırmış.

20 Mart 2012 Salı

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)

Dünya genelinde yaşanan sorunların çoğunun sebebi bu proje; Arz-ı Mev'ud (Vaad Edilmiş Topraklar)


Dünya nüfusuna kıyas edildiğinde bir avuç insan denilebilecek İsrail oğlulları (Yahudiler), iki bin senelik vatansızlıklarından sonra Allah'ın kendilerine vaat ettiklerine inandıkları İsrail devletini kurabilmek için bütün dünyayı birbirine kırdırıp, akıl almaz fitneler çıkartıp iki büyük dünya savaşı çıkarttılar. Bu savaşların sonunda tam 400 sene Osmanlı egemenliğinde kalmış topraklarımızda küçük de olsa bir İsrail devleti kurabilmeyi başardılar.

Şimdi ise çoktan kurulması gerektiğine ve geç kalındığına inandıkları Nil'den Fırat'a kadar Büyük İsrail devletini kurabilmeleri için üçüncü bir dünya savaşı çıkartıyorlar...

Yine sinsice ve taktik oynuyorlar.. Ellerinde tuttukları basın güçleri ile her halkı ayrı ayrı aldatıp kandırıyorlar..

Yakın Tarihimizin En Kazık Sorusuna Cevap Bulundu

Yakın Tarihimizin En Kazık Sorusuna Cevap Bulundu



(Not: başka yerde yok.. Dikkatle okuyunuz.)

"İngilizler Çanakkale savaşında mağlup olup gittiler. Üç sene sonra gelip hiç savaş olmadan boğazı geçtiler. İstanbul'u beş sene fiilen işgal altında tuttular. Bazen bir ay aralıksız bombardıman yaptılar. İnsanımız sokaklarda ölüp kalan anasının, evladının cesetlerini almaya imkan bulamadı. Evlerinden çıkamadı. General Refet Bele bir kolordu ile İstanbul'u kurtarmak istedi. Varlık bile gösteremedi. İyi de birader o zaman bu Gâvur neden İstanbul'u bize bırakıp gitti?" sorusunun en akademik, en ilmi, en bilimsel cevabı...


CEVAP:

18 Mart 2012 Pazar

Nusret mayın gemisi ile gelen nusret/yardım

Nusret mayın gemisi ile gelen nusret/yardım

Çanakkale Boğazı’na Almanlar 377 mayın döşemişlerdi. Fakat İtilaf kuvvetlerinin mayın tarama gemileri, bu mayınları temizlemişler ve gemilerinin rahat bir şekilde Boğaz’dan geçebileceği raporunu merkezlerine iletmişlerdi.


Çanakkale müstahkem mevkii komutanı Cevat Paşa sıkıntılı bir şekilde Mecidiye, Namazgah ve Hamidiye tabyaları arasında mekik dokuyordu. Karargahına gelip, tahta masasına oturduğunda, yorgunluktan gözleri kapandı. Bu kısa uyku esnasında bir rüya görmüştü.

Rüyasında “Denizin üstüne bak“ deniyordu.

Denize baktığında, bir nur halesi görmüş, nur içinde de bir Vav ve Kef harfi görmüştü. Heyecanla uyanmıştı. Soğanlıdere ve Baykuş tabyalarını teftiş için kalktı. Yolu üzerinde, kızının mezarına uğrayıp dua ederken nurani yüzlü bir zat ile karşılaştı.
Nusret
O Zatın “Bir derdin mi var evladım?“ sorusu üzerine gördüğü rüyayı anlattı.
O Zat ona cevaben “Nur zafer işaretidir, Ebced hesabında Kef harfi 20 , Vav harfi 6 rakamını bildirir. İkisinin toplamı 26 eder.”dedi

Cevat Paşa, Binbaşı Nazmi Bey’i çağırıp:


“Depolarımızda kaç mayınımız var ?“ diye sordu


Nazmi Bey:

17 Mart 2012 Cumartesi

"Alun şu uğursuzu! Bana bahalıya oturdu." - Çanakkale Savaşından bir kahramanlık hikayesi daha...

"Alun şu uğursuzu! Bana bahalıya oturdu." - Çanakkale Savaşından bir kahramanlık hikayesi daha...


Çanakkale'de; Kanlısırt'taki düşmanın ileri siperlerinden birinde bir mitralyöz, fırkanın bütün cephesini taciz ediyordu. Daha bitirilememiş gizli yollardan bâzıları bu mitralyözün ateşi altında idi. Ara sıra sipere gelirken vurulanların acı haberlerini alıyorduk...

Gece toplanmış konuşuyorduk. Sohbetimiz bu uğursuz mitralyöz üstünde dönüp duruyordu:

- Ey!.. Bu mitralyöz tahrip edilemeyecek mi?

- Siperler yakındır, topçu ateş edemez.

- Bir hücum yapsak! -Kumandan müdâfaada kalmayı tercih ediyor.

- Sen ne dersin ha, Mustafa Çavuş; can sıkmaya başlamadı mı bu mitralyöz?

O, cevap vermedi; derin derin düşünüyordu; Akşehir'in Karapınar nahiyesinden Mehmed oğlu Mustafa, en babayiğidimiz idi. Bahis değişmek üzere iken Mustafa Çavuş: 'Ben bunu gidip götürürün!" dedi. "Satmıyorlarmış gâlibâ!..." diye latife ettik. Fakat o, hiç tavrını bozmadı. Kendini siperin üstüne fırlattı. İki hemşerisi arkasından koştu. Hepimiz heyecandan sararmış, tüfekleri sıkıyorduk. Şu dakika hücuma kalkmak için öyle dayanılmaz bir arzu duyuyorduk ki. Hey yâ Rabbi, eğer gidenler gelmeyecek olurlarsa!..

Bir zâbitin hatıra defterinden Çanakkale

Bir zâbitin hatıra defterinden Çanakkale



30 Ağustos 1915: 
Gecesi bölüğümün birinci takım çavuşu: "Efendim", dedi. "Bizim takımdan Oruçoğulları'ndan Kamanlı Sâdık siperden fırladı. Düşmanın gündüz attığı torpillerin patlamayanlarını kucaklayıp düşman siperlerinin önüne götürüp bırakıyor. Kendisine o kadar söyledik, etme be Sâdık, tehlikedir, dedik ama dinlemedi." Ve eliyle göstererek:
-  "İşte!" Dedi, "Bakın..." Döndüğünde Sâdık'ı çağırdım;
- "Sâdık ne yaptın?", dedim.
- "Yarın yine bize atsın diye mi düşmana torpil taşıyorsun?" 

- "Hayır beyefendi", dedi. "Onları kendi kazdıkları kuyuya düşüreceğim."
-  "Nasıl, onlara cephane, mermi, torpil taşıyarak mı?"
-  "Kusura bakma beyefendi... Bana yarın sabaha kadar müsâade et... O zaman düşman siperlerinde kazılacak kuyuları görürsün..."


Maksadını anlamıştım; bu yiğit ve fedakâr vatan evladını bakışlarımla ve bütün ruhumla takdir ve teşvik ederek:

Tophaneli İsmail Hakkı ve Nusret Mayın Gemisi (Video)

Tophaneli İsmail Hakkı ve Nusret Mayın Gemisi (Video)

"Milleti doğuran da ana, yaşatan da." - Bir Annenin Oğlunu Cepheye Uğurlayışı

Bir Annenin Oğlunu Cepheye Uğurlayışı


Çanakkale istihkâmında Mehmed oğlu Seyyid Çavuş'un
 275 kilo ağırlığındaki mermiyi sırtında taşıması
Sonbaharın aysız gecelerinden biri idi. Bulutlar birbiri üzerine yığılmış, hava, top­rakla bu bulut kütlesi arasına sıkışmış, ağır­laşmış, göğüs daralmasına uğrayan insanlar gibi sıcak dalgalarıyla teneffüsü, boğucu bir tazyîk altına almıştı. Karanlık o kadar yoğun­du ki sakin yıldızlı geceler bu korkunç karan­lığa nisbetle adetâ gündüz sayılabilirdi. Yağ­mur bardaktan boşanırcasına dökülüyor, ça­kan şimşekler gökleri yere indirecek gibi yı­kıyor, parçalıyor, güya savaşa giden askerle­ri top ve bomba bombardımanlarına alıştır­mak istiyormuş gibi kulakların zarını patlata­cak derecede muttasıl devam ediyor, yıldı­rımlar birbirine rekabet edercesine zikzaklı, ateşli kırık çizgileriyle tesadüf ettiği tabiî ve sınaî, açıkta bulunan her tepe noktayı tahrip edip yakmakta olanca şiddetiyle çalışıyordu. Tabîatın kıyametten numuneler gösteren bu dehşetli hengâmesinde, beşerin kudret ve azmine delil olan bir faaliyet, bir askerî faali­yet, bütün intizamıyla, bütün sekînet ve ihti­şamıyla devam ediyor, harekâtına zerre ka­dar halel getirmeden bir dakîkasını bile kaçırmıyordu.

Çanakkale Sadece Türk'ün Zaferi Değildi. Tek Bir Millet Vardı, O da İslam Milletiydi

Çanakkale Sadece Türk'ün Zaferi Değildi. Tek Bir Millet Vardı, O da İslam Milletiydi
Hangi Türk ordusu.. Osmanlı ordusu, hiçbir zaman sadece Türklerden oluşmadı.. İslam ümmetinin ordusu idi o ve içinde bütün Müslüman unsurlar vardı. Çanakkale savaşında ise işin garib tarafı başımızda bir Alman generali olan Liman Von Sanders vardı.

... ... ... 

Savaş, İttihat Terakki cuntasının ihaneti sonucu, Braslav ve Goben gemilerindeki askerlere fes, gemi gönderine Osmanlı bayrağı asarak bizim adımıza Almanların Rusya’ya saldırması ile başladı..

Yani savaşı başlatan taraf biz olmuş olduk. Bir oyunla saldırgan ülke konumuna düşürüldük..

Osmanlı’nın “Türklük ve vatan müdafası” diye bir derdi yoktu. “Cihad-ı fillah oluptur niyyetüm” derlerdi.. Namık Kemal, “Vatan yahud Silistre” kitabını yazınca, “Vatan” dediği için hapse atılmıştı.. 1900’lerin başında Osmanlı’da Türkleşme, İslamlaşma, Muasırlaşma tartışmaları başlamıştı bir yandan.

Bir yandan da Mehmet Akif milliyetçiliğe, ırkçılığa karşı çıkan şiirler yazıyordu:

Sultan II. Abdülhamid Han Çanakkale'ye Düşman Taarruzu ihtimalini Göz Önünde Tutmuş ve Gerekli Tahkimatı Yapmıştı


Sultan II. Abdülhamid Han Çanakkale'ye Düşman Taarruzu ihtimalini Göz Önünde Tutmuş ve Gerekli Tahkimatı Yapmıştı


II.ABDÜLHAMİD HÂN Hazretlerinden Müthiş Çanakkale stratejisi!

18 Mart 1915 Çanakkale Savaşı, kuşkusuz Türk tarihinin dönüm noktalarından biri. Zaferin 97. yıldönümünde ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.

Çanakkale savunması ile ilgili hazırlıklar, II. Abdülhamit Han'ın emriyle başlatılmış. Çanakkale Boğazı'nın devletin savunmasında olmasının öneminin farkında olan Sultan Abdülhamit, çeşitli çalışmalar için girişimlerde bulunmuş. Düşman saldırısı ihtimaline karşı Çanakkale'ye torpil döşetmiş.
Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2 


 Bu bilgi Çamlıca Basım Yayınları tarafından çıkan "Osmanlı'nın Son Kilidi Çanakkale 2" kitabında yer alıyor. Padişahın başkimyageri olan Polonya asıllı Bonkowski Paşa, 1897 yılında deniz savunmasıyla alakalı bir rapor hazırlayarak, Abdülhamit'e sunmuş. Raporu Osmanlı arşivlerinde bulan tarihçi Ahmet Temiz, Bonkowski'nin savaştan 18 yıl önce hazırladığı bu raporun savunmayla ilgili önemli bilgiler verdiğini belirtiyor. Abdülhamit Han'ın ileri görüşlülüğünün bu belgede de ortaya çıktığını kaydeden Temiz, şöyle konuşuyor: "Başkimyager, hazırlamış olduğu raporunda düşman devletler tarafından İstanbul ve Çanakkale Boğazı'na karşı vuku bulacak bir saldırı esnasında buraların muhafazası için denize döşenebilecek ve düşman gemilerinin geçişlerine engel olabilecek torpilleri ele almıştır."

16 Mart 2012 Cuma

Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu. Çanakkale Harbinin Askerleri

Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu. Çanakkale Harbinin Askerleri


Çanakkale Harbi'nde Mecidiye Bataryası Kumandanı Yüzbaşı Mehmed Hilmi (Sanlıtop)'un cephe notlarından;

"Bir deniz harbinin arefesinde olduğumuzu hissetmiştik. Bütün erlerde savaş için büyük bir istek vardı. Bu hâli sürdürmek gerekti. Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu.

Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu

Bir Çanakkale Şehidinin Son Mektubu


Aşağıda aynen alıntılayacağımız bu mektubu yazan, ihtiyat zabit (yedek subay) adayı Hasan Edhem (1890-1915), İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Bayezıt Numune Mektebi'nde muallimdi (1912). Gönüllü olarak katıldığı Çanakkale Savaşı'nda bu mektubu yazdıktan sonra şehitlik mertebesine yükselmiştir.

"Vâlideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir(övünen) şanlı Türk annesi!

Nasîhat-âmiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti. Okudum, okudukça büyük büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgâra mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selâmlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.

Anzakların Kaleminden Mehmetçiğin Yüksek Karakteri

Anzakların Kaleminden Mehmetçiğin Yüksek Karakteri

Avustralyalı teğmen T. J. Richards, 4 Mayıs 1915 günü defterine şu notu düşmüştür:

"Türkler şaşırtıcı derecede iyi savaşçılar. Aralarında anlaşmazlık varmış, ya da moralleri bozukmuş gibi dedikodulara boşverin. Dün, General Hamilton'un bizlere okunan mesajına bakılırsa, Türkler savaşmaktan yorulmuşlar ve her an havlu atabilirlermiş!

Ancak, ben bundan emin değilim. Gerçi bir an bile, bizi yenecekler diye endişelenmiyorum. Ama bu savaşçıyı takdir de ediyorum. Bizlere saçma bir şekilde söylenildiğinin aksine, işimizin hiç de kolay olmadığını hissediyorum."

Çanakkale Savaşında Filistinli Araplarla Omuz Omuza Çarpıştık. Türk-Arap kardeşliği


Çanakkale Savaşında Filistinli Araplarla Omuz Omuza Çarpıştık. Türk-Arap kardeşliği


Çanakkale Savaşları'ndaTürk ve Araplardan oluşan yaklaşık 500 Filistinli asker, vatanları için savaştı ve şehit düştü. Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçasında yaşayan Filistinliler, Gelibolu Yarımadası'nda Boğazı geçmek isteyen İtilaf devletlerine karşı savaşta görev aldı.

Bugün, İsrail'in topraklarını işgal etmesine karşı mücadele eden Filistinliler, 1915 yılında da emperyalist devletlerin Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a ulaşma hayallerinin Boğazın karanlık sularına gömülmesinde önemli rol oynadı. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Filistin'de yaşayan ve içleri vatan sevgisi dolu herkes gibi hiç düşünmeden ailelerinden ve sevdiklerinden ayrılıp Gelibolu'ya koşan yaklaşık 500 Türk ve Arap askeri, vatan toprağı için canlarını hiçe sayarak, şehitlik mertebesine ulaştı.

"Anzaklar babamın mektubuyla çekildi"


"Anzaklar babamın mektubuyla çekildi" - Çanakkale Savaşı

Çanakkale Savaşı'nda Avrupa'ya yazdığı 'Çanakkale geçilemez' mektubuyla Anzakların geri çekilmesini sağlayan muhabirin, dünyaca ünlü medya patronu Rupert Murdoch'un babası Keith Arthur Murdoch olduğu ortaya çıktı

Çanakkale Savaşı'nın sürdüğü 1915 yazında Gelibolu Yarımadası'na gelen Avustralyalı genç bir savaş muhabiri, tablonun hiç de İngiliz ve Avustralyalı diğer gazetecilerin yansıttığı gibi işgal orduları lehine olmadığını öğrenir. Eylül ayında savaş bölgesinden İngiltere'nin başkenti Londra'ya ulaştığında, Gelibolu Mektubu olarak anılan ünlü mektubu kaleme alır. Avustralya Başbakanı'na yazılan bu uyarı mektubu, Başbakan tarafından İngiliz meslektaşına iletilince, İngilizlerin ve Anzak ordusunun Çanakkale'den çekilmesi süreci başlar.Mektubu yazan ve sonradan 'Sir' unvanı alan Keith Arthur Murdoch adlı gazeteci, bu cesur tavrıyla mesleğinde seçkin bir isim haline gelir. Sir Keith Murdoch, 11 Mart 1931 günü Avustralya'da dünyaya gelen Rupert Murdoch'un babasıdır.

"Keskin nişancı Türk kadınları attığını vuruyordu" - Çanakkale Savaşının kadın kahramanları

"Keskin nişancı Türk kadınları attığını vuruyordu" - Çanakkale Savaşının kadın kahramanları

Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerindeki asker mektupları, Çanakkale Savaşı'nda pusuya yatıp çarpışan, attığını vuran Keskin Nişancı Türk kadınlarından bahsediyor.

Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerinde yapılan araştırmalar Çanakkale Savaşı'nda kadınların sadece geri planda kalmayıp, keskin nişancı olarak bizzat savaştıklarını ortaya koydu. Yarımada Yayınları'ndan çıkan ve Zümrüt Sönmez'in hazırladığı derleme kitap "Savaşın Kadınları"nda, pek bilinmeyen keskin nişancı Türk kadınları anlatılıyor. Prof. Mete Tunçoku'nun araştırmaları sonucu doğru olduğu düşünülen "Keskin Nişancı Kadın Savaşçılar"ın kimler olduğu bilinmiyor.


ANZAKLAR HAYAL ZANNETTİ

Anzak askerlerinin mektup ve hatıralarında yer alan kadın savaşçılar tartışma konusu olmuş, kimileri tarafından da zorlu savaş koşullarında ruhsal çöküntü içinde olan birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak değerlendirilmiş. Bu konuda çalışan ve "Çanakkale 915 Buzdağının Altı" kitabında değinen Prof. Mete Tunçoku, yabancı asker mektupları ve günlüklerini "yer, zaman, olay" boyutuyla karşılaştırmış ve anlatılanların doğru olduğuna dair kanaatinin güçlendiğini belirtmiş. Mısır'da yayınlanan "The Egyptian Gazete" adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye'den ailesine yazdığı mektupta, kendilerini yeşile boyayarak kamuflaj yapan kadın savaşçılardan bahsediliyor. "... şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında, adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada, pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar."


52 KURŞUN YARASIYLA ÇARPIŞTI

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...