sabetaycılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sabetaycılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2013 Cumartesi

Türkiye'de Masonluk Sabetaycıların kontrolündedir. İşte dev Sabetaycı Mason listesi

adnan oktar, sabetaycılık, masonluk, liste, mossad, israil
Türkiye'de Masonluk Sabetaycıların kontrolündedir. İşte dev Sabetaycı Mason listesi


Türkiye'de Masonluk Sabetaycıların kontrolündedir. İşte dev Sabetaycı Mason listesi


Masonluk en özet ifade ile, dünya hakimiyeti kurmak için güçleri paraları olan ama
yeterli nüfusları olmayan ve güçlerini daha da artırmak isteyen Yahudilerin, Yahudi olmayanları Yahudiliğe hizmet gayesi doğrultusunda kullandıkları taşeron örgütlenmedir.

Masonlar güç ve para için mason oluyorlar ama bu arada Yahudiliğe, Yahudilerin menfaatlerine çalışmış oluyorlar. Zira patronlar her zaman Yahudiler.

Dünyadaki bütün masonik örgütlenmeleri gerçekten Yahudi olanlar yönetiyorlar. Türkiye'de Masonluk ezici çoğunlukla Sabetaycı Yahudiler tarafından yönetiliyor. Sabetaycılıktan mahkeme kararı ile Museviliğe geçen Ilgaz Zorlu'nun, cemaati içerden bilen biri olarak söylediği şu ki "Türkiye'de Masonluk Sabetaycıların Kapâni kolunun kontrolünde."

14 Ağustos 2012 Salı

'Şart mı be birader! Yerine birini koymazsan olmaz mı? Sana ille de bir put mu lazım!'

'Şart mı be birader! Yerine birini koymazsan olmaz mı? Sana ille de bir put mu lazım!'
'Şart mı be birader! Yerine birini koymazsan olmaz mı? Sana ille de bir put mu lazım!'
Kadir Mısıroğlu'ndan;

Fakülteden arkadaşımız olan Ferruh Bozbeyli İhtilalden sonraki seçimlerde A.P.'den İstanbul milletvekili olmuştu. Seçilişini müteakıben, onunla ilk olarak Cennet Mekân Abdülhamid Han Hazretleri'nin Türbesi önünde karşılaştık. Tebrikten sonra dedim ki;
-''Şu 5816 sayılı kânunun kaldırılması için Meclis'e teklif yap! Kabul edilmez ama, sen vazifeni yapmış olursun!''

Bana ne dese beğenirsiniz:
-''Sen kafayı Atatürk'le bozmuşsun! Yahu, O'nun etrafında olsun bir birlik teşekkül etmiş. Şimdi bunu neden yıkalım! Yerine ne koyacağız!''

Bende:
-''Ooo!'' dedim. "Sende çok terakki olmuş. Yakında mason da olursun!''

Ayrıldık. O günden beri kendisi ile bir daha da görüşmedik.
Bir gün bu vak'ayı Cemil Meriç'e anlattım.
O:

-''Ooo! Sen güzel cevap verememişsin! Bak benzer bir hadisede, ben nasıl cevap verdim.'' dedi ve anlattı:

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler

Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler
Adnan Menderes ve Recep Tayyip Erdoğan dönemleri arasındaki benzerlikler
Hala daha, Tayyip'in neden 300 koruma ile korunduğunu, TSK'daki muhalif paşaların ve medyadaki muhalif gazetecilerin neden Ergenekon bahanesi ile içeriye doldurulduklarını, Yeni Osmanlıcılık söylemlerine kartelin hiç tepki göstermeyip neden bir de destek olduklarını, Mavi Marmara'nın ve Davos'un neden sahnelendiğini anlamayanlarımız kaldı mı aramızda?

ABD ve İsrail'in Tayyip'i iyice yükselterek, Ortadoğu'nun Müslüman halklarına bile kahraman gibi tanıtarak hatta gerekirse halifelik bile kurarak ne denli büyük hesaplar içinde olduklarını anlamayan kaldıysa eğer gidip bir doktora gözüksünler...

Anlayanlar da daha da iyi anlayabilmek için;
- Adnan Menderes ile Tayyip devri arasındaki benzerlikleri,
- Menderes devrinde ABD başkanı Truman'ın Komünizm ile mücadele gereği, hızla Komünizme kayan Türkiye'de dini engellerin kaldırılmasını ve denge kurulmasını emir ettiğini, hatta menderes'den öncede bu niyetle hareket edilmeye başlandığını ve İmam hatipleri İsmet İnönü'nün açtığını,
- O zamanın Türkiye'sinde dini engellerin kaldırılmasında, eşcinsel ve Sabetayist Yahudi Adnan'ın kendi kararının olmadığını,
- Menderes'in baş danışmanı Ahmet Salih Korur'un da aynı Truman gibi üst düzey bir mason olduğunu, maşrık-ı azam olduğunu, Korur'un aslında imkansız olduğu halde yassıada duruşmalarında beraat edip vazifesine, maşrık-ı azamlığa devam ettiğini,
- İçinde bulunduğu şartlar itibari ile Adnan Menderes'in dine yönelik yasakları kaldırmak noktasında istese de başarılı olamayacağını,
- Devrin cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın Siyonist bir Yahudi olduğunu, Osmanlı'yı yıkmak için dağa çıkıp teröristlik yaptığını, Bursa'da Siyon okulunda okuduğunu, kendisi gibi İslam düşmanı İsmet paşa ile husumetinin sadece iç çekişme olduğunu,

29 Haziran 2012 Cuma

Bu nasıl peygamber ocağı? Hepsi ya Yahudi yada Ermeni çıkıyorlar. Yaşar Büyükanıt da Sabetayist çıktı

Bu nasıl peygamber ocağı Hepsi ya Yahudi yada Ermeni çıkıyorlar. Yaşar Büyükanıt da Sabetayist çıktı
Bu nasıl peygamber ocağı Hepsi ya Yahudi yada Ermeni çıkıyorlar. Yaşar Büyükanıt da Sabetayist çıktı
Bu nasıl peygamber ocağı? Hepsi ya Yahudi yada Ermeni çıkıyorlar. Yaşar Büyükanıt da Sabetayist bir Yahudi çıktı... Bu ordunun bu güne kadar Terörü bitirememesi, baş örtüsü dahil bütün islami kurallara karşı olması gayet normal değil mi?

Ulusalcı hareketin lideri olan Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ı konu etmiştik. Bunun üzerine, gayretli bir akademisyen arkadaşımız, Paşamızın soy kütüğünü merak etmiş ve araştırmış. Uzun sürdüğünü ifade ettiği araştırması sonunda ulaştığı çok ilginç bilgileri bizimle paylaşmak için sitemize maille göndermiş. Bizler de Büyükanıt Paşa ile ilgili bu çarpıcı bilgileri sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük.

Bize bu bilgileri gönderen ve ismini dahi bilmediğimiz bu arkadaşımıza en derin teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Sabetaylar, halkımızın bildiği üzere aslen Yahudi asıllı oldukları halde, içinde bulundukları toplumda menfaatlerini korumak ve devletin etkili makamlarına yükselmek için, inançlarını, soylarını, ibadetlerini ve birlikteliklerini gizli olarak sürdüren 300 yıllık bir Yahudi tarikatının mensuplarıdır.

Sabetay kökenden gelen ve bu inançlarını koruyan aileler, çocuklarına iki ayrı isim koyarlar. Bu isimler seçilirken, verilen ismin birisiyle çocuğun toplum içinde gizlenebilmesine, verilen diğer isimle de Musevi inanca bağlılığın çocuğa hatırlatılmasına dikkat edilir. Birinci isim Türk- Müslüman isimlerinden seçilir. İkinci isim ise, Musevi inancına uygun, ancak dikkat çekmeyecek şekilde Türkçeleştirilmiş isimler arasından konulur.
Sabetay tarikatının kurucusu olan Sabetay Sevi, bundan yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı sarayınca öldürülme korkusu sebebiyle göstermelik olarak Müslümanlığı tercih etmiş ve 'Mehmet' ismini almıştır. Daha sonra bu davranışı, tarikat mensupları tarafından uyulması gereken bir kural olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden Sabetaylar arasında, birinci isim olarak, Sabetay Sevi’ye izafeten Mehmet isminin konulması çok yaygındır</B>.

Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın babasıolan Mehmet Sırrı Büyükanıt, Sabetay geleneklerine uygun olarak oğluna, ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur. Üstelik Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dedesinin ismi de Mehmet Kamil Büyükanıt’tır. Baba Mehmet Sırrı Büyükanıt, diğer oğluna da ilk isim olarak Mehmet ismini koymuştur: Mehmet Erkan Büyükanıt!. Büyükanıt Ailesi'nde Üç nesilde ve her iki kardeşte ‘Mehmet’ ilk isimdir. Büyükanıtlar, Sabetaylığa bağlı ve inanç kimliğini yitirmemiş aileler arasındadır.

Sabetay tarikatının isim koyma usullerinden birisi de, ‘anne veya babasının soyadı’nın, çocuğa ikinci isim olarak verilmesidir.' Yani, anne veya babanın soyadı çocuğun ikinci ismi olur. Büyükanıt Ailesi’nde de bu usule uyulmuştur: Anne Fikriye Eryaşar’ın soyadı, oğul Mehmet Yaşar Büyükanıt’a, ikinci isim olarak verilmiştir. Bu geleneği Büyükanıt Paşa, kendi kızına isim koyarken de ihmal etmemiştir. Eşinin soyadı olan ‘Bengü’yü kızına ikinci isim olarak vermiştir: Fikriye Bengü Büyükanıt.
Sabetayların birbiri ile evlenmelerine dair tarikat kurallarına uygun şekilde, Mehmet Yaşar Büyükanıt Paşa, kızını rastgele birisiyle değil, tescilli bir yahudi dönmesiyle evlendirmiştir:Ercan Caymaz.

Ercan Caymaz’ın annesi Sevim Caymaz’ın (Sabetaylar tarafından kızlara isim konarken, yine Sabetay Sevi’nin anısına, ‘Sevi, Sevgi, Sevim, Sevin’ isimleri tercih edilir.) Dedesi Yahudi MERKADO, Nenesi Yahudi bir kız olan ESTER’dir.
Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın dünürünün annesi SARA ÖZCANDAN’ın Yahudi olduğu açık bir şekilde İstanbul Beşiktaş Ortaköy mah. nüfusunda 27304954150 TC kimlik nosu ile kayıtlıdır. Ancak yahudi olduğunun izini kaybettirmek için nüfusunu İstanbul Üsküdar Tabaklar Mahallesine 31504865642 TC nosu ile aldırmıştır. Nüfus kütüğü değişikliği ile izini kaybettirmeye çalışırken Sara olan ismini Melahat; Yahudi olan dinini de İslama çevirtmiştir. Nüfus kütüğünü değiştirmek ile kalmamış İstanbul Üsküdar Tabaklar nüfusundaki 1.cilt 34. sayfayı yırttırarak geride aklınca delil bırakmamaya çalışmıştır.

Size bir çırpıda dört tane Sabetaycı dışişleri bakanı sayabilirim

Size bir çırpıda dört tane Sabetaycı dışişleri bakanı sayabilirim: Tansu Çiller, İsmail Cem, Emre Gönensay, Coşkun Kırca.
Sabetayist Dış işleri bakanları



Eski bir Sabetayistin itirafları; Sabetayist dışişleri bakanları

Size bir çırpıda dört tane Sabetaycı dışişleri bakanı sayabilirim: Tansu Çiller, İsmail Cem, Emre Gönensay, Coşkun Kırca.

Ayrıntılı bilgi için: http://akademim.blogspot.com/2011/10/ataturkun-ilk-mektep-hocas-sabetayc.html

16 Haziran 2012 Cumartesi

"Eşimin ailesinin Sabetayist olduğunu, evliliğimizin 30. yılında öğrendim" Özdemir Erdoğan

"Eşimin ailesinin Sabetayist olduğunu, evliliğimizin 30. yılında öğrendim" Özdemir Erdoğan
"Eşimin ailesinin Sabetayist olduğunu, evliliğimizin 30. yılında öğrendim" Özdemir Erdoğan
"Şarkı Söylemek Lazım" yarışmasıyla yeniden gündeme gelen Özdemir Erdoğan eşinin Sabetayist olduğunu 30 yıl sonra öğrenmiş.

Erdoğan o anı şöyle anlatıyor:

23 Mart 2012 Cuma

İnanma Nuriyeciğim, Dönme/Sabetayist, ne Türk olur ne de Müslüman...

İnanma Nuriyeciğim, Dönme-Sabetayist-, ne Türk olur ne de Müslüman... Samiha Ayverdi
İnanma Nuriyeciğim, Dönme-Sabetayist-, ne Türk olur ne de Müslüman... 


ÖĞRETMEN NURİYE HAYIRLI HANIM ve DÖNME ARKADAŞI

İstanbul Lisesi felsefe hocalığından emekli Nuriye Hayırlı Hanım gerçekten, hayır için dünyâya gelmiş fazilet, meziyet, feragat ve şefkat sahibi bir kadındı, iyilikte o mertebe ileri giden bir insandı ki, artık hayır sahibi olmayı, sûistîmal etmiş denebilirdi.

Bir gün öğretmenler odasında otururken, ağlayarak içeri giren bir arkadaşı, Kandilli Lisesi'ne tâyin olduğunu ve her gün o dik yokuşu çıkmasına imkân görmediğini yana yakıla söyleyince: "Üzülme kardeşim, becayiş oluruz, senin yerine ben giderim!" demiş ve sekiz sene, o yokuşları, arkadaş hatırına inip çıkmıştı. Kız Muallim Mektebinin hocalarından Nebâhat Karaorman'ın kardeşi olan bu hanım da, o fedâkârlığı minnetsiz kabul eylemişti.

Üstelik, bu arkadaşın, hocalıktan ayrılmış olsa da geçimi yerinde olduğu halde, Nuriye Hanım'ın idare etmeye mecbur olduğu bir ailesi vardı. Son derece muhterem ve muhteşem bir insanlık âbidesi olan Bakırköy eski müftüsü yüz yaşında bir baba, hasta bir ana ve gene hasta bir kardeş ile, evlâtlıkları vardı. O târihte Nuriye Hanım'ın evi Yeşildirek'de yâni İstanbul Lisesi'nin çok yakınında olduğu halde, sayısız hayırhahlıkları arasında, işte bir de böylesi olmuştur.

Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman

Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman
Dönme Dolap Ahmet Emin. Yahudi Dönmesi -Sabetayist- Ahmet Emin Yalman

FÜREYYA HANIM VE AHMET EMİN YALMAN
Şâkir Paşa'nın kızı Hakkıye Hanımefendi ile aileler arasında oldukça eski bir hukuk vardı. Hakkıye Hanım'ın kocası Emin Paşa ise, Mürşidimin tâzimkârı, vatan sever, şerefli bir askerdi.

Hakkıye Hanımefendi ile Emin Paşa'nın, Füreyya isminde bir kızları ve Şâkir isminde de bir oğullan vardı.

Bir zamanlar, Atatürk'ün muhafızlarından olan Kılıç Ali ile evli olan Füreyya Hanım seramikçiliğe heves ederek bu işe başlamış ve hayli de muvaffak olmuştu. Ancak, sanatında en küçük bir Türk havası sezilmez, renk âhengindeki başarısına rağmen, abstre ve bir anlayışa göre de, bakana sıkıntı ve darlık veren ultra modern desenlerde ısrar ederdi.

Füreyya Hanım, Kılıç Ali ile aralarında talâk vâki olduktan sonra, mesleğine daha da sarılarak, devamlı sergiler açmaya başlamıştı. Bu sergiler her ne kadar iç karartıcı idi ise de, hatır kollayarak, davetlerine gitmeye gayret ediyordum.

Bir defasında da sergisini evinde açmıştı. Gene davetli idim ve gittim. İçeri girer girmez annesi karşıladı. Antreyi ikiye bölen paravananın bir tarafı tenhâ, diğer tarafı ise çok kalabalıktı. Bu kaynaşan insan yığınına şöyle bir bakmakla dahi, içeride hayli tanıdık simalar bulunduğunu görmüştüm.

Bu izdihamın arasına girmek istemedim ve paravananın öteki tarafına geçtim.

Hakkıye Hanımefendi ne beni bırakabiliyor, ne de diğer davetlilerden uzak kalmak istiyordu. Beni de öte tarafa geçirmek için bir orta yol bulduğunu zan ederek:

- Cicim, gelin sizi Ahmet Emin Bey'le tanıştırayım, dedi.

- Hayır hanımefendi, bu adam, din düşmanı, neticede de vatan hâini sayılır. Tanışıp elini sıkmak istemem, dedim.

"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." - Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları

"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." - Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları
"Hiç bir düşman dönmeler kadar Türkler'e kötülük edemez." -
Gerçekten Müslüman olan bir Yahudi Dönmesi (Sabetayist)'nin itirafları

Yazar Sâmiha Ayverdi hâtıralarında, bir hanımın davetinden bahisle şunları anlatmaktadır: 



MEDİHA GEZGİN HANIM'IN MECLİSİ ve SELANİK DÖNMELERİ

Bu satırları yazdığımda, yıl 1982. En az otuz küsur sene evvel, Mediha Gezgin isminde bir hanımın, evine çaya davet edilmiştim. Gittim. Salonda, on beşden fazla hanım misafir vardı. Belki en gençleri bendim. Ancak, bu ileri yaştaki hanımlar, aşırı ilerici olarak, benden fersah fersah genç sayılsalar reva idi.

Bu köksüz kalabalığın ne millî, ne de manevî bir mesnedi/dayanağı vardı. Bunlar memleket için bence câhilden daha zararlı olan bir münevver/aydın  zümre taslağı idiler. Aralarında bulunduğum bu yarı aydınları, Tanzimat kapısından girmiş kırk haramiler gibi görmeye başlamıştım.

Târihî, millî ve manevî hazînelerimizi, varımızı yoğumuzu hep bu batıya yaranma yarışındaki ilerici güruh çalıp yağmalamamış mıydı? Hâlâ da yağmalamakta devam eden gene onlar değil miydi?

*



Beni evine davet eden Mediha Gezgin Hanımın babası, Sultan Abdülaziz (rh.)'i Osmanlı tahtından indirmek yolunda Hüseyin Avni Paşa gibi, kendini devlete değil, devleti kendine kul köle edecek tıynetteki bir adamın oyununa gelmiş kimse idi. işte Mediha Hanım da bu meş'um işte vazife almış o Mekteb-i Harbiye Nâzırı (Harp Okulları Bakanı) Süleyman Paşa'nın kızıydı.

Saf olduğu kadar da basiretsiz ve gâfil bir asker olan Süleyman Paşa, Dolmabahçe Sarâyı'nı Harbiye Mektebi talebeleri ile kuşattı­rarak Pâdişah'ın hal'i işine/tahtan indirilmesine yardımcı olup da, sonunda Serasker Hüseyin Avni Paşa'nın desîse ve mel'anetine âlet olduğunu anla­yınca, bir vükelâ hey'eti (Bakanlar Kurulu) toplantısında şiddetle salonun kapısını açıp içeri girerek, Serasker'e en ağır hakaretleri sayıp sıralayan da gene bu adamdı.

19 Mart 2012 Pazartesi

Sabetayistler Nasıl İsim Seçerler?

Sabetayistler Nasıl İsim Seçerler?

1- Ibranice ile Türkçe arasındaki ses benzeşmelerini dikkate alarak sesçe en yakın ismi alarak (Kemal, Cemal = Samuel), (Sabi = Sabih), (Joshua = Coşkun = Yeşuah), (Sarah = Serra), (Ida = Eda, Moises = Muazzez, Negrin = Nesrin, Cassab = Kasap, Tchitchek = Çiçek, Muchtar = Muhtar, Atıl = Etel, Hakan = Hakham, Sema = Semha, Aliye = Aliyah, Meli = Melih, Benyamin = Bünyamin = Binyamin , Esra = Ezra = Azra, Malakh = Melek, Anvi = Avni, Tzachi = Zeki vb)

2- Tevratta geçen ismin Arapça ve Türkçe karşılığını alarak (Selahattin = Methushelach, Ibrahim = Abraham = Avraam, Solomon = Şlomo = Selim = Süleyman, Ishmael = Ismail, Yakob =Yakup= Yaakov = Jak, Yasef = Yusuf = Josef, Yitzach = Izzet, Ester = Yıldız, Şalom = Barış, Mark = Savaş, Yafit = Sibel, Rahşan = Rachel, Melek = Rebeka, Ilyas = Eliyahu, Zachariah = Zekeriya, Davut = Davit = Cavit, Eyüb = Job, Ari = Arslan = Leon, Ishak = Behlil = Güler = Güllü = Gülse = Gülden, Rozali = Gülben, Daniel = Denel vb)

3- Ibranice ve Türkçedeki aynı sessiz harflerden oluşan isimleri yakınsatarak (çünkü Ibranice, sadece sessiz harflerle de (yani sesli harfleri temsil eden nokta ve işaretleri kulanmadan) yazilabiliyor böylecene sessiz harfler ayni oldugundan okunuslar ayni kabul edilebiliyor) Sumru = Semra = Samra, Nahit = Nihat, Marat = Murat = Mert, Ahmet = A’mit = Ümit, Rifat = Rafet, Barak = Berk, Ferdi = Ferid -> Feridun, Selin = Sülün = Selen, Malka = Melike, Kamil = Kemal, Rina = Rana = Rena = Rona = Eren, Nitsa = Nisa, Sadık = Sadok, Omri = Emre, Amira = Emir, Mehmet = Mahmut, Emine = Mana = Mine = Mina, Sulhi = Selah = Salih = Salah = Selahattin, Oren = Ören, Arif = Rauf = Raif -> Rıfat, Selami = Selim = Salim, Oktay = Kutay = Aktay, Anıl = Nail = Nil, Ander = Ender = Nadir, Reşat = Raşit, Şafak = Şefik, Hasan = Hüsnü = Hason, Eşref=Şeref=Şerif.

4- Soyisimler, bir sonraki jenerasyonda isim olarak seçilerek, (Aksel, Cin, Şencan, Önder vb)

5- Ladino ve Yiddish dilindeki Musevi isim ve soyisimlerin Türkçesi kullanilarak (Doğulu = Mizrahi, Barda = Bardavit, Nemesh = Çil, Kınay = Yissakhar, Asaf = Asaf, Tarık = Tarık, Kerem = Kerem, Kenan = Kenan, Nuri = Nuri, Halil = Halil, Naim = Naim = Nachum, Serap = Seraph, Edgü = Tov, Fuat = Lev, Hasefe = Ha Sefe, Ifoq = Ufuk)

22 Şubat 2012 Çarşamba

Osmanlı'nın kağıt on parasının üzerindeki altı köşeli siyonist yahudi yıldızını kim koydu?

Osmanlı'nın kağıt on parasının üzerindeki altı köşeli siyonist yahudi yıldızını kim koydu?
Osmanlı'nın kağıt on parasının üzerindeki altı köşeli siyonist yahudi yıldızını kim koydu?


Osmanlı Devleti'nin son döneminde on para denilen banknotun üzerine bile altı köşeli siyon yıldızı konulmuştur. Zira o dönemde İttihat ve Terakki Partisi denilen Kripto/gizli  Yahudi, Siyonist ve Sabetayistler iktidarı ele geçirmişler, padişahın iradesini devre dışı bırakmışlar ve istediklerini yapmışlardır...

Osmanlı parasına Siyon yıldızı konulduğunda İttihat ve Terakki'nin maliye bakanı Cavid bey idi... Cavid Bey, hain Sabetayist gizli Yahudilerin en mutaassıp kolu olan Karakaşilerin dini lideriydi.. Sonra, Cumhuriyet döneminde Karakaşi ve Kapani denilen Sabetaycı gurupların iç çekişmelerinden dolayı idam edildi... Cavid Bey'in idam edildiği İzmir suikasti meselesi tamamen bir Karakaşi-Kapani çarpışmasıydı. Asılanlar Karakaşiler, asanlar ise Kapânilerdi. Aynı, daha sonraki süreçte Sabetayist Ali Adnan Ertekin Menderes'in idamında olduğu gibi...

Bu dönemde değil Osmanlı parası, Osmanlı posta puluna dahi bu 6 köşeli Siyon yıldızı konuldu. Hatta bir çok caminin iç süslemelerine bile, halılarına bile masonik ve yahudi işaretleri konuldu. Yedi kollu ve dokuz kollu şamdan da en çok kullanılan Yahudi sembolleri olarak mümkün olabilen her yere kondu...

11 Şubat 2012 Cumartesi

Adnan Menderes, Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi

Adnan Menderes,  Metresi Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi



’Büyük aşkın’ bilinmeyen ayrıntıları!

'Menderes, Ayhan Hanım’ı babasından ister gibi kocasından istedi'


Opera sanatçısı ve Adnan Menderes’in ’büyük aşkı’ Ayhan Aydan, dün son yolculuğuna uğurlandı. Aydan’ın ölümüyle bir dönem de kapandı. Yazar Yılmaz Karakoyunlu bu tarihi aşkı, ’Yorgun Mayıs Kısrakları’ eserinde su yüzüne çıkmamış ayrıntılarıyla kaleme almıştı. İşte kitaptan çarpıcı anılar...

Perşembe günü 85 yaşında İzmir Alaçatı’da hayatını kaybeden Ayhan Aydan kuşkusuz Türk operasının en önemli seslerinden biriydi. Ancak adını asıl duyuran, Adnan Menderes’le yaşadığı aşk oldu. Korkunç Yassıada Günleri’nde sevdiği adamı, herkesi tir tir titreten Başyargıç Salim Başol’un karşısında “Ben bu adamı sevdim hâkim bey, siz sevginin ne olduğunu bilir misiniz?” sözleriyle savunacak kadar güçlüydü aşkı. Ve aynı ölçüde karşılıklıydı. Adnan Menderes, evli olmasına rağmen ilişkisini saklamadı. Hatta “Yorgun Mayıs Kısrakları” adlı anı romanı kaleme alan Yılmaz Karakoyunlu’nun deyimiyle, “Babasından ister gibi istedi, Ayhan Hanım’ı kocasından...” Menderes’in asılmasının ardından neredeyse yarım asır sürecek bir sessizliğe gömülen Ayhan Hanım, ilk kez Karakoyunlu’ya anlatmıştı anılarını. İşte kitaptan yasak aşkın en mahrem ayrıntıları...

Evliliği nihayete erdireceğim

Ayhan Hanım eşinden (Orkestra şefi olan Hasan Ferit Alnar) boşanmak istiyordu. Adnan Bey de aynı fikirdeydi. Ve Adnan Menderes, “Ferit Bey’le bizzat görüşeceğim” diyordu. Görüştü de (Başbakanlık makamında)... Menderes, Ferit Bey’i kapıda karşılamış, oturuncaya kadar da ayakta beklemişti. Söze Ferit Bey başlamıştı: “Bahsedeceğiniz meseleye birkaç gün önce vakıf oldum. Bir tesadüf bende bu sarsıntıyı yarattı. Doğrusu bu ilişkiyi daha duygu safhasındayken bilmek isterdim.”

Adnan Bey’in ikram ettiği sigarayı aldı ama yakmadı. Kül tablasının yanına koydu: “Bu ilişkiyi sadece sizin cesaretinizin sağlamış olmasını mümkün görmüyorum. Ayhan’ın kolayca farkına varılmayan bir apaş yanı vardır. Münasebetlerinizin çok ilerlediğini ve hatta ev halkının desteğini bile aldığınızı öğrendim. Evliliğin nihayete erdirilmesi için avukatıma talimat verdim. En kısa sürede bu karar alınacaktır. Bu arada sizin de ziyaretlerinizi seyrekleştirmeniz hepimizin haysiyeti açısından takdire şayan davranış olur.”

Adnan Bey ne diyeceğini şaşırmıştı. İnisiyatifi Ferit Bey ele almış ve görüşmeyi istediği gibi sonuçlandırmıştı. Adnan Bey bu görüşmeyle ilgili olarak arkadaşı Ethem Bey’e, “Beni hiç yormadı. Hiçbir ricama hacet kalmadan istediklerimin hepsini verdi. Ama beni görüşmekten men etti” demişti...

İnönü: Gömün bu bahsi

Bu yapılan ayıptır. Aşka haksızlıktır. Zina gizleniyor, adı da aşk oluyor; Adnan Menderes'in Zinaları

Bu yapılan ayıptır. Aşka haksızlıktır. Zina gizleniyor, adı da aşk oluyor; Adnan Menderes'in Zinaları



Menderes’in Zinasını “Aşk” Diye Yazıyorlar!.. Necati Doğru
Yazı ve şiir tarihi boyunca ne kadar çok tarifi yapıldı: Bir eylem. Bir saldırı. Bedensel ihtiyaç. Ruhsal yücelme. Bir av. Duyguyu metalaştırma. Kirlenmenin bir başka yolu. Hürriyetten kaçmanın bir başka aracı. Kendini esir kılmanın cinneti.
Bir duygu.
Bir oyun.
Hormonun dürtmesi.
Bir kişilik gösterisi.
Ruhsal bir problem. Bir mikro görüntü. Bir pataloji. Bir sahne oyunu. Kişinin özveri ihtiyacını; “Senin için ölebilirim” diye ifade edebilmesinin bir başka biçimi.
Saf sevgi.
Bir sahiplenme.
Tekelci bir ihtiras.
Bir bakıma sapıklık.
Aşırı ego şişmesi.
Kişinin “aklın ışığı dışına çıkarak” kendine biçtiği bir seneryo. Travmatik bir deneyim. Bir tür “terapi” diyen de var. Bence en iyi tarifi büyük şair Neyzen Tevfik; “Çıt işitsem gelen odur sanırım…” dizesiyle yapmıştır. Son 20 yıl içinde bizim gazetelerde bazı arkadaşlar; kendilerini “aşkın yazarı” olarak ilan ettiler. TV programları da yapıp, “aşkların belgeselini” makas-macun-kes-yapıştır yönetmiyle çektiler, çekiyorlar.

***

Varsın çeksinler.
Aşk yazarı olsunlar.
Kimseye zararı yok.
Fakat “İnsan Atatürk’ün aşkları…” derken dün gazetelere baktım eski başbakanlardan rahmetli olmuş “Adnan Menderes’in yarı yaşında bir opera sanatçısı kadına devlet desteğiyle kotarılmış zinasını” da cinsel amaç taşımayan saf sevgi unsurlarıyla bütünleşmiş bir yüce aşk diye yazdılar.
Ayıptır!
Aşka haksızlıktır.
Adnan Menderes, Başbakan ve evli, 50 yaşında…Yüzde 56 oy desteği almış, kendini yasaların, Anayasa’nın, yargının, yürütmenin, basının üzerinde “dev ayanasında” görürken ve arkasında bir yığın dalkavuk ordusu; “Beyefendi…. Beyefendi…” diye el pençe olurken, yine evli 25 yaşında bir opera sanatıçısı kadını bir davette görüyor.
Kadın güzeldir, dişidir.
Başbakan Adnan, çapkındır.
Ege’de toprak ağasıdır.
Aileden çok zengindir.
Çapkınlığı ile ünlüdür.

Kendisi Evli, Metresi Evli... Metresinden bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor: Ali Adnan Menderes

Kendisi Evli, Metresi Evli... Metresinden bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor: Ali Adnan Menderes


Kendisi Evli, Metresi Evli... Kendinin zaten çocuğu var, metresinin de çocuğu var... Kendi 50, metresi ise 25 yaşında... Metresinden veled-i zina bir çocuk bekliyor ama bu arada İstanbul Emniyet Müdürünün eşini de metres ediniyor, bu adam(!) hiç ama hiç boş durmuyor ve bütün sefil/rezil yaşamına rağmen Müslüman gençliğe kahraman olarak tanıtılıyor: Ali Adnan Menderes...

Can Dündar'dan okuyoruz ve Adnan Menderes'in toplum ahlakını zedeleyecek, genç nesillere kötü örnek olacak bir çok yüz karası kötü hareketini "aşk" ve "sevgi" gibi insani kelimelerle örtmeye çalışmasını kınıyoruz... Menderes'in, metresi Ayhan Aydan'ın hamileliği sırasında yine evli olan İstanbul Emniyet Müdürünün eşi ile de ilişkiye girmesini hiç yorumlamamasını da manidar buluyoruz...

_____

Ayhan Aydan
82 yaşındaki Ayhan Aydan, Menderes'in resmini başucunda saklıyor Her akşam onun için dua ediyorum


Bir dönem Başbakan'ın sevgilisi olmuş Ayhan Aydan, hâlâ onun resmini başucunda saklıyordu. Gerekçesini "Sevgililer Günü"ne yaraşır, sade bir cümleyle açıkladı: "Onu çok sevdim!"
Uçağım İzmir "Adnan Menderes" Havaalanı'na iniyor. Birazdan, havaalanına adını veren Başbakan'ın sevgilisiyle buluşacağım. Ayrılmalarından tam 50 yıl sonra...
1990'da "Demirkırat" belgeselini yaparken aramıştık.
Görüşmek istememişti.
Sonraki yıllar boyunca hem kendisinin, hem Menderes'in akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla konuştum. Ona dair anıları dinledim.
Adnan Menderes'le aşklarına dair yazılan romanları okudum, sahnelenen oyunları seyrettim.
Yassıada tutanaklarını, gazete haberlerini elden geçirdim.


Gazetecilere yasak kapı
Herkes öykünün bir kısmını biliyordu. Lakin bütün verileri bir araya toplayınca ortaya gerçekten trajik bir aşk hikâyesi çıkıyordu.
Geçen 15 yılda konuya ısrarlı ilgim karşısında birkaç kez telefonla görüşmeye razı olmuştu.
Yüz yüze görüşme ise, nihayet ılık kış güneşinin ısıttığı bugün İzmir'de gerçekleşecekti.
Alsancak'taki deniz manzaralı dairenin kapısını çaldığımda heyecanlıydım.
Bir dönemin tanığıydı içerideki kadın...
Üstelik o dönem kapandıktan sonra kendisi de içine kapanmış, o dönem hakkında konuşmayı, anılarını yazmayı hep reddetmiş, fotoğraf çektirmemiş, evine gazeteci sokmamış, ısrarla susmuş, susmuştu.
Bir ayrıcalığı yaşadığımın farkındaydım.
Rahatsızdı. Geniş, ışıklı salonun kanepesinde uzanmıştı.
Çıkık elmacık kemiklerinin biçimlendirdiği yüz örtüsü yılların yorgunluğunu ele verse de, yarım asır önce opera sahnelerini titreten billur sesi tazeliğini koruyordu.
Evin duvarlarında, 50 yıl önce Başbakan'ı baştan çıkaran o Ava Gardner çehresi gülümsüyordu. Bir de yağlıboya tablolarla son eşinin fotoğrafları...
Sehpalarda biblo filler vardı; başucunda her daim yanında olmuş vefakâr arkadaşları...
Servete boğulmuş bir mazi alameti yoktu ortalıkta; tersine tevazuun işaretleri vardı.


Suskun kahraman
Sırlarını mezara götürmeye yeminli insanlara saygım sonsuzdur.
Asla üstelemem. Mahremiyete girmem.
Ancak "Ayhan Aydan-Adnan Menderes ilişkisi", bir askeri müdahalenin hem de son derece sakil bir şekilde alenileştirdiği bir aşk...
Üstelik kahramanları sustukça dedikodunun pençesine düşmüş, yalan yanlış nakledilmiş, tarihe eksik kaydedilmiş bir ilişki...
Belki de bu görüşmeyi, samimiyetimin inandırıcı bulunması kadar, o yanlışların düzeltilmesi arzusuna da borçluydum.
"Nostaljik bir yolculuk" yaptık Ayhan Aydan'la...
82 yıllık bir ömrü, ilk basamaktan başlayarak adım adım tırmandık.
Sopranoluk günlerinin fotoğraflarına bakarken "Ne güzel günler geçirdik. Ah, gitti gençlik" sızlanması döküldü ağzından...
Bir fotoğrafta, Yassıada'da sevgilisine arkasını, hâkimlere önünü dönmüş bir şekilde "Adnan Menderes'i evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim" derken görünüyordu.
"Herkesin sustuğu dönemde bunları söylerken 'Başıma bir iş gelir' diye korkmadınız mı" dedim.
"Korkmadım" dedi ve ekledi:
"Bir iş gelecekse de Adnan Bey için gelsin dedim. Çünkü onu çok sevdim."


Gözyaşları
O sevgiyi hâlâ muska gibi yüreğinde taşıdığı belliydi.
Menderes'in fotoğrafı hâlâ yatağının başucundaydı.
Ve hâlâ her gün ona "Nur içinde yatsın" diye dualar ediyordu.
Aydın Menderes'in "Ayhan Hanım'ın Yassıada'da Menderes'e olan sevgisine sahip çıkması, kendisini yücelten bir olaydır. Bütün Türk milletiyle birlikte ben de ailem de takdir ettik" sözlerini hatırlatınca gözleri doldu.
"Ağlattınız beni" diyerek mendiline davrandı.
Zaten bu imkânsız aşk, doğduğu günden beri neredeyse sadece gözyaşlarıyla sulanmıştı.
Çapkın Menderes polis takibinde...

7 Şubat 2012 Salı

Sabetaycılar Laikliği Türkiye'de Bir Din Haline Getirdiler. Laiklik maskesi ve bahanesi ile Müslümanlara inanılmaz zulüm ettiler

Sabetaycılar Laikliği Türkiye'de Bir Din Haline Getirdiler. Laiklik maskesi ve bahanesi ile Müslümanlara inanılmaz zulüm ettiler

Akit gazetesinde, kendisi de Türk ve Müslüman gözüken bir sabetayist iken daha sonra mahkemeye başvurup kimliğine "Musevi" yazdıran ve içinden çıktığı cemaatini deşifre eden Ilgaz zorlu ile yapılan ropörtajı sunuyoruz:


Cem’in dedesi Haham!


"Evet, Ben Selanikliyim" adlı kitabıyla tanınan Sabetaycı Ilgaz Zorlu, Cumhurbaşkanlığı tartışmalarını AKİT’e anlattı... 


Ilgaz Zorlu, "İsmail Cem İpekçi, köklü bir Sabetaycı aileye mensuptur... Büyük dedesi Haham’dır ve Sabetay Sevi’nin de yakın arkadaşıdır" dedi.


KARAKAŞLAR, KAPALI BİR KUTUDUR

"İpekçi, Karakaşlar kolundandır. Bu grup çok kapalı olduğu için size fazla bir şey söyleyemem. Ancak, Sabetaycılığın felsefesine ve ruhuna en sadık gruptur. Dıştan bakıldığında müslüman gibi görünürler, ama içlerine girdiğinizde Yahudi inancını desteklediklerini görürsünüz. Bunlar açık açık konuşulmalıdır. Aksi halde, gerçek ortaya çıktığında zor durumda kalınır. Kim olursa olsun, Sabetaycı biri bütünleştirici olmalıdır. Coşkun Kırca gibi, İslamcılara karşı çok açık bir tavır alınırsa, bu, hem cemaate, hem de Türkiye’ye zarar verir."

- Bağlı bulunduğunuz cemaatin içinde ilk defa siz ortaya çıkarak, bugüne kadar Sabetaycılıkla ilgili bilinmeyen gerçekleri kamuoyunun gündemine taşıdınız. Neden ortaya çıktınız ve cemaatin bilinmeyen gerçeklerini bütün ayrıntılarıyla anlattınız? 


- "Ben Sabetaycıyım, fakat bu kimliğimi uzun yillar Türkiye’de açıkça ortaya koyamadım. 400 senedir çok önemli isimlerin içinden çıktığı bir cemaatin mensubuyum. Bu cemaatin mensuplarının Türkiye tarihinin şekillenmesinde önemli rolleri oldu. 1924 Türkiye’sinde Türkiye’nin kuruluşunda Sabetaycıların çok ciddi rolleri var. Bunun için geriye dönüp baktığımızda ittihat Terakki dönemi hareketinin bir Sabetaycı hareketi olduğunu görüyoruz. Bunu her zaman ispatlamak mümkün. Hareket ordusu kalkıp Selanik’ten geliyor. İlk Mason locaları Selanik’te kuruluyor. Demiryolları Selanik’te, isçi hareketleri Selanik’te. Selanik’te ne var, Sabetaycılar var. Ben büyük bir sorunu tespit ettim. Sabetaycı olanlar, Sabetaycılığın ne olduğunu bilmiyorlar, en büyük problem burada. Kitaba ilgi olduğu için mutlu oldum ama ben bu kitabı aslında kendi cemaatim için yazdım. Çünkü cemaatten gizleniyordu gerçekler. Cemaatin 90’lardaki temel felsefesi suydu: Bu konuyu konuşmayalım. Bu konu kapansın. Nasılsa Türkiye’de bir noktaya geldi, pota olarak oluştu."


LAİKLİĞİ DİN HALİNE GETİRDİLER

25 Ocak 2012 Çarşamba

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

TSK'daki Sabetayist Kadrolaşma ve Org. Yaşar Büyükanıt

Ulusalcı hareketin lideri olan Orgeneral Mehmet Yaşar Büyükanıt’ı konu etmiştik. Bunun üzerine, gayretli bir akademisyen arkadaşımız, Paşamızın soy kütüğünü merak etmiş ve araştırmış. Uzun sürdüğünü ifade ettiği araştırması sonunda ulaştığı çok ilginç bilgileri bizimle paylaşmak için sitemize maille göndermiş. Bizler de Büyükanıt Paşa ile ilgili bu çarpıcı bilgileri sizlerle paylaşmayı bir sorumluluk olarak gördük. 

Bize bu bilgileri gönderen ve ismini dahi bilmediğimiz bu arkadaşımıza en derin teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

2 Ocak 2012 Pazartesi

Yakın Tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler (kitap tavsiyesi)

Yakın Tarihimizde Dönmelik ve Dönmeler (kitap tavsiyesi)

- 350 senedir, Türk ve Müslüman gibi yaşayan Dönmelerin aslı nedir?
- Sahte Mesih, İzmirli Sabatay Sevi kimdir?
- Sevi, neden yalandan Müslüman oldu ve sonra neden döndü?
- Sevi'nin kurduğu Dönme inancı nedir? Kime Dönme denir?
- Dönmeler, üç bucuk asırdır, neden Yahudi ve Musevi kaldılar? Neden gizleniyorlar?
- Dönme tarihinde karanlık noktalar...
- Dönmelerin ağzından, gizli hayatları...
- Dönmeler, nasıl yaşar, nasıl ibadet ederler?
- Türkiye'de kaç Dönme var?
- Yeniden Musevi olmak isteyen Dönmeler
- Dönmeler arasında kalem savaşı ve açıklanan asırlık sırlar...
- Diğer ülkelerdeki Dönmeler...

Sabetay Sevi ve Sabetaycıların Gelenekleri (kitap tavsiyesi)



Abraham Galante Türkiye ve Osmanlı yahudileri Tarihi araştırmalarının en önemli ve hala aşılamamış isimlerindendir. Sabetay Sevi isimli çalışması yazarın, önemli ama gerçekten önemli eserlerinden birisidir.

Türkiye'de ve Türkiye dışında daha sonra sabetaycılık konusunda yayımlanan tüm eserlerde, Scholem ve Prof. Abdurrahman Küçük başta olmak üzere Galante'nin hep kaynak olarak alındığı görülür. Çünkü sabetaycıkla ilgili yazdıkları Rosanes, Danon ve Nehema'dan çok daha ilgi çekicidir ve orjinal belgelere dayanmaktadır.

Kuşkusuz gerek Mısır yıllarında ve gerekse tüm yaşantısında Galante'nin İttihat ve Terarkki ile olan ilişkilerinde pekçok sabetaycı dostu olmuştu. Eminiz ki şu an elinizde tuttuğunuz kitap Galante'nin aslında sabetaycılar hakkındaki bilgisinin küçük bir bölümünü yansıtmaktadır. Galante özellikle Osmanlı siyonizmi, Selanik mason locaları ve melamilik içinde sabetaycıların rollerini çok daha fazla açıklayabilecek bilgilere de sahipti. Ama resmi tarihçiliği ve gerektiği kadar konuşması ilkesi sebebiyle sabetaycılık hakkında bir giriş kitabı yazmış oldu.

25 Aralık 2011 Pazar

Türkiye'nin Gizli Zenginlerinden ve KOÇ'un Gizlenen Ortaklarından Burla Biraderler Kimlerdir?

Türkiye'nin Gizli Zenginlerinden ve KOÇ'un Gizlenen Ortaklarından Burla Biraderler Kimlerdir?
Türkiye'nin Gizli Zenginlerinden ve KOÇ'un Gizlenen Ortaklarından Burla Biraderler Kimlerdir?


Koç'un gizli ortağı: Burla Biraderler
 
Türkiye'nin en büyük şirketlerinden olan Arçelik'te ve Arçelik'in dağıtım ağı Atılım Pazarlama'da önemli bir hisse payına sahip olan Burla Biraderler bundan 500 yıl önce İspanya'dan Osmanlı topraklarına göç eden bir İspanyol Yahudi ailesidir.

Can Kıraç'ın 'Anılarımla Patronum Vehbi Koç' kitabını okurken, kitabın satır aralarında geçen bir soyisim dikkatleri çekiyor; Burla Biraderler. 1960'lı yıllarda Koç'un en büyük rakipleri arasında da olunca hafızamı zorlayarak böylesine güçlü bir aileyi hatırlamaya çalışıyorum. Ama nafile. Türkiye'nin isimleri medyada çıkmayan gizli zenginlerine meraklı iseniz Burla soyadının sizi tahrik etmemesi mümkün değil.

Türkiye'deki kökleşmiş isimlerin yer aldığı 'Kim Kimdir?' kitabına bakıyorum. Ama Burla ailesi ile ilgili hiçbir bilgi kırıntısına rastlayamıyorum. Musevi cemaatine ait aile fertlerinden hiçbirisine ulaşmanın mümkün olmadığını kısa bir süre sonra anlıyorum. Ama içimde bir umut ışığı var: Monik Burla. Burla Biraderler'in torunu, Avni Benardete ile evlendikten sonra kamuoyu daha doğrusu sosyete dünyası onu Benardete soyadı ile biliyor. Fakat Avni Benardete daha sonra genç bir hanımla başlattığı ilişki sebebi ile Monik Benardete'den boşanıyor. Monik ise şu anda bir sebeple Avni Bey'in amcazadesi Ceri Benardete ile beraber. Karışık bir ilişkiler ağı var anlayacağınız. Monik Burla mübalağasız Burla ailesinin piyasa tarafından bilinen tek ismi. Gece hayatında, partilerde ve magazin dergilerinde boy göstermeyi çok sevdiği için biz de bu isme uzaktan da olsa aşina idik tabii..

'Konuşmaya yetkili değilim'


Sosyete dünyasını bilmediğimiz için beni kendisine ulaştıracak cep telefonunu zar zor buluyorum. Bu telefonu veren şahıs, bayan Benardete'nin çok görgülü ve gazetecilere karşı çok anlayışlı olduğunu söylüyor, ümidim de bundan kaynaklanıyor. Fakat telefonda karşıma çıkan ses ilk başlarda hiç de hoş sayılmayacak bir ses tonu ile Burla ailesi ile alâkalı bilgi veremeyeceğini, bu konuda 'yetkili' olmadığını söylüyor. Babası ve amcaları ile alâkalı birkaç masum soru dışında herhangi bir sorumun olmayacağını söylesem de, şirketin konuşmadığı bir konuda kendisinin konuşmasının mümkün olmayacağını söyleyerek özür dileyip telefonu kapatıyor.

Musevi ailelerin bu kadar kıyıda durmalarının elbette özel bir sebebi vardır. Ama yine de değinmeden edemeyeceğim; dünya şeffaflaşmaya gidiyor ve saklı yapılar artık illegaliteyi akla getirir oldu. Masonluk bile belli ölçüde şeffaflaşmaya gitmek zorunda kaldı. Birçok azınlık gibi Burla Biraderler de Türk milletinin üstünden çok büyük paralar kazanmış, otomotivden tekstile pekçok sektörde faaliyette bulunmuş bir aile olarak Türkiye'de çok önemli ticari işlere imza atmış ama kendilerini hep perde arkasında tutmak istemeleri oldukça dikkat çekici.

Rahmi Koç-Monik Burla dostluğu

24 Aralık 2011 Cumartesi

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)

Evet Ben Selanikliyim! (Sabetaycıyım!)


Selanikli deyince ne gelir aklınıza? 1) Selanikli Yunanlılar. 2) Nazilerin katlettiği Selanikli yahudiler. 3) 1924'te mübadeleyle Türkiye'ye göç eden Selanikli müslümanlar. 4) Aynı mübadeleyle gelen ‘‘dönmeler.’’ İşte ‘‘Selanikli’’ denildiğinde, özellikle son kategoride olanlar kastedilir. 17. yüzyılda mesihliğini ilan edip, sonra müslümanlığı kabul etmek zorunda kalan İzmirli yahudi Sabetay Sevi'nin yandaşı birkaç ailenin soyundan gelen ‘‘Selanikliler’’, daha doğrusu ‘‘sabetaycılar’’, 350 yıl cemaatleri hakkında ser verip, sır vermediler. Ama 1990'larda içlerinden biri yazmaya, anlatmaya başladı. Ilgaz Zorlu, 29 yaşında. Annesi sabetaycı, babası dindar müslüman bir aileden. Cemaatinde çok iyi tanınıyor. Kimi ona deli diyor, kimi hain. Prof. Dr. İlber Ortaylı, ondan şöyle söz ediyor: ‘‘Bugün Sabetaycılar kendilerini henüz açıklamaz. Tek istisnanın, ama hakikaten tek istisnanın Ilgaz Zorlu olduğunu takdirle belirtmek gerekir.’’ Belge Yayınları, Ilgaz Zorlu'nun makalelerini ‘‘Evet, Ben Selanikliyim/Türkiye Sabetaycılığı’’ başlıklı bir kitap halinde yayınlandı. Onunla hayatını, sabetaycılığı ve sabetaycı cemaati konuştuk.

Sabetaycılığı ne zaman keşfettiniz?

-Annemle babam çalışıyorlardı, bana anneannem baktı. Anneannem Selanik'te doğmuş ve 24 yaşında mübadeleyle buraya gelmiş. Atatürk'ün ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi de dedemin dedesi. Şemsi Efendi yaşadığı dönemde, büyük bir Kabbala bilgini ve sabetaycılar içindeki cemaatleri (Kapancılar, Karakaşlar, Yakubiler) birleştirmeye çalışıyor. Düşünün, üç yüzyıl boyunca müslüman gözüküyorsunuz, içerde yahudiliği uyguluyorsunuz, daha doğrusu yahudiliğin kabbalistik, mistik bir bölümünü. Cemaat tamamen içine kapalı. Ben 19 kuşak boyunca Sabetay Sevi'nin kardeşinin soyundan bir aileden geliyorum. Büyükannemin çok sağlam bir sabetaycı kültürü var, ama korkuyor. Çünkü Varlık Vergisi olayını, ondan önce Karakaş Rüştü olayını yaşamış. Cemaat asimile olma kararı almış.

KARAKAŞ RÜŞTÜ OLAYI

Karakaş Rüştü olayı nedir?

-Sabetaycıların Karakaş grubundan olan bu adam 1924'te bir anlaşmazlık sonucu cemaatin sırlarını gazetelere ifşa ediyor ve Atatürk'e mektup yazıyor. Biz asimile olamıyoruz, bizi ne olur müslüman yapın diyor. Anneannem korkarak anlatırdı. Bu olay olduğu zaman evleri basacaklar şayiası ortaya çıkmış. Birçok aile ellerindeki belgeleri yakmış.

Size de aynı gözle bakanlar var mı cemaat içinde? İkinci Karakaşzade Rüştü olduğunuzu söyleyenler?

-Evet, evet tabii. Benim için önce bu adam kendini Sabetay Sevi sanıyor dediler. Deli olmakla, Karakaşzade Rüştü olmakla, Mesih olmakla suçlandım. ‘‘Allah kahretsin, başımıza dert açacaksın’’ dediler.

Büyükannenizden neler öğrendiniz?

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...