31 Mayıs 2012 Perşembe

Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri

Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri
Târihin Şahitleri; Yıldız fotoğraf albümleri 


19. asrın en büyük keşiflerinden biri olan fotoğ­rafın (Photograph: photo = ışık, graph = çizim) te­melleri aslında bundan asırlar öncesine dayanır. Fo­toğraf makinesinin çalışma usûlünün, Latince'de "karanlık oda" mânâsına gelen "camera obscura" ifâdesine dayandığı bilinmektedir. Mevzu ile ilgili ilk bilgiler XI asırda yaşamış Arap asıllı ilim adamı Basralı El-Hazen'in, optik ilmi el yazmasında tafsilatlı bir şe­kilde anlatılmıştır. Karanlık oda'nın en basit îzâhı şöy­ledir: Karanlık bir oda duvarında açılmış küçük bir de­likten içeri giren ışığın, karşı duvarda ve deliğe belirli uzaklıklarla yerleştirilmiş beyaz bir perde üzerinde, dışarıdaki görüntüyü ters olarak aksettirmesidir. Bu tek­nik, eski çağlardan bu yana tatbik olunagelmiştir. Bil­hassa güneş tutulmalarının rasadında ve mimarî sa­hada bu teknikten yararlanılmıştır. Konya Karatay Medresesinin sahn tepesindeki açıklıktan ortadaki havuza akseden semânın görüntüsü ile rasadın yapıl­mış olması, Selçuklu medrese mîmârisinde karanlık oda usûlünün kullanılmış olduğunu ispatlamaktadır.

Göksu Çeşmesi (1880)
Göksu Çeşmesi (1880)
  
Târihî seyir içinde çeşitli merhaleler geçiren fo­toğraf makinesinin asıl icadı, Fransız İlimler Akade­misi mucitlerinden J. M. Daguerre tarafından yapıl­mıştır. Daguerre, kendi adıyla bilinecek tekniğini geliştirerek 1839 yılında bağlı bulunduğu akademinin basın bülteninden tüm dün­yaya îlân etmiştir.

Fotoğrafın Osmanlı Devleti'ne Gelişi
  
İcadının üzerinden fazla bir vakit geç­meden Takvim-i Vekâyi Gazetesi'nin 28 Ekim 1839 (19 Şaban 1255) Pazartesi gün­kü 186. sayısında fotoğraf makinesinin bulunuşu îlân edilmiştir. Haberde fotoğra­fın târihî seyri anlatılmış, teknik hususiyet­lerinden söz edilmiş, ayrıca M. Deguerre hakkında tanıtıcı bilgiler verilmiştir. Osmanlı coğrafya­sında bu haber neşrolunurken M. Deguerre'nin çırak­larından pek çoğu bu tekniği öğrendikten sonra dün­yanın dört bir yanına dağılmışlardır. Bu fotoğrafçılar­dan bazıları İstanbul'a da gelmiştir. Bunlardan biri Av­rupalı seyyah M. Kompa'dır.

Ceride-i Havadis Gazetesi'nin 8 Cemâziyelâhir 1258 (7 Temmuz 1842) tarihli nüshasında fotoğrafın resme göre çabukluğu şöyle anlatılmaktadır; "Res­samların bir adamın resmini yapacakları vakit günler­ce adamı karşılarına oturtup, defalarca nazar edip kemal-i sabr ile hayli zahmetli resmettikleri, lâkin bu âlât ile resim olunacağı vakitte güneşte altı saniyede ve güneşsiz vakitte yarım dakikada ol âlât vasıtasıyla resm edip bitirdikleri" belirtilmektedir.

Eminönü'nden Galata Köprüsü'nü gösteren bir fotoğraf (1901-1902)
Eminönü'nden Galata Köprüsü'nü gösteren bir fotoğraf (1901-1902)

Ayrıca M. Kompa'nın fotoğraf sanatını bilhassa pazar günleri Beyoğlu'nda saat dokuzda başlayıp adam başı onar kuruşa teşhir ettiği anlatılmaktadır. Bir adam veya birkaç adamın fotoğrafının çekilmesi yüz kuruştan yüz yetmiş beş kuruşa kadar olup manzara resmi ise yüz yirmi beş kuruştan büyüklüğüne göre bin kuruşa kadardır. Ayrıca Kompa'nın fotoğraf için lazım olan âletlerini dahi satacağı haberde neşrolunmuştur.

İlk olarak seyyahlar tarafından Osmanlı coğrafya­sı fotoğraflanırken bir taraftan da Yıldız fotoğraf albümlerinin temeli atılmıştır. Fotoğraf kısa bir sü­re sonra gündelik hayatın başka sahalarında da kullanılmaya başlanmış, harp fotoğrafçılığı diye ye­ni bir meslek dalı ortaya çıkmıştır. 1853-1856 yılla­rı arasında Ruslarla yaptığımız Kırım Savaşı dünya târihinde fotoğraflanan ilk savaş olduğu gibi, ayrı­ca Osmanlı Devleti'nde gazetecilik maksatlı çekilen ilk fotoğraf olmuştur.


Yıldız Fotoğraf Albümülerinden birinin ön ve arka kapağı
Yıldız Fotoğraf Albümülerinden birinin ön ve arka kapağı
İstanbul'da ilk stüdyo, 1856 yılında Alman kim­yager Rabach tarafından Beyoğlu'nda kurulmuştur. Rabach yanına Ermeni asıllı üç kardeşi (Abdullah Bi­raderler) çırak olarak almıştır. Rabach, 1858 yılında ülkesine geri dönmek isteyince stüdyosunu bu üç kardeşe dev­retmiştir. Böylece Osmanlı Devleti'nde yerli fotoğrafçılar döne­mi başlamıştır. Üç kardeş, Sul­tan Abdülazîz Han'ın heybetli fotoğrafını çekmekle "Sultan Fotoğrafçısı" unvanını kazan­mışlardır. Sultan İkinci Abülhamîd Han devrine kadar bu un­vanlarını korumuşlar, bir ara kaybetmişlerse de tekrar bu un­vanı elde etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nde ilk profesyonel stüdyoyu kuran Vincent Abdul­lah, (Abdullah Biraderlerin en bü­yüğü) daha sonra Müslüman olarak Abdullah Şükrü ismini almıştır. Bu dönemde İs­tanbul hâlâ cazibesini korumaktadır. Batıdan gelen fotoğrafçılar 'Osmanlı Devleti'nde dikkat çekici ne varsa hepsinin fotoğrafı çekilmelidir' düşüncesiyle so­kakta çalışan esnafı, ağaç dibinde tıraş yapan berbe­ri, Sirkeci'de sandalla Üsküdar'a yolcu taşıyan yolcu kayıklarını, Yüksek Kaldırım'da ellerini güneşe karşı gölgelik yapıp fotoğrafçıya poz veren Osmanlı insanı­nı, dar sokaklarda yangın söndürme talimleri yapan tulumbacıları, her yıl mübarek beldelere gönderilen Surre Alayı'nı, Haliç'te süzülen Şirket-i Hayriye vapurlarını, eski Boğaziçi'ni, Göksu deresini, Kağıthâne deresini, şâir mesire yerlerini, mahalle kahvesin­de askerlik hatıralarını anlatan Osmanlı paşalarını, arzuhalcileri, sırtında küfesi ile çiçek satıcılarını, elle­rinde fırçaları ile baca temizleyicilerini, mezarlıkları­mızı ve Osmanlı hayatını anlatan daha pek çok şeyi fotoğraflamışlardır.

Beyoğlu Kışlası (Eminönü) itfaiye alayı (1880 - 1893)
 Sultan Üçüncü Selim Han'dan Sultan İkinci Abdülhamîd Han'a kadar hemen her pâdişâhın portre­si ya da fotoğrafı vardır. Ancak Abdülhamid Han'ın yaklaşık 36 000 kareden meydana gelen Yıldız fo­toğraf albümlerinde kendisine ait tek bir fotoğrafı bulunmamaktadır.

Abdullah Kardeşler, Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın fotoğraflarını çekmişlerse de bu çekimler izinsiz olduğu için sultanın emriyle 26 Aralık 1880 târihinde çıkarılan irâdeye dayanılarak fotoğrafın nüshaları ve cam negatifi imha edilmiştir. İrâdenin sadeleştirilmiş metni şu şekildedir:

"Fotoğrafçı Abdullah'ın ruhsat ve izin almaksızın pâdişâh hazretlerinin fotoğrafını çıkardığı, sadrazama gönderilen fotoğraftan anlaşılmıştır. Bu fotoğraf­tan öteye beriye ne miktar dağıtılmış ise hızlı bir şe­kilde toplatılıp, bundan sonra bir adet bile çıkarılma­sının yasaklanması gerekmektedir. Adı geçene, izin almadan böyle bir davranışta bulunduğundan dolayı düzenlenecek cezanın hızlı bir şekilde uygulanması pâdişâh hazretlerinin emrinin gereğidir.

(Rumi) 13 Kanunuevvel 1296 - (Hicri) 22 Muharrem
1298-(Miladi) 25 Aralık 1880 İmza-Ali Rıza"

İkinci Abdülhamîd Han'ın Fotoğrafa Verdiği Ehemmiyet ve Yıldız Fotoğraf Albümleri

Sultan Üçüncü Selim Han'dan bu yana Osmanlı Devleti'nde resim ve fotoğraf bizzat sultanlar tarafın­dan desteklenen meslekler olmuşlardır.
"Her resim bir fikirdir. Bir resim yüz sayfa ile ifâde olunamayacak siyâsî ve hissi mânâları telkin eder. Onun için ben tahrirî münderecâttan (yazılı bilgiler­den) ziyâde, resimlerden istifâde ederim."

Hicaz Demiryolu Hattının, Amman - Maan hattındaki Büyük Köprü (1903)
Hicaz Demiryolu Hattının, Amman - Maan hattındaki Büyük Köprü (1903)

Osmanlı Devleti'nde fotoğrafçılığa en fazla ehem­miyet verilen devir yukarıdaki sözün sahibi, Sultan İkinci Abdülhamîd Han devridir. Güzel sanatlarla da ilgilenen pâdişâhın kendisi de fotoğraf çekmiştir. Devlet-i Aliyye'nin en buhranlı olduğu bir devirde tahta çıkan sultan, her ilimden yararlandığı gibi bu meslekten de yararlanmasını bilmiştir. Fotoğrafı ade­tâ saray dışının bir aynası gibi kullanmış, Devlet-i Aliyye'de olan hâdiseleri bu yolla öğrenmiştir. Ayrıca dev­let toprakları içinde olduğu gibi Amerika kıtasından Japonya'ya kadar neredeyse dünyanın tamamından haberdar olmuştur.

Kabe-i Muazzama
Kabe-i Muazzama


Yabancı seyyahlar, Rum ve Ermeni fotoğrafçılar­dan sonra mühendishâne ve askerî okullarda yetişen Yüzbaşı Hüsnü (1844-1896), Servili Ahmed Emin (1845-1892), Ali Rıza Paşa (?-1907), Ali Sami Aközer (1866-1936), Fahrettin Türkkan Paşa (1868-1948) gi­bi asker menşeli fotoğrafçılar fotoğraf sanatını azınlık tekelinden kurtarmışlardır. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, yerli yabancı bütün fotoğrafçılara ülkedeki hâdi­seleri ve temel müesseseleri çekme vazifesi vermiştir. Hemen hemen bütün donanma gemileriyle askerî müesseselerin, fabrikaların, mensuplarının, bütün devlet binalarının, okulların, hastahânelerin, camile­rin, karakolların, saat kulelerinin, târihî mekânların, tabiatın, devlet memurlarının, esnaf kollarının, su bentlerinin, ziyarete gelen.yabancı devlet adamlarının yurt içinde yaptıkları seyahatlerinin kısacası akla gele­bilecek her türden fotoğrafın çekimi bu devirde yapıl­mıştır. Arşiv vesîkaları da yukarıdaki zikredilenleri teyid etmektedir. Meselâ Yanya'da inşâ ettirilen saat kulesinin fotoğrafı Dersaâdet'e gönderilmiştir. Ayrıca Hicaz Demiryolu hattının ve mübarek beldelerin de fotoğrafı çekilmiştir. Günümüzde bile bu fotoğraflar­dan bu coğrafyayı takip etmek, yüz yıllık değişmeyi tespit etmek mümkündür.

Her sene Mekke-i Mükerreme, Medîne-i Münevvre'ye gönderilen Surre Ala-yı'nın Yıldız Sarayı'ndan hareket merasimi, Isveç-Norveç Kralı II. Oskar'ın ziyareti (1885), Alman İmparato­ru II. Wilhelm ve eşi imparatoriçe Augusta Victo­ria'nın ziyareti (1898) ve gelişlerinin hâtırasına Sultanahmed Camii yanında inşâ ettirilen günümüzde de hâlâ ayakta olan Alman çeşmesinin fotoğrafları, Iran Şahı Muzaffereddin Şah'ın ziyareti (1900) gibi daha pek çok memleket sathında gerçekleşmiş hâdiseleri fotoğraflarla takip edebilmek mümkündür.

İstanbul veya herhangi bir vilayette manzara fotoğrafı çek­mek husûsi izne tâbi olup, bunun denetiminin zabı­taca yapıldığı, arşiv vesikaları ve gazete haberlerinde anlatılmaktadır. Ayrıca fotoğraf ve her nevi tesâvire mahsus bir verginin alındığı bilinmektedir.




Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın, Yıldız Hamîdiye Camii'ndeki Cuma selamlığı merasiminden Saraya dönüşünü gösteren bir fotoğraf (1908)
Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın, Yıldız Hamîdiye Camii'ndeki Cuma
selamlığı merasiminden Saraya dönüşünü gösteren bir fotoğraf (1908)
Sultan Abdülhamîd Han çok iyi bir İnsan sarrafı (fizyonomist)'dır. Pâdişâh, Harp Okulu'na alınacak öğrencilerden ikişer adet fotoğraf alınması şartını koydurmuş, okula alınacak öğrencileri resimlerden bakarak seçmiştir. Ayrıca sultan, tahta cülusunun 25. senesinde Osmanlı topraklarında çıkarılacak af için, devletin bütün cezaevlerindeki mahkûmların tek tek veya üçerli gruplar halinde fotoğraflarını çektirmiştir. Fotoğrafların altına mahkûmiyet sebebini yazdırmış ve bu fotoğraflardan seçtiği mahkûmlar için af çıkar­mıştır. Pâdişâh niye böyle bir yol tatbik ettiğini hatıra­larında şöyle îzâh etmiştir.

"Bir İngilizce kitabın tercümesini okumuş idim. Çünkü vakâyı cinâiyyeye (cinayet vakalarına) mera­kım vardır. Tercüme ettirdim. Nihayetine nazar olu­na! O kitapta cânîlerin ekserisinin başparmağının ucu şehâdet parmağının ortadaki boğumu geçiyor, çok uzun oluyor. Elleri yabanî bir hayvan pençesi şeklini alıyor diye görmüş idim. Merak bu ya, o zaman em­rettim. Hapishanelerde ne kadar kanlı katil varsa hep­sinin fotoğraflarını aldırdım. Filhakika başparmak hepsinde uzun idi. Hem de her şeyi benziyor. Lâkin eller her şahısta başka şekillerde oluyor. Avrupa'da bundan bi'l-istifâde canilerin resimlerinden bi't-tatbik erbâb-ı cerâimi (suçluları) yakalıyorlar."

On dokuzuncu asrın sonlarında dünyadaki hâkim güç İngiltere, Fransa ve yeni târih sahnesine çıkmış Amerika Birleşik Devletleri'dir. Sultan İkinci Abdülhamîd Han, Osmanlı Devleti'nin hiç de bilindiği gibi has­ta adam olmadığını, hemen her sahada yeniliklerin gözle görülür bir şekilde artarak devam ettiğini uluslararası sahada ispat etmek için bir nevi psikolojik sa­vaş yapmıştır. Pâdişâh, 1893 yılında Abdullah Kardeş­lere çektirdiği 51 albüm fotoğrafı İngiltere Kraliçesi, Fransa Kralı ve ABD başkanına göndermiştir.



Karacaahmet Mezarlığı Üsküdar
Karacaahmet Mezarlığı Üsküdar
Pâdişâh devlet başkanlarının yanı sıra Londra'da British Museum ve Washington'daki Kongre Kütüp­hanesine de çeşitli albümler göndermiştir. British Museum'a gönderdiği albümlerden on yedisi OsmanIı coğrafyasında yer alan târihî ve tabîî güzellikleri, on yedisi Osmanlı kara ve deniz birliklerinin fotoğrafları­nı, on beş tanesi sivil okullarda ve askerî mekteplerde tahsil gören talebelerin yaptığı çalışmaları, iki tanesi ise sarayda yetiştirilen atları mevzu edinmiştir.

Muhtevasını yukarıda kısaca îzâh etmeye çalıştı­ğımız Yıldız Fotoğraf Albümleri, sadece Osmanlı coğrafyası için değil, dünya fotoğrafçılığı için de ehemmiyetli ve değerli bir koleksiyondur. Mükerrer­leri dâhil 962 albümde toplanan 38599 kareden meydana gelmiş dev bir albümdür. Bu karelerin iki bin kadarı gravür, az bir miktarı basılı fotoğraf, geri kalan kısmı da mükerrerleri ile beraber orijinal fotoğ­raflardan oluşmaktadır. Fotoğrafların pek çoğu Malûmat, Servet-i Fünûn ve Resimli Kitap gibi mevkute­lerde neşredilmiştir.


Fotoğraflar ağırlıklı olarak İstanbul ve Osmanlı toprakları olmak üzere Amerika kıtasından Çin Seddi'ne kadar olan coğrafî sahayı ihtiva etmektedir. Fo­toğrafçıların adedi hususunda kesin bir rakam söylenememekle beraber 263 rakamı zikrolunmaktadır.

Albümlerin bize ulaşma şekli ise oldukça ilginçtir. 32 yıl, 7 ay, 27 gün padişahlık yapan Sultan İkinci Abdülhamîd han, 1909 yılında tahtından indirilirken Yıl­dız Sarayı yağma ve talan edildi. Kütüphane vazîfelisi Kalkandelenli Sabri Bey, paha biçilemez eserler ve koleksiyonların yağmalanmaması için kütüphane kapısı­nın eşiğine yatıp, hiç kimsenin kendisini öldürmeden içeri giremeyeceğini söylemiş ve kimseyi içeri sokma­mıştır. Nezih mekân ve nefis eserler yok olup gitmek­ten bu şekilde kurtarılmıştır.

Mühendishâne Mektebi talebelerinin yapmış olduğu köprü maketi
Mühendishâne Mektebi talebelerinin yapmış olduğu köprü maketi

Yıldız Fotoğraf Albümleri, İstanbul Üniversitesi Na­dir Eserler Kütüphânesi'ne devredilmiştir. Fotoğrafla­rın birtakım kopyaları, yapmış olduğu başvuru üzeri­ne İslâm Konferansı Teşkilatı, Târih Sanat ve Araştır­ma Merkezi (IRCICA)'ne verilmiştir.

Nişantaşı Çeşmesi 'nin açılışı (1902)
Nişantaşı Çeşmesi 'nin açılışı (1902)
Albümler saray ciltçileri tarafından husûsi olarak ciltlenmiş olup, kapaklarda umûmi olarak bordo ve yeşil kadife kumaş tercih olunmuştur. Bazı albümler­de de muhtelif renklerde cilt bezleri veya deriler kul­lanılmıştır. Albümlerde standart bir ölçü takip edil­memiştir. 78x55 cm. ebatlarında albümler hazırlan­dığı gibi 41x32 cm. gibi daha küçük ebatlarda da fo­toğraf bulmak mümkündür. Bunun yanında birkaç fotoğrafın birleşmesinden meydana gelen panaro-mik fotoğraflar da vardır. Süslemeler kapağın hem arka hem de ön tarafına aynı tip yapılmaya dikkat edilmiştir. Süslemeler cilt bezi üzerine altın yaldız baskı olduğu gibi ayrıca elle yapılan bordürler veya metal rozetler ile yapılan süslemelere de rastlanmak­tadır. Motif olarak Osmanlı arması, pâdişâh tuğrala­rı, ayyıldız ve yaprak kullanılmıştır. Albümlerde kalın beyaz kartonlar kullanılmıştır.


Soner DEMİRSOY
Yedikıta
Sayı 1, Eylül 2008


Kaynaklar
____________________________________

Bahattin Öztuncay, Dersaadet'in Fotoğrafçıları, İstanbul 2003.

Ceride-i Havadis, 8 Cemâziyelâhir 1258 (7 Temmuz 1842), S. 95.

Engin Özendes,  "Osmanlı'da Fotoğraf Sanatı", Türkler, c. 15, İstanbul 2002.

Engin Özendes, Abdullah Freres, İstanbul 1998.

Engin Özendes, Osmanlı İmparatorluğu'nda Fotoğrafçılık, İstanbul 1995.

Hidayet Nuhoğlu, Orhan M. Çolak, "Osmanlı'da Fotoğrafçılık", Türkler, C. 14, İstanbul 2002.

Hidayet Nuhoğlu, Orhan M. Çolak, Sultan Abdülhamid Arşivi İstanbul Fo­toğrafları, İstanbul 2007.
Mehmet Bahadır Dördüncü, İkinci Abdülhamid Yıldız Albümleri Mekke -Medine, İstanbul 2006.

Osman Doğan, Sultan İkinci Abdülhamid Han Devri Osmanlı Mektepleri, İstanbul 2007.

BOA, Yıldız Tasnifi-Sadaret Hususi-Maruzat-XI. cilt, Dosya no 21, Sıra no 1.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...