İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2012 Perşembe

Türkiye'ye gelen İsrailli turistlerin çoğu hırsız

Türkiye'ye gelen İsrailli turistlerin çoğu hırsız
Türkiye'ye gelen İsrailli turistlerin çoğu hırsız
İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un, Türkiye’nin Telaviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un şahsında Türkiye’ye karşı takındığı küstahlığı biliyorsunuz. Ne konuşulacağı hakkında bilgi bile vermeden, Büyükelçimizi Dışişleri Bakanlığı’na çağırıyor. Önce kapıda bekletiyor, sonra içeri alıyor. Gazetecilerin tokalaşmalarını istemelerine rağmen tokalaşmıyor. Görüşmede her iki ülkenin bayrağı da bulunması icap ettiği halde, bütün diplomatik teâmül ve nezaketleri bir tarafa atarak, masanın üzerine sadece İsrail bayrağı koyduruyor. Görüşme sırasında hiçbir ikramda bulunmuyor. Büyükelçimizi kendi oturduğu koltuktan daha aşağıda olan bir koltuğa oturtuyor.

Tavrını bu şekilde ortaya koymakla kalmıyor, bir de “Dikkat edin, o alçakta, biz yüksekte oturuyoruz. Masada sadece bir İsrail bayrağı var ve gülümsemiyoruz” diyor.
Devlet adamı değil tam bir dağ eşkıyası tavrı…

Böyle bir tavrı, bir bakan yardımcısı kendi kafasından sergileyemez. Nitekim o da bunu kendiliğinden yapmadığını, Türkiye Büyükelçisine böyle bir tavırda bulunulmasını bütün detaylarıyla Dışişleri Bakanları Avigdor Lieberman’ın planladığını bir radyo konuşmasında açıklıyor.

Dışişleri Bakanı’na gelince…
Kendisinden üstte Başbakan ve Cumhurbaşkanı varken, o da böyle bir şey yapamaz…
Yani bu tavır, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı dahil İsrail hükümetinin Türkiye’ye karşı takındığı bir tavırdır.
Meselenin zamanlamasına da dikkat! “Van minüt’ün yıldönümüne yakın günlerde sergileniyor bu tavır…

Bir de şu var: En baştaki devlet adamlarından yani Cumhurbaşkanlarından itibaren, bunların çoğu yalancı…
Hatırlayınız lütfen. Sayın Başbakan, Davos’da İsrail Cumhurbaşkanı’na, “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” dediğinde, yalancı ve iftiracı Cumhurbaşkanı, “İstanbul’a günde 1000 füze atılsa siz ne yaparsınız?” demişti.

O anın heyecanıyla, bu yalana o gün cevap verilememişti. Amma ambargo altında yaşayan ve yeraltı tünelleriyle getirilen gıdalarla karınlarını doyurmaya çalışan Filistinlilerin, İsrail’e günde 1000 füze attıklarını söyleyebilmek için, ancak İsrail Cumhurbaşkanı olmak icap ediyordu. 

Günde 1000 füze şöyle dursun, acaba zavallı Filistinlilerin kullanmak için topu topu 1000 tane soba boruları var mı? Ama üstünde yalancı bir Cumhurbaşkanı bulunan bir hükümetten, yalancılıktan başka ne beklenir ki… 

Nitekim bahse konu küstahlığı sergileyen Bay Ayalon, “Türk medyasında Yahudilik aleyhinde yayınlar yapıldığını, bunların durdurulması gerektiği” yalanını söylüyor. 

Olmayan bu yayınlar hakkında da şöyle diyor: “Bu, Yahudi toplumunu, İsrail heyetlerini ve Türkiye’ye giden Yahudi turistleri tehlikeye atan, müsamaha gösterilemeyecek bir durumdur.”

Bay Ayalon da pekâlâ biliyor ki, Türkiye’deki Yahudiler, burada İsrail’den daha rahat bir hayat sürüyorlar.
Gelen İsrail heyetlerinin tehlike altında olduğunu söylemek, Türkiye’nin koruma birimlerinin beceriksizliğini söylemek olur ki, bu da ikinci bir küstahlıktır.

Türkiye’ye gelen Yahudi turistlere gelince… Onların çoğu hırsız. Bu turistlerin tehlikede olmaları şöyle dursun, onların kaldığı otellerdeki eşyalar tehlikede. Her an çalınabilir. Otel vazifelileri, İsrailli turistlerden illallah ediyor. Daha çok güneye Antalya civarına, bir-iki günlüğüne gelen İsrailliler, tabak-çatal ne bulabilirlerse çalıyorlar(mış)…

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir


Büyük İsrail projesi hiç bir zaman gerçekleşemeyecek, 400 senelik toprağımız Filistin tekrar bizim olacak ve üzerinde İsrail diye anılan bir devlet olmayacak. Türkiye'de kendini Türk ve Müslüman kimliğinde gösteren, yada kendilerini Ermeni olarak gösteren, veya kendilerini Alevi olarak gösteren, sayıları milyonları bulan, T.C. kimliği taşıyan çift kimlikli, hain Yahudiler, artık tamamen deşifre olacaklar... Bizim topraklarımız üzerinde, bizim devletimizde, bizim inançlarımızı, bizim fikriyatımızı, bizim ibadetlerimizi, bizden gözükerek yasaklayan bu hain kadrolar, gerçekten bizim olan bu devlette, bizim kanunlarımız ile adilane bir surette muhakeme edilip idam edilecekler... Vatana ihanetin mazareti olamaz...

***

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Kandırmayın milleti! Bunlar mı mücahid? Bunların hepsi terörist! (Video)

Kandırmayın milleti! Bunlar mı mücahid? Bunların hepsi terörist! 


Libya ve Suudi Arabistan’dan ithal selefi-vehhabi teröristler, Suriye halkına Ramazan Ayı boyunca kan kusturuyor.

Kuzey Halep’teki köyleri abluka altına alan teröristler evlerinde Suriye Bayrağı olanları meydana toplayıp üzerlerine 100-200 mermi sıkıp ölülerini tekmeliyor.

Köylülerin araba, para ve erzaklarına da el koyan Libyalı Vehhabi teröristler, tecavüz, taciz, hırsızlık gibi adi suçların hepsini yaptıkları gibi  uyuşturucu ve fuhuş işini de beraberinde sürdürüyorlar.

Dünya’ya masum isyancılar gibi gösterilen gözü dönmüş bu katillerin katliam videosu izleyenleri hem üzüntüye hem öfkeye boğuyor.

İŞTE O GÖRÜNTÜLER:

NOT: İzleyeceğiniz video şiddet görüntüleri içerir.

İki yüzlü ABD... ABD eski dostu Esad'ı diktatör diye devirmek istiyor ama diktatör Suudi Kralı ve Katar Kralı ile sıkı fıkı!...

İki yüzlü ABD... ABD eski dostu Esad'ı diktatör diye devirmek istiyor ama diktatör Suudi Kralı ve  Katar Kralı ile sıkı fıkı!...
İki yüzlü ABD... ABD eski dostu Esad'ı diktatör diye devirmek istiyor ama diktatör Suudi Kralı ve  Katar Kralı ile sıkı fıkı!...

"Batı'nın gerçek hedefi, Esad'ın vahşi rejimi değil" 

İndependent gazetesinin tanınmış yazarı Robert Fisk, "Batı'nın gerçek hedefi, Esad'ın vahşi rejimi değil, onun müttefiki İran ve nükleer silahlarıdır" savını dillendirdiği yorumunda Batılı ve Doğulu hükümetlere sert eleştirilerde bulunurken iğneyi kendine de batırdı.

(ANKA) - Suriye krizi dünya gündeminin ön sıralarında yer almayı sürdürürken İndependent gazetesinin tanınmış yazar ve Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, "Batı'nın gerçek hedefi, Esad'ın vahşi rejimi değil, onun müttefiki İran ve nükleer silahları" derken "yalanlar ve ikiyüzlülüğe" vurgu yaptı.

Robert Fisk, "Şimdiye dek ikiyüzlülüğünün bu denli yaşandığı bir Ortadoğu savaşı hiç olmuş muydu? Korkaklığın bu kadar bulunduğu, etiğin bir o kadar eksik, sahte söylemler ve aşağılamanın bu denli görüldüğü bir savaş yaşanmış mıydı?" sözleriyle başladığı yorumunda hem doğulu, hem de batılı hükümet ve kamuoylarının Suriye krizine takındıkları tavrı sert dille eleştirdi.

-"WASHİNGTON, KATAR VE ARABİSTAN'A TEK ELEŞTİREL SÖZ SÖYLEMEDİ"-

30 Temmuz 2012 Pazartesi

İsrail, modernize ettiği tanklarımızın, uçaklarımızın kontrolünü-yönetimini ele geçiriyor.

İsrail, modernize ettiği tanklarımızın, uçaklarımızın kontrolünü-yönetimini ele geçiriyor.
İsrail, modernize ettiği tanklarımızın, uçaklarımızın kontrolünü-yönetimini ele geçiriyor.
'Uçaklarımızı, tanklarımızı İsrail yenilemesin'

Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Masum Türker, Türkiye'nin uçak ve tanklarının modernizasyonunu İsrail'e yaptırmaması gerektiğini söyledi. Türker, Türk uçağını ise Rusya'nın yeni nesil füzeyle düşürdüğünü öne sürdü.

7 Temmuz 2012 Cumartesi

PKK militanlarını İsrail eğitiyor

PKK militanlarını İsrail eğitiyor
PKK militanlarını İsrail eğitiyor

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, yaptığı açıklamayla gündeme bomba gibi oturdu

Derviş Eroğlu, İsrail'in Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki PKK kamplarında 3 bin PKK militanına askeri eğitim verdiğini, şu ana kadar eğitimden geçen 15 bin PKK'lının da Kandil'e gönderildiğini söyledi.

A Haber’de yayınlanan Mehmet Ali Önel yönetimindeki Deşifre programı'nın bu haftaki konuğu KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu'ydu. Derviş Eroğlu programda çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Eroğlu,Kıbrıs Rum Kesiminin tek başına Avrupa Birliği’ne alınmasının büyük bir hata olduğunu belirtirken, bundan sonraki süreçte de Türkiye ile birlikte hareket edeceklerini sözlerine ekledi..

İSRAİL, GÜNEY KIBRIS RUM KESİMİ’NDE 3 BİN PKK”LIYA ASKERİ EĞİTİM VERİYOR..

11 Haziran 2012 Pazartesi

Hürriyet kripto/şifreli Yahudilerin gazetesi mi?

Hürriyet kripto/şifreli Yahudilerin gazetesi mi?
Hürriyet kripto/şifreli Yahudilerin gazetesi mi? 
Hürriyet kripto/şifreli Yahudilerin gazetesi mi?

Kadın, Hürriyet'te Defne Barak, İsrail gazetesinde ise Daphne Barak adı ile yazıyormuş...

Bakın ta 2004 senesinden bir köşe yazısı; 


Bu muammayı çözmezsem kahrolurum

Son zamanlarda önemli haberlere imza atan bir gazeteci var: Hürriyetin Amerika muhabiri Defne Barak... Önce, Iraktaki Ebu Gureyb Cezaevindeki işkenceci kadın asker Lyndee England ile konuştu. Defne Barak, ardından Ürdüne gidip Saddam Hüseyinin kızı Raghad Hüseyinle... Hürriyet, Muhabirimiz görüştü diye günlerce manşetinden duyurdu bu iki söyleşiyi...

O kadar zamandır ABDye yolum düşer, şimdiye kadar kendini Hürriyet muhabiri diye tanıtan Defne Barak diye biriyle tanıştığımı hatırlamıyorum. Hürriyetteki fotoğraflarına baktığımda da, sapsarı saçlarıyla Defne Barak hiç tanıdık bir sima olarak gelmiyor bana. Hürriyetin yayın yönetmeni Ertuğrul Özkökle Hillary Clinton onuruna verilen bir dâvete katıldığını, Bn. Clintonun, Bu kadının Amerikada tanımadığı insan yok demesinden sonra, Özkökün, Gerçekten de Defnenin inanılmaz bir popülearitesi ve ikna ediciliği var; ABDde ikna etmediği insan yok diye yazdığını da hatırlıyorum.

Defne adlı gazetecimiz göğsümü kabartıyor...

Hani, Belkahvedeki efe, Bunu bize yapmayaceğidin Paşam demiş ya, geçen gün, İsrailde çıkan Maariv gazetesine göz gezdirirken, Bunu bize yapmayacaktın Hürriyet sözleri dilimden dökülüverdi. Maariv gazetesi Raghad Saddam Hüseyin röportajından söz ettiği haberine şu başlığı uygun görmüş: İsrailli gazeteci Saddamın kızıyla mülâkat yaptı. Haberde röportajı yapan gazetecinin adı da var: Daphna Barak...

Önce iki ayrı muhabirin aynı günlerde aynı kişiyle görüşmüş olabileceğini düşündüm... Hatta, Hürriyet muhabiri Defne Barak ve İsrailli gazeteci Daphna Barakın soyadı aynılığı ve isim benzerliğine rağmen ayrı ayrı kişiler olduğu kanaatindeydim de... Gazeteyi uzattığım bir dostum, Yahu, aynı kişi bu, görmüyor musun? demese Bir Demet Tiyatro dizisindeki Laz Bakkal Amca saflığım sürecekti...

Maariv mülâkattan önemli bulduğu bazı bölümleri aktarmış: Barakın, röportajı internet aracılığıyla ilişki kurduğu Raghad Hüseyinin Saddam adlı oğlunu ikna ederek yaptığı ayrıntısı sözgelimi. Hürriyette Röportajı nasıl yaptık? diye bir başlık var, ama o başlık altında Maarivin verdiği ayrıntı yer almıyor...

Gördün mü? diyorum, Aynı kişi iddiasıyla karşıma dikilen dostuma.

İsrailli gazeteci Daphna Barak Saddamın kızıyla görüştü haberini veren İsrail gazetesinin söyleşide en önem verdiği bölüm Saddamın avukatları konusundaki ayrıntı. Babasının avukatları çok para istiyormuş; o yüzden bir Amerikalı avukat bulma arzusundaymış Raghad. Daphna Barak birkaç isim teklif etmiş kadına, birinin Musevi soyadı varmış... Mükemmel, ama Museviyse, olmaz demiş Raghad ve eklemiş: Babamın böyle bir şeye izin vermeyeceğini anlamalısın. Ben insanları yargılamıyorum, ama Musevilerle işbirliği de yapamam...

Hürriyetin yayımladığı röportajda, Yahudi avukat olmaz başlıklı bir bölüm var. Maarivin İsrailli gazeteci dediği Daphna Baraktan aktardığını andırıyor:

14 Şubat 2012 Salı

Kim bu George Soros? Hangi karanlık işlerin mahir üstadıdır?

Kim bu George Soros? Hangi karanlık işlerin mahir üstadıdır?



‘Düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü‘ sözü misali Vatan Gazetesi de ünlü vurguncu George Soros‘u durduk yere öpüverdi. Aydın Doğan‘ın eline geçmesi an meselesi olan Zafer Mutlu’nun Vatan’ı, Soros’u hem de manşetinden hayırsever yaptı! Tüm dünya Soros’u, ülke borsalarında yarattığı spekülasyonlarla ve ülke politikalarına müdahaleleri ile tanır. Ama Vatan Gazetesi, bugün hem de manşetinin spotunda Soros için hayırsever ifadesini kullandı. Haber aslında oldukça sıradan. Ama satır aralarına gizlenen kodlar oldukça ilginç. Olay şu:

Soros’un 2001 yılından beri Türkiye‘de de faaliyet gösteren kurumlarından biri olan Açık Toplum Enstitüsü, Türkiye için Avrupa’da imaj çalışması yapacak. Ama Vatan muhabiri dersine pek çalışmamış olmalı ki, Soros hakkında övgüler düzmüş. Enstitü’nün Türkiye Direktörü Hakan Altınay, ballandıra ballandıra Soros’un Türkiye için sadece 2007 yılında 1.5 milyon dolar harcadığını söylüyor.

Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü

George Soros’un yaşamı ve ilişkileri aslında halen gizemini koruyor. Gürcistan da Turuncu Devrimin finansörlüğünün de aralarında olduğu, dünyanın kaderine yön veren gizli ya da aşikâr pek çok eylemin arkasında parmağı olduğu iddia edilen Soros, Yahudi asıllı ABD’li finans spekülatörü. Para sihirbazı olarak bilinen Soros, 1930‘da bir Musevi ailenin oğlu olarak Macaristan‘da doğdu. 1947 de İngiltere ye göç etti ve burada ekonomi eğitimi aldı. 1956 da Amerika’ya giden Soros, 1969 yılında 10 bin dolar sermaye ile Quantum Fund’u kurdu. Soros’un esrarengiz yükselişi oradan itibaren hız kazandı. 1992′de İngiliz Merkez Bankası’na karşı yürüttüğü bir operasyon ile 985 milyon dolarlık kar elde etti.

Soros 80′lerden sonra milyonlarca dolarını Doğu Avrupa’da Sosyalizme karşı harcamaya başladı. Elbette bunu babasının hayrına yapmadı. Doğduğu ülke olan Macaritan’da eğitim ve kültür kurumlarını aldı. Daha sonra Polonya’ya geçti ve CIA güdümündeki dayanışmayı finanse etti. Aynı yıllarda hem Çin’de hem SSCB’de, hem de Güney Afrika’da derin bağlantılar kurdu. Tüm dünyada antikomünistleri finanse eden Soros’un giderek artan etkisi ABD haber alma sisteminin bir parçası olduğu kuşkularına neden oldu. 1989′da Washington Post Gazetesi ilk kez, Soros Vakfı’nın 1987′de Çin’de yaptığı reform ve dışa açılma ile ilgili faaliyetlerinin CIA bağlantılı olduğu iddialarına yer verdi.

Türkiye’deki vurgun: Yudum yağları

8 Şubat 2012 Çarşamba

İsrail'i Böyle Bilir miydiniz? İsrail’in maddi ve manevi sefaleti

İsrail'i Böyle Bilir miydiniz İsrail’in maddi ve manevi sefaleti


Biz ‘Mavi Marmara’ olayına fena halde takıldık, haklıyız da; ancak İsrail konusunda daha büyük fotoğrafı gözden kaçırıyoruz galiba. O büyük fotoğraf şu: İsrail pek çok bakımdan gerileyen, güçsüzleşen bir ülke...
Şu duyuruyu birlikte okuyalım, kimden geldiğini sonra söyleyeceğim: HER 4 İSRAİLLİ’DEN 1’İ MÜTHİŞ FUKARA HAYATI YAŞIYOR- Yeni araştırmalara göre İsrail halkının birinci derdi fakirlik. 850 bini çocuk olmak üzere 1.7 milyon insan fakirlik çizgisinin altında yaşıyor, günde bir öğün yiyecekle idare ediyor. Anne-babaları başları üzerindeki çatıyı koruma mücadelesi verirken binlerce çocuk aç bi-ilâç yatağa giriyor.”
Fukaralıkla mücadele için çaba gösteren bir örgüt bu duyuruyu yapmış; hem de bizde de şöhretli ‘Debka’ adlı internet sitesi aracılığıyla... Debka’nın ünü İsrail’in istihbarat çevreleriyle içli-dışlı bir ekibin yayın organı oluşundan... Kısacası, duyuru İsrail-karşıtı birilerinin uydurduğu bilgiler içermiyor; resmi sayılabilecek bir tablo bu...
‘Meir Panim’ adlı örgüt, 40 merkez, 14 aşocağı, 8 bağış toplama merkezi, 1700 motorlu aşeviyle hizmet verip 15 bin yemek fişi dağıtmakla övünüyor. Her gün yalnızca 30 bin çocuğa sıcak aş eriştirebiliyorlarmış...
Geri kalan 800 binden fazla çocuk? Yatağa aç giriyor olmalı...

Nasıl buldunuz bu farklı İsrail tablosunu? Her dört kişiden birinin aç olduğu bir ülke İsrail, fakat burnundan kıl aldırmaz bir zenginler topluluğuymuş gibi kendini yansıtmayı biliyor... Birkaç hafta önce insanlar bazı temel gıda ürünleri fiyatlarının yüksekliği sebebiyle gösteri yapmış, gösterilere yüzbinler katılmıştı...
Yalan söyleyecek değilim, tablonun vahametini o zaman da anlamamıştım.

Örgüt Dudu Zilberschlag adlı biri tarafından kurulmuş. Tahmin edebileceğiniz gibi aslında dini bir örgüt bu. Örgütün üyeleri sakallı, cüppeli, takkeli kişiler... Bir özellikleri de Kudüs’e ziyarete gelen misyoner örgütleriyle işbirliği yapmaları...

24 Aralık 2011 Cumartesi

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky



İsrail Devleti'nin kurulmasında önemli bir rol oynayan militan Siyonist Revizyonist hareketin kurucusu Viladimir Jabotinsky...  

***

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı, gönüllü Yahudi Alayı oluşturarak savaşma fikrini ilk ortaya atan Rus Yahudisi Viladimir Jabotinsky'dir (1880-1940). Odessa'da orta halli Musevî bir ailenin çocuğu olarak doğan, gençliğinde Rus edebiyatına sevdalanan Jnbotinsky'nin 16 yaşında yazdığı ilk şiirleri Odessa'dakl yerel basında çıkmıştır. Bîr süre İsviçre'de okuduktan sonra İtalya'ya geçen ve bu ülkeyi İkinci vatanı olarak benimsediğini anılannda anlatan Jabotinsky, Risorgimento yazarlarındanMussolîni'ye uzanan çizgide İtalyan siyasal düşüncesinden etkilenmişti. Doğu Avrupa ve Rusya'da, Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi sebebiyle bir çok Siyonist lider gibi o da Museviliğini hatırlamış ve kurtuluşu Dr. Herzl'in reçetelerinde aramaya başlamıştı.

Kısa sürede Dünya Siyonist Örgütü'nün en etkileyici hatibi olacak ve faaliyet sahası olarak Rusya'yı seçecek olan Jabotinsky'nin Siyonizme ilgisi Rus edebiyatçı Maksim Gorkiye göre. "Rus Edebiyatı için büyük bir kayıp" olmuştu. Siyonizm hayali, onu 1908'de Jön Türk devrimi sonrası kurulanSiyonist Derneği'nin propagandacısı olarak İstanbul'a sürükleyecekti. Görünürde, Anglo-Levanten Bankacılık Anonim Şirketi'nin yöneticisi, gerçekte Siyonizmin temsilcisi olarak istanbul'a gelen Dr.Jacobson'un yardımcılığını, o sırada tanınmış bir yazar olan Vladimir Jabotinsky üstlenmişti. Yahudice gazeteler satın alınmış, Celal Nuri (İleri) Bey'e bir gazete çıkarttırılmış, satın alınmıştı. Selanik'i adeta "İkinci Kudüs" olarak gören  Jabotinsky,   birinci   Kudüs'ün hayaliyle yanıp tutuşuyordu.

İstanbul'da kaldığı kısa dönemde, özellikle Jön Türkler arasında aktif olarak çalışmış, Türkiye ve Türkleri yakından tanımıştır. Bu dönemde daha sonraki yılların aksine genelde Türkler hakkındaki düşünceleri olumludur.


Faşizmin Siyonist destekçisi

1930'larda İtalyan Faşist Hareketi'ne de destek verecek olan Jabotinsky, liberalizmin ölü ve geçersiz bir doktrin olduğuna inanmaktaydı. "Günümüz ahlâk kuralları içinde çocuksu hümanizmin/insancıllığın yeri yoktur" diyen Jabotinsky'e göre dünya siyasal yaşamını şekillendirecek manivela sadece güçtü. "Komşusu ne kadar  iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar aptaldır. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır" sözü, onun dünyaya bakışını da ortaya koymaktadır. 1913'de yazdığı "Irk Üzerine" adlı makalesi ile ırkçı düşünceler taşıdığı, hatta Musevilerin Âri ırktan üstün olduğunu ileri sürdüğü için "Vladimir Hitler" lakabıyla tanınacaktır.

1932'de   İngiliz   mandasındaki Filistin'de  "Betar" adlı   ırkçı  bir örgüt kuracak, simgesi kahverengi gömlek  olan ve   ''Doğu için İtalyan düzeni" sloganını benimseyen bu örgüt, Mussolini'nin Faşist gençlik örgütünün bir benzeriydi. Jabotinsky 1935'de verdiği, bir beyanatta "Biz bir Musevî imparatorluğu istiyoruz. Akdeniz'de bir İtalyan İmparatorluğu gibi, Doğuda da bir Yahudi İmparatorluğu olmalıdır" diyordu. Jabotinisky'nin bu hayat serüveni ve düşünce yapısı, onun Çanakkale'deki Yahudi Alayı'nı hangi havalı ve ırkçı düşünceler üzerine kurduğunu anlamamızı sağlıyor. Avrupa kökenli Eşkenazilerden bir Yahudi İmparatorluğu oluşturma fikriyle 1933'de italya'da Mussolini'nin yardımı ile askeri bir okul açan ve Filistin'e sevk edilen bu askerlerle yerli Araplara veAraplaşmış Yahudilere (Sefardimlere) karşı kanlı savaşlar yapan Jabotinsky tam bir maceracı ve hayalperesttir.     


Viladimir Jabotinsky  


"Osmanlı ölmeli"

II. Meşrutiyetin hemen ardından Anglo-Levanten Anonim Şirketi'nin ikinci adamı olarak bir süre istanbul'da   kalan Jabotinsky  Türkiye hakkında ilginç gözlemlerde bulunmuştur.
1917'de yayınlanan "Turkey and the War" (Londra 1917) adlı kitabında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkış  nedeninin İtilaf Devletieri'nin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, Şark meselesi olduğunu ileri sürmüştür. Savaşın, Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksunluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya tüm Osmanlı'yı himaye kanadına almak bahanesiyle Şarkın zenginliklerine sahip çıkmak isterken, Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya'ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılarla İtalyanlar İzmir'e göz dikmişlerdi. Ona göre. "Mirasın paylaşılması için önce mirası bırakanın ölmesi gereklidir."

Yaşayan bir varlığın yok edilmesindeki ısrarın kendisine acı verdiğini itiraf eden Jabotinsky, Türkleri,"İyi, dürüst, alçakgönüllü, misafirperver ve cengâver" millet olarak tanımlamakta; ancak Türklerin siyasî oyunların ve dış politikanın çıkar üzerine kurulduğunu bilmediklerini ileri sürmekteydi. Ona göre II. Abdülhamid'e Avrupa'da muhalefet etmiş olan Jön Türkler, Avrupa'yı bildikleri halde kendi ülkelerini bilmemekte, buna karşılık onlara karsı çıkanlar kendi ülkelerini bildikleri halde Avrupa'yı tanımamakta idiler. Kör bir adamın, bacakları olmayan fakat gözleri gören bir adamı sırtına alarak ilerlediğinin anlatıldığı bir Arap hikâyesini anlatan Jabotinsky, sözlerini su cümlelerle bitirir: "Ne var ki, Jön Türkler örneğinde bunun tersi olmuştu. Bacaksız olan taşımak ve kör olan da onun yönünü tayin etmek zorunda bırakılmıştır"Jabotinsky'ye göre II. Abdülhamid ve öncesi dönemde Osmanlı yönetimi, millet sistemini başarıyla uygulayarak azınlıkların tüm sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini tanımış ve korumuş, ama ısrarla siyasî iradeyi onlardan esirgemişti.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Hitler Yahudi miydi?

Hitler Yahudi miydi?


Tam altı milyon Yahudi'yi gaz odalarında yaktığı iddia edilen Hitler aslında bir Yahudi miydi? O tarihlerde Yahudilere bu denli sıkıntı çıkartması İsrail devleti'nin ilan edilmesinin önündeki en büyük engellerden birinin çözülmesine hizmet edecek ve Almanya'daki Yahudiler zorunlu olarak İsrail'e mi gideceklerdi? Böylece İsrail'de yeterince Yahudi nüfusu sağlanmış mı olacaktı?

O tarihlerde değil sadece Almanya, bütün Avrupa'da toplam Yahudi nüfusu altı milyon eder miydi? Bugün bile dünya çapındaki toplam nüfusları yirmi milyonu bulmuyor? Altı milyon Yahudi'nin meydana çıkacak külleri hiç tartışmasız bir dağ olurdu. Peki nerede bu küller? Yada daha sonra film çekimi için hazırlanmış olan o gaz odaları, gerçekten Yahudileri yakmış olsa bile hesaba vurun altı milyon kişi o kapasite ile kaç senede yakılabilir?

Bu konuları da zamanla işleyeceğiz ama konumuza dönelim. Hitler Yahudi miydi? Herşey aynı bugün de benzerleri oynandığı gibi bir tiyatro muydu? İsrail'e karşı düşmanlık sergileyen ülkeler ve liderler samimi olmayabilir mi?

Aşağıdaki satırları "Öteki Hitler" adlı kitaptan alıntılıyoruz. Kitap, II. Dünya Savaşı sırasında ABD gizli servislerinin (Stratejik Hizmetler Dairesi) bir psikanaliz uzmanlar grubuna hazırlattığı rapordan sayfalarla oluşuyor.

Hitler'in savaş boyunca hangi durum karşısında nasıl kararlar alabileceğini daha iyi kestirebilmek için onu daha yakından, aile bağları, geçmişi, yaşadıkları ve bunların psikolojisine etkileri konusunda araştırmışlar...

Alıntılayalım;

Varlık Vergisi ile Türkiye'deki Yahudileri İsrail'e kovdular


Varlık Vergisi ile Türkiye'deki Yahudileri İsrail'e kovdular



O tarihlerde dünyanın hemen her bölgesindeki Yahudilerin huzurları, düzenleri bozulmuş ve İlan edilecek İsrail'e göç etmekten başka çareleri kalmamıştı....

___

Adı Varlık Vergisi...
Resmi tarihe bakarsanız 11 Kasım 1942 tarih ve 4305 sayılı kanunla konulan olağanüstü servet vergisinin adıdır.
Ve, devletimizin ağır ikinci dünya savaşı şartlarında uygulamak zorunda olduğu bir vergidir.

Zamanın başbakanı artık ABD ajanı olduğu açıkca ifade edilip ispat edilen Şükrü Saraçoğlu'dur. Saraçoğlu'nun bu vergi için gerekçeleri şunlardır;

"Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz."

"Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır."

Görünüşte ne hoş değil mi? Gayet milliyetçi, gayet vatansever bir hareket tarzı gibi...

Yasanın çıkarıldığı 1942 yazı boyunca İstanbul gazetelerinde hırsızlık, karaborsacılık, vurgunculuk ve ihtikârla ilgili haber ve yazılar ön plana çıkarıldı. Hemen her gün ve her gazetede "karaborsacı Yahudi" tiplemesini içeren karikatürler yayınlandı.

20 Ekim 2011 Perşembe

Gündüzleri TC, Geceleri PKK - "Devletimizin, ordumuzun nice derin sırları Siyonistlerin elinde"

Gündüzleri TC, Geceleri PKK - "Devletimizin, ordumuzun nice derin sırları Siyonistlerin elinde"


PKK'nın eline düşen bir asker kaçmayı başarmış (bilerek "kaçırılmış" da olabilir). Medya bu kişinin söylediklerini akıl almaz olarak sıfatlandırdı. Güneydoğu bölgesinde PKK elemanları cirit atıyorlarmış. Gündüzleri şöyle böyle saklanıyorlarmış, geceleri serbest şekilde faaliyet yapıyorlarmış. Halktan vergi bile topluyorlarmış.

Teroristler ellerini kollaranı sallayarak dolaşıyormuş.
Nerede?.. Kuzey İrak'ta değil, bizim topraklarımızda.

Bendeniz etliye sütlüye karışmayan bir vatandaşım. Lakin kulağıma yakası açılmadık haberler geliyor. Ülkenin, bilhassa güneydoğusunda birtakım kurtarılmış bölgeler oluşturulmuş. Gündüzleri TC, geceleri PKK devleti. Gece silahlı, gündüz külahlı...

Benim çok iyi bildiğim bir şey varsa bugünkü şartlarda ve bugünkü mücadele metoduyla PKK terörü kesinlikle bitmez.
Kendi topraklarımızda PKK faaliyet gösteriyor, biz sınırlarımızın dışındaki yerleri bombalıyoruz!..

PKK gerilla hareketi ne demektir?
1. Yüz milyarlarca dolarlık uyuşturucu kaçakçılığı ve ticareti demektir. Bu "beyaz" işini kimler yapıyor? Fazla konuşamam...
2. PKK, Ermeni dâva ve ideallerine doğrudan doğruya ve dolaylı şekilde hizmet ediyor.
3. PKK demek, Eretz İsrael (Büyük İsrail) demektir.
4. PKK Ermeniler ve Siyonistler tarafından kurulmuş ve idare edilmiştir.
5. PKK terörünün gölgesinde yüz milyarlarca liralık silah, cephane ve savaş araç ve gereçleri ticareti yapılmıştır.
6. Kürt halkını TC'den bezdirmek, bir kısım Kürtleri dağa çıkartmak için bir Kürt köyünün halkına insan pisiliği bile yedirilmiştir.
7. Diyarbakır hapishanesinde insanlık dışı çok ağır, çok iğrenç, çok feci işkenceler yapılmıştır.
8. Açıkça ve sinsi olarak, bilhassa Kürt halkının yaşadığı bölgelerde İslam düşmanlığı yapılmış, dinî yapı çökertilmiştir.
9. Üç bin beş yüz Kürt köyünün halkı sürülmüş, perişan edilmiştir.

Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...


Türkiye'de Kurtarılmış bölgeler var mı? Garip Bir Yazı...




Türkiye'de "Kurtarılmış bölgeler" var mı? Ben sen o biz, vatanın bazı bölgelerine gidip rahatça gezemiyor, tatil yapamıyorsak, var gibi geliyor bana.
Sanırım terörün merkezi Kandil dağında değil, Türkiye'nin içinde.
Konvansiyonel ordularla gerilla savaşı kazanılabilir mi?
ABD Vietnam'da kazanabildi mi?
PKK terörü bitirilebilir mi?
Bitirebilseydi, 1984'ten beri geçen 27 yıl içinde bitirilmiş olmaz mıydı?
Türkiye'deki terör... Ermenistan... Tel-Aviv... AB... ABD...
Büyük Ermenistan...
Büyük Kürdistan...
Eretz İsrail (Büyük israil)...
Küçük Türkiye... Küçültülmüş Türkiye...
Bir buçuk milyon Kripto Yahudi...
Bir buçuk milyon Kripto Hıristiyan...
Büyük Selânik...
Sünnetsiz PKK "Şehitleri"...

16 Temmuz 2011 Cumartesi

Bu adamlar neden ağlıyorlar? Bunlar ağladıkça Türk milleti de şehid vermeye, acı çekmeye devam edecek... (video)

Bu adamlar neden ağlıyorlar, bu gözyaşlarını ne için döküyorlar, gözyaşları ne zaman dinecek?
Onların göz yaşı dinince, gözyaşı dökme sırası bize mi gelecek?

10 Temmuz 2011 Pazar

Bütün Yönleriyle Filistin Meselesi ve Filistin Tarihi

Bütün Yönleriyle Filistin Meselesi ve Filistin Tarihi


"Bu araştırmayı dikkatle okuduktan sonra, bugüne kadar çevirilen ve bundan sonra da çevrilmek istenilen oyunları hemen anlayabileceksiniz. Aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığından, bir çok ülkede yaşanan olayların uluslar arası ve devletler üstü bir güç tarafından organize edildiğinden emin olacaksınız. "




FİLİSTİN

Hazret-i İsa’nın doğup yaşadığı, Allahü teâlânın dînini yaymak için ızdırap çektiği yer olması sebebiyle hıristiyanlarca; kendilerine Allahü teâlâ tarafından vâd edilen yer, ard-ı mev’ûd olduğu için yahûdîlerce; Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mîrâca yükseldiği ve müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın bulunması sebebiyle de müslümanlarca mukaddes kabul edilen Kudüs’ün de içinde yer aldığı; kuzeyde Lübnan, güneyde Kızıldeniz, batıda Akdeniz, doğuda Suriye çölü ile çevrili bölgeye verilen ad.


Asya-Afrika yolu üzerinde stratejik bir kavşak noktası olduğundan; eski çağlardan beri istilâ ve göçlere mâruz kalan ve çeşitli medeniyetlere sahne olan Filistin’in bilinen târihi, mîlâddan beş bin sene öncelere kadar uzanır. Nûh aleyhisselâmın torunu ve Hâm’ın oğlu Kenan’ın soyundan gelen Kenânîlerin yerleştiği Filistin’e ilk olarak İbrâhim aleyhisselâm ile Lût aleyhisselâm geldiler. Daha sonra İbrânım aleyhisselâmın oğlu İshak aleyhisselâm orada ikâmet etti. Onun oğlu Ya’kûb aleyhisselâm da oğulları ile birlikte Mısır’a göçmeden önce bir müddet kaldı. Mısır’da mâliye nâzırı olan oğlu Yûsuf aleyhisselâmın daveti üzerine Mısır’a giden Ya’kûb aleyhisselâm, Benî İsrail adıyla anılan çocukları ve torunları ile birlikte orada yerleşti.

Daha sonra Benî İsrail, Mûsâ ve Hârûn aleyhimesselâm zamanında Fir’avn’ın zulmü sebebiyle Mısır’dan çıkıp, Mûsâ aleyhisselâmı dinlemedikleri için Tih çölünde, kırk sene şaşkın bir surette dolaştıktan sonra, Filistin’e yerleştiler. Dâvûd aleyhisselâm zamanında aldıkları Kudüs’ü, Süleymân aleyhisselâm zamanında îmâr ettiler. İsrâiloğulları güçlü bir devlet kurdular. M.Ö. 931’de kuzeyde İsrail, güneyde Juda (Yahuda) krallıklarına bölündüler. Daha sonraki devirlerde Âsurlular, Bâbiller, Persler ve Romalıların hâkimiyeti altına giren Filistin, Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Bizanslıların (Doğu Roma İmparatorluğu) payına düştü. İslâmiyet’in zuhurundan sonra hazret-i Ebû Bekr zamanında Gazze ve Ecnâdeyn, hazret-i Ömer zamanında da Kudüs’ün feth edilmesiyle müslümanların hâkimiyeti altına giren Filistin’e; Emevî, Abbasî, Fatımî ve Selçuklular hâkim oldular. 1099’daki haçlı seferleri neticesinde Kudüs’de hıristiyan krallığı kuruldu. 1187’de Selâhaddîn Eyyûbî, Kudüs’ü yeniden feth ederek Filistin’e hâkim oldu. 1281’de Akka’nın fethi ile Memlûklü hâkimiyetine giren Filistin, 1516 senesinde Yavuz Sultan Selîm Han’ın Mercidabık zaferiyle Osmanlı topraklarına katıldı.

Kudüs, Gazze ve Nablus olmak üzere üç sancağa ayrılan Filistin, Şam eyâletine bağlandı. Filistin halkı, Osmanlı Devleti hâkimiyetinde uzun zaman bolluk, huzur ve refah içinde yaşadı. Osmanlı Devleti zayıflayınca, Filistin’deki sancaklar eyâlet, sonra da bağımsız emirlikler hâline geldi. 1799’da Napolyon Bonapart Mısır seferinde, Yafa’ya kadar Filistin’in bir kısmını ele geçirdi. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Akka önlerinde Napolyon’un ordusunu geri püskürttü (1799). Sonra, Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu Tosun İbrâhim Paşa, Filistin’e hâkim olunca, bölge, 1840’a kadar Mısır idaresinde kaldı.Orta Doğu’nun zenginliklerinden faydalanmak ve dünyâ hâkimiyetini devam ettirmek isteyen İngiltere, on dokuzuncu yüzyılın başından îtibâren, Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve İslâm ülkelerini bölmek için, Filistin’de bir yahûdî devleti kurulması, bunun için de dünyâ yahûdîlerini bir bayrak altında toplama fikrini ortaya attı. İngiliz hükümeti ve yahûdîler, Sir Herry Finch isimli bir avukata Calling of the Jews adında bir kitap yazdırdılar. Bu kitapta, yahûdîlerin, Filistin’de bir yahûdî devleti kurmaları fikri işlenerek, kamuoyu meydana getirildi. Londra’da yerleşen ve büyük servet sahibi olan İtalyan yahûdîsi Musos Haim Montefiore, 1824 yılında Filistin’e göç etti ve 1837’ye kadar burada yaşadı. Bu târihte Filistin’de sekiz bine yakın yahûdî nüfûsu bulunuyordu. Bu kadarcık nüfûsla devlet kurulamıyacağını anlayan Musos Haim Montefiore, 1837’de Londra’ya döndü. Yazdığı bir kitapda Filistin’in tarıma elverişli olduğunu anlatıp yahûdîlerin Filistin’e göç etmesini teşvik etti.

9 Temmuz 2011 Cumartesi

PKK Terörünün İçyüzü

PKK Terörünün İçyüzü


1. Ülkemizde bir buçuk milyon Kripto(gizli) Ermeni vatandaşımız olduğu iddia ediliyor. Bunun kaçta kaçı militanlık yapıyor? Bu militanlar hangi kurumlarda ve sektörlerde yuvalanmış, kadrolaşmıştır? Şimdiye kadar neler yapmışlardır? Amaçları nedir? Kripto Ermeni militan ve aktivistlerinin PKK hareketiyle ilgileri var mıdır? Gayeleri nedir?

2. Yine bir buçuk milyon Kripto(gizli) Yahudi olduğu iddia ediliyor. Bunların da kaçta kaçı militandır? Neler yaptılar, neler yapıyorlar? Hangi temel kurumlara sızmışlar ve kadrolaşmışlardır? Son yüz yıllık tarihimizdeki ağırlıkları ne kadardır?

3. PKK gerçekten bir Kürt hareketi midir, yoksa Ermeni emperyalizminin ve Siyonizmin kurduğu bir hareket midir?

30 Haziran 2011 Perşembe

Hep Tartışıyoruz Ama Gereğince Bilmiyoruz; Siyonizm Nedir?

Hep Tartışıyoruz Ama Gereğince Bilmiyoruz; Siyonizm Nedir?


Filistin dışındaki bütün Yahûdîleri “arz-ı mev’ûd” (vâd edilmiş toprak)ta, yâni Filistin’de toplamak ve sonra da hazret-i Süleyman’ın mâbedini, Siyon Dağına yeniden inşâ etmek, Yahûdîleri bütün insanlığa üstün kılmak ideali.

Mûsâ aleyhisselâm Mısır’dan çıkıp, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Tur Dağının bulunduğu Sînâ Çölüne (Tih Sahrasına) gelerek Yahûdîlerle kırk yıl kadar burada kaldı. Onları Filistin topraklarında yerleştirmeyi vât etti. Fakat Mûsâ aleyhisselâm, Filistin topraklarına girmeden daha Şeria Vâdisindeyken vefât etti. Yahûdîler, bundan dolayı Filistin’e arz-ı mev’ûd (vâd edilmiş toprak) demişler ve oraya yerleşmek en büyük idealleri olmuştur. Târih boyunca bunun için çalışmışlardır. Hazret-i Süleyman zamânında buraya yerleşmeye muvaffak olmuşlardır.

Siyonizm ve siyonistin ne olduğunu anlamak için önce Siyon’un ne olduğunu bilmek gerekir. Siyon, hazret-i Süleyman’ın Kudüs (Yeruşaleym)te, mâbedini yaptığı dağın ismidir. İşte siyonizm; Yahûdîlerin, hazret-i Süleyman zamânındaki gibi Filistin’de toplanıp, mâbetlerini Siyon Dağına kurarak bütün milletlerin Yahûdîlere esir ve köle olması, böylece Yahûdî Cihan hâkimiyetinin kurulması idealleridir. Yahûdîlerin mukaddes kitapları olan Ahd-i Atik’te yerine getirilmesi, sâdece mabedin varlığına dayanan yüzlerce emir bulunmaktadır. Dolayısıyla mâbed olmaksızın Yahûdî dîninin şartlarının yerine getirilmesine imkân yoktur.

28 Haziran 2011 Salı

BOP'un Eş Başkanı Tayyip Erdoğan Verdiği Sözleri Tutuyor

BOP'un Eş Başkanı Tayyip Erdoğan Verdiği Sözleri Tutuyor



Suriye lideri Esad Türkiye’yi şikayet için İran’a yazdığı mektupta iktidarın dış politikasına yönelik çok ağır ifadeler kullandı
Esad, İran dini lideri Hamaney’e yazdığı mektupta, “Suriye’nin Türkiye ve Katar’a karşı yükümlülüğü kalmadı. Birkaç ay önce Suriye’nin ’yakın dostu’olan fırsatçı ülkelerin maskeleri düştü” dedi.
İsrail istihbaratına yakın bir internet sitesi ise Suriye sorununun çözümü için ABD ile anlaşan Türkiye’ye düşen esas rolü açıkladı: Suriye ile “askeri gerilimi tırmandırıcı” adımlar atmak!..

Türkiye, Batı’yı mutlu etmek için her şeyi yapar!
Suriye Devlet Başkanı Esad, İran’ın dini lideri Hamaney’e içini döktü:
Beşşar Esad, Türkiye’yi İran’a şikayet ederken, iktidardaki AKP’nin dış politikasıyla ilgili ağır ifadeler kullandı. İsrail’de orduya yakın bir internet sitesi ise Erdoğan ve Obama’nın Esad’ı 4 ay içinde bitirmek üzere anlaştığını iddia etti

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e Türkiye’deki yönetimi şikayet etti. Kuveyt’te yayımlanan Al-Siyasah gazetesinin haberine göre, Beşşar Esad, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’e mektup göndererek Türkiye ve Katar hakkındaki görüşlerini dile getirdi. Suriyeli siyasi kaynaklara dayandırılan habere göre Esad mektupta, “Suriye’nin artık Türkiye ve Katar’a karşı hiçbir yükümlülüğü kalmamıştır. Birkaç ay önce Suriye’nin yakın dostu olan ülkelerin maskeleri düştü. Bu ülkeler, Batı’yı mutlu etmek için her şeyi yapar” diye yazdı. Al-Siyasah, Esad’ın mektupta Türkiye ve Katar’ı “fırsatçı” olarak nitelendirdiğini ve AKP’nin seçimleri kazanmasına üzüldüğünü de belirttiğini öne sürdü.

ABD ve Türkiye anlaştı

8 Mayıs 2011 Pazar

Kukla Halifemiz Geliyor, ABD Gülen'i Halife Yapacak...

Kukla Halifemiz Geliyor, ABD Fethullah Gülen'i Halife Yapacak...


Zaman Gazetesi'nin Türkiye'nin en çok satan gazetesi olmasından bazı çevrelerin neden rahatsız olmadığını…
Gülen cemaatinin devlet mekanizmaları içinde bu derece güçlenmesinin önüne neden ciddi engeller çıkarılmadığını…
Engel olmak isteyenlerin, hükümetin hışmına uğruyormuş gibi gözükürken aslında neden ülkemizdeki ABD ve İsrail maşalarının hışmına uğradıklarını…
ABD ve İsrail'in dün kullandıkları ülkemizdeki örgütlenmeleri bu gün neden temizlediğini,
Ülkemizdeki Atatürkçülük rejiminin yıkılması yolundaki ilk ciddi adımın bir genelkurmay başkanımız eli ile neden ilk olarak TSK'da atıldığını…
TSK armalarından Atatürk'ün neden çıkarıldığını,
Sarı Zeybek isimli Atatürk belgeselini çeken Can Dündar'ın, ne olup da "Mustafa" belgeselini çektiğini ve Atatürk'ü "dokunulabilir" yapmak yolunda neden böyle bir harekete girdiğini…

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...