Filistin Meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filistin Meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2012 Salı

Bu günkü savaşların ve acıların en büyük sebebi; Osmanlı Devleti'nin tasfiye edilmesi

Bu günkü savaşların ve acıların en büyük sebebi; Osmanlı Devleti'nin tasfiye edilmesi
Bu günkü savaşların ve acıların en büyük sebebi; Osmanlı Devleti'nin tasfiye edilmesi
Onların Zaferi, Bizim Hezimetimiz

Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı imparatorluğunun çok kötü şekilde tasfiyesi bugünkü fitne ve fesatların, nifak ve şikakların, anlaşmazlıkların, savaşların, çekişmelerin sebebi olmuştur.

Emperyalist
ve sömürgeci devletler Müslümanları böldüler ve üçüncü dünya savaşına zemin hazırladılar.

Osmanlı devleti bir federasyon şeklinde devam etmiş olsaydı bugünkü kopukluklar, kötülükler, kıtaller olmayacaktı.

Filistin'de bir Yahudi devleti olmayacaktı.

Sınırları rasgele çizilmiş, bağımsız Irak, Suriye, Lübnan vs. devletler olmayacaktı. Avrupa Birliği gibi Müslüman Ülkeler Birliği (MÜB) olacaktı.

Müslümanların müşterek parası olacaktı.

Müslümanlar büyük İslam vatanında pasaportla seyahat etmeyecekti.

İslam dünyasının başında bir halife olacaktı.

Osmanlı devletinin yıkılması, en fazla Filistin halkı için zararlı ve kötü olmuştur.

"El-isti'mar el-Osmaniyye..." (Osmanlı sömürgeciliği) diye söylenip duran Arap milliyetçisine soruyorum:

Osmanlı isti'marı mı daha kötüdür, İsrail isti'marı mı?

Kaldı ki, Osmanlı sistemi bir sömürgecilik değil, bir Milletler Birliği'ydi.

Osmanlının yıkılması sadece Müslümanlar için değil, Ortadoğu Hıristiyanları için de felaket olmuştur.

Sultan Abdülhamit zamanında Anadolu'da milyonlarca Rum ve Ermeni yaşıyordu. Ne oldu onlar? Silindiler...

Osmanlı, Müslümanlar için en iyisiydi, gayr-i Müslimler için (onlara göre) ehven-i şerreyndi ve mutlaka tercih edilmesi gerekirdi.

İttihatçılar kötüydü ama Osmanlı kötü değildi.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yapılan barış anlaşmaları barışı katl etmiştir.

Şu anda üçüncü dünya savaşının ayak sesleri duyuluyor.

Kadir Mısıroğlu beyin dediği gibi Lozan Müslümanlar için bir zafer değil, bir hezimet olmuştur.

Lozan Sebataycıların, Kriptoların, İslam ve Müslüman düşmanlarının zaferi, Ehl-i İslam'ın hezimetidir.

Lozan'ın gizli protokollerinde şu maddelerin bulunduğu rivayet edilmektedir:

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir


Büyük İsrail projesi hiç bir zaman gerçekleşemeyecek, 400 senelik toprağımız Filistin tekrar bizim olacak ve üzerinde İsrail diye anılan bir devlet olmayacak. Türkiye'de kendini Türk ve Müslüman kimliğinde gösteren, yada kendilerini Ermeni olarak gösteren, veya kendilerini Alevi olarak gösteren, sayıları milyonları bulan, T.C. kimliği taşıyan çift kimlikli, hain Yahudiler, artık tamamen deşifre olacaklar... Bizim topraklarımız üzerinde, bizim devletimizde, bizim inançlarımızı, bizim fikriyatımızı, bizim ibadetlerimizi, bizden gözükerek yasaklayan bu hain kadrolar, gerçekten bizim olan bu devlette, bizim kanunlarımız ile adilane bir surette muhakeme edilip idam edilecekler... Vatana ihanetin mazareti olamaz...

***

Devrilmesi gereken ESAD değil, BOP eşbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetidir

4 Haziran 2012 Pazartesi

Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri

Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri
Eşkiyalıktan Orduya - Filistin Topraklarında Yahudi Terör Hareketleri


Filistin topraklarının Yahudiler tarafın­dan ele geçirilmesi sürecinde,   silahlı Yahudi çetelerinin rolü büyüktür. Bunlar, Yahudilerin Filistin topraklarına daha ilk yasadışı göçlerinden itibaren ortaya çıkmışlardır.

Yahudiler, Filistin'e yaptıkları modern zamanların bu yasadışı göçlerine "Aliyot" veya "Aliyah" derler. 1870-1914 arasındaki ilk "Aliyot" sırasında çeşitli entrika­larla Osmanlı idaresindeki Filis­tin'de kurulan Yahudi yerleşimle­ri (-ki Yahudi kasabaları, semtle­ri, "moşava" denilen köyleri, çift­likleri, "moşav" ve "kvutza" deni­len kooperatif yerleşmelerinden oluşuyordu) etrafında, sözüm ona Arap çetelerinden kendilerini ko­rumak amacıyla silahlı gruplar oluşturmuşlardı.

Haşomer örgütünün Yahudi  militanları, Arap kıyafetleri ile...
Haşomer örgütünün Yahudi
militanları, Arap kıyafetleri ile...

Haşomer


İlk Yahudi yerleşimlerinde, en az bir kişi, bölgeden ve gerekli görüldüğünde hububat yetiştiri­len alanlardaki güvenlikten so­rumluydu. Bu güvenlik görevlisi bir tüfek veya çoğunlukla bir ta­banca taşır, gece ve gündüz, atlı veya yaya olarak dolaşırdı. Böy­lece, bölgede kurulan en önemli Yahudi yerleşimlerinden biri olan Zikhron Ya'akov başta olmak üzere birkaç yerleşim yerinde, genç gönüllülerden oluşan küçük gruplar, güvenliği sağlamaya baş­ladılar. Bu düzensiz gönüllüler, ilk olarak 1907'de, daha sonra İsrail'in ikinci cumhurbaşkanı olacak Yitzhak Ben-Zvi'nin Yafa yakınlarındaki Neve Tzedek'de bulunan evinde toplanarak, "Bar Giora" denilen teşkilâtı oluşturdular. Bu teşkilât, Sejera'da Yahu­di muhafızlar için ilk "komün"leri kurdu. Bu komünlerin çalışan­ları ve muhafızları da birlikte, 1909'da "Haşomer"i kurdular. Ha­şomer, kendisini bir çok Yahudi yerleşiminin güvenliğini sağla­makla sorumlu tuttu. Haşomer, işçilere güvenlik görevi sağlama­sı ve üç katlı hiyerarşisi (Bar Giora gazilerinden oluşan küçük bir çekirdek kadro, geniş çaplı bir aktif muhafızlar ağı ve kendi­lerini '"İşçi Lejyonu" olarak adlandıran Haşomer üyesi Yahudi işçi­lerden oluşuyordu) sayesinde operasyonlarında çabuk organize olmasıyla meşhurdu.

1913'de Haşomer liderliği, Avrupa'daki Siyonist teşkilâtlar ile ilişki kurmaya başladı ama 1914'de başlayan Birinci Dünya Savaşı, bunu kesintiye uğrattı.

Osmanlı idaresi, savaş sırasında düşman ülke vatandaşı olan Ya­hudileri Filistin'den çıkartarak bu silahlı Yahudi grupların da dağıl­masını sağlamaya çalıştıysa da, tam başarılı olamadı. Üstelik, "Yafa Grubu" adıyla, gençlerden oluşan, Tel Aviv ve Yafa'daki Ya­hudilerden sorumlu yeni yeni si­lahlı gruplar da türemeye başla­mıştı.

Dünya siyonist kongresi  Başkanı Haim Weizmann
Dünya siyonist kongresi
Başkanı Haim Weizmann
1909 ile 1920 arasında faaliyet gösteren Haşomer'in önde gelen liderlerinden biri, Yisrael Şohat, diğeri de, aynı zamanda Yafa Grubu liderlerinden Elivahu Golomb idi. Bu arada, Zikhron Ya'akov civarındaki moşavotlarda yaşayan gençler, Gideonite"ler adıyla bir teşkilât kurdular. Savaş sırasında bu teşkilât, İngilizler he­sabına Filistin'de Osmanlı aleyhine gizli istihbarat faaliyetleri yü­rüten ve başında Aaron Aaronsohn isimli Yahudi bir ziraatçinin bulunduğu NILI'nin (Netzab Yis­rael Lo Yeşaker) temelini oluştur­du.


CASUSLAR

Bu teşkilât, bilhassa Osmanlı Ordusu içinde görev yapan an­cak resmen görevlendirilmemiş memur statüsünde bulunan Filis­tinli Yahudileri hedefledi. Os­manlı Ordusu içinde İngilizler hesabına casusluk yapmayı kabul eden Yahudilerden bazıları şun­lardı: Moşe Şarett, Dov Hoz (da­ha sonra firar ederek İngiliz Ordusu'na geçti ve görev aldı), Alexander Aaronson ve Elimelekh Zelikoviç (Avner).

Öte taraftan, 1915'de Mısır'daki İngiliz Ordusu içinde, Yahudi gö­nüllülerden oluşan Siyon Katırcı Kuvveti (Zion Mule Corps) ortaya çıkmıştı. Bu kuvvetin komutası, aslen İrlandalı olan Yarbay John Henry  Patterson  ile  (Yahudi) Yüzbaşı  Joseph   Trumpeldorda  idi.


GÖNÜLLÜLER

16 Mart 2012 Cuma

Çanakkale Savaşında Filistinli Araplarla Omuz Omuza Çarpıştık. Türk-Arap kardeşliği


Çanakkale Savaşında Filistinli Araplarla Omuz Omuza Çarpıştık. Türk-Arap kardeşliği


Çanakkale Savaşları'ndaTürk ve Araplardan oluşan yaklaşık 500 Filistinli asker, vatanları için savaştı ve şehit düştü. Yıllardır savaşın sürdüğü bir toprak parçasında yaşayan Filistinliler, Gelibolu Yarımadası'nda Boğazı geçmek isteyen İtilaf devletlerine karşı savaşta görev aldı.

Bugün, İsrail'in topraklarını işgal etmesine karşı mücadele eden Filistinliler, 1915 yılında da emperyalist devletlerin Çanakkale Boğazı'nı geçerek İstanbul'a ulaşma hayallerinin Boğazın karanlık sularına gömülmesinde önemli rol oynadı. O dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprağı olan Filistin'de yaşayan ve içleri vatan sevgisi dolu herkes gibi hiç düşünmeden ailelerinden ve sevdiklerinden ayrılıp Gelibolu'ya koşan yaklaşık 500 Türk ve Arap askeri, vatan toprağı için canlarını hiçe sayarak, şehitlik mertebesine ulaştı.

24 Aralık 2011 Cumartesi

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky

Siyon Alayları'nın teorisyeni İtalyan faşizminden etkilenmiş; Viladimir Jabotisnky



İsrail Devleti'nin kurulmasında önemli bir rol oynayan militan Siyonist Revizyonist hareketin kurucusu Viladimir Jabotinsky...  

***

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı, gönüllü Yahudi Alayı oluşturarak savaşma fikrini ilk ortaya atan Rus Yahudisi Viladimir Jabotinsky'dir (1880-1940). Odessa'da orta halli Musevî bir ailenin çocuğu olarak doğan, gençliğinde Rus edebiyatına sevdalanan Jnbotinsky'nin 16 yaşında yazdığı ilk şiirleri Odessa'dakl yerel basında çıkmıştır. Bîr süre İsviçre'de okuduktan sonra İtalya'ya geçen ve bu ülkeyi İkinci vatanı olarak benimsediğini anılannda anlatan Jabotinsky, Risorgimento yazarlarındanMussolîni'ye uzanan çizgide İtalyan siyasal düşüncesinden etkilenmişti. Doğu Avrupa ve Rusya'da, Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi sebebiyle bir çok Siyonist lider gibi o da Museviliğini hatırlamış ve kurtuluşu Dr. Herzl'in reçetelerinde aramaya başlamıştı.

Kısa sürede Dünya Siyonist Örgütü'nün en etkileyici hatibi olacak ve faaliyet sahası olarak Rusya'yı seçecek olan Jabotinsky'nin Siyonizme ilgisi Rus edebiyatçı Maksim Gorkiye göre. "Rus Edebiyatı için büyük bir kayıp" olmuştu. Siyonizm hayali, onu 1908'de Jön Türk devrimi sonrası kurulanSiyonist Derneği'nin propagandacısı olarak İstanbul'a sürükleyecekti. Görünürde, Anglo-Levanten Bankacılık Anonim Şirketi'nin yöneticisi, gerçekte Siyonizmin temsilcisi olarak istanbul'a gelen Dr.Jacobson'un yardımcılığını, o sırada tanınmış bir yazar olan Vladimir Jabotinsky üstlenmişti. Yahudice gazeteler satın alınmış, Celal Nuri (İleri) Bey'e bir gazete çıkarttırılmış, satın alınmıştı. Selanik'i adeta "İkinci Kudüs" olarak gören  Jabotinsky,   birinci   Kudüs'ün hayaliyle yanıp tutuşuyordu.

İstanbul'da kaldığı kısa dönemde, özellikle Jön Türkler arasında aktif olarak çalışmış, Türkiye ve Türkleri yakından tanımıştır. Bu dönemde daha sonraki yılların aksine genelde Türkler hakkındaki düşünceleri olumludur.


Faşizmin Siyonist destekçisi

1930'larda İtalyan Faşist Hareketi'ne de destek verecek olan Jabotinsky, liberalizmin ölü ve geçersiz bir doktrin olduğuna inanmaktaydı. "Günümüz ahlâk kuralları içinde çocuksu hümanizmin/insancıllığın yeri yoktur" diyen Jabotinsky'e göre dünya siyasal yaşamını şekillendirecek manivela sadece güçtü. "Komşusu ne kadar  iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar aptaldır. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır" sözü, onun dünyaya bakışını da ortaya koymaktadır. 1913'de yazdığı "Irk Üzerine" adlı makalesi ile ırkçı düşünceler taşıdığı, hatta Musevilerin Âri ırktan üstün olduğunu ileri sürdüğü için "Vladimir Hitler" lakabıyla tanınacaktır.

1932'de   İngiliz   mandasındaki Filistin'de  "Betar" adlı   ırkçı  bir örgüt kuracak, simgesi kahverengi gömlek  olan ve   ''Doğu için İtalyan düzeni" sloganını benimseyen bu örgüt, Mussolini'nin Faşist gençlik örgütünün bir benzeriydi. Jabotinsky 1935'de verdiği, bir beyanatta "Biz bir Musevî imparatorluğu istiyoruz. Akdeniz'de bir İtalyan İmparatorluğu gibi, Doğuda da bir Yahudi İmparatorluğu olmalıdır" diyordu. Jabotinisky'nin bu hayat serüveni ve düşünce yapısı, onun Çanakkale'deki Yahudi Alayı'nı hangi havalı ve ırkçı düşünceler üzerine kurduğunu anlamamızı sağlıyor. Avrupa kökenli Eşkenazilerden bir Yahudi İmparatorluğu oluşturma fikriyle 1933'de italya'da Mussolini'nin yardımı ile askeri bir okul açan ve Filistin'e sevk edilen bu askerlerle yerli Araplara veAraplaşmış Yahudilere (Sefardimlere) karşı kanlı savaşlar yapan Jabotinsky tam bir maceracı ve hayalperesttir.     


Viladimir Jabotinsky  


"Osmanlı ölmeli"

II. Meşrutiyetin hemen ardından Anglo-Levanten Anonim Şirketi'nin ikinci adamı olarak bir süre istanbul'da   kalan Jabotinsky  Türkiye hakkında ilginç gözlemlerde bulunmuştur.
1917'de yayınlanan "Turkey and the War" (Londra 1917) adlı kitabında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkış  nedeninin İtilaf Devletieri'nin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, Şark meselesi olduğunu ileri sürmüştür. Savaşın, Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksunluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya tüm Osmanlı'yı himaye kanadına almak bahanesiyle Şarkın zenginliklerine sahip çıkmak isterken, Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya'ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılarla İtalyanlar İzmir'e göz dikmişlerdi. Ona göre. "Mirasın paylaşılması için önce mirası bırakanın ölmesi gereklidir."

Yaşayan bir varlığın yok edilmesindeki ısrarın kendisine acı verdiğini itiraf eden Jabotinsky, Türkleri,"İyi, dürüst, alçakgönüllü, misafirperver ve cengâver" millet olarak tanımlamakta; ancak Türklerin siyasî oyunların ve dış politikanın çıkar üzerine kurulduğunu bilmediklerini ileri sürmekteydi. Ona göre II. Abdülhamid'e Avrupa'da muhalefet etmiş olan Jön Türkler, Avrupa'yı bildikleri halde kendi ülkelerini bilmemekte, buna karşılık onlara karsı çıkanlar kendi ülkelerini bildikleri halde Avrupa'yı tanımamakta idiler. Kör bir adamın, bacakları olmayan fakat gözleri gören bir adamı sırtına alarak ilerlediğinin anlatıldığı bir Arap hikâyesini anlatan Jabotinsky, sözlerini su cümlelerle bitirir: "Ne var ki, Jön Türkler örneğinde bunun tersi olmuştu. Bacaksız olan taşımak ve kör olan da onun yönünü tayin etmek zorunda bırakılmıştır"Jabotinsky'ye göre II. Abdülhamid ve öncesi dönemde Osmanlı yönetimi, millet sistemini başarıyla uygulayarak azınlıkların tüm sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini tanımış ve korumuş, ama ısrarla siyasî iradeyi onlardan esirgemişti.

15 Kasım 2011 Salı

Filistin'i Kim Sattı?

Filistin'i Kim Sattı?


Akka'nın eski Umumi Müdürü Nabluslu Muhammed Tevfik Bihke'nin eski Reji Müdürü Muhammed Said Ve Bihkey'e bağlı Bihar Nahiye Müdürü Beyrutlu Suphi Efendilerin raporu, Filistin topraklarının rüşvet ve para hırsıyla Yahudilere gittiğini ispatlıyor.

Yahudilerin. Filistin'e yönelik yerleşme, yurt ve bağımsız ülke kurma operasyonları Temmuz 1882'lerde resmen başlamıştır. Önceleri Batılı Yahudi zenginlerin Filistin'den para ile Yahudiler için Osmanlı'dan toprak satın alma girişimleri ile başlayan bu operasyonlar, siyonizmin lideri Theodor Herzl'in 1896-1902 yılları arası tam beş defa İstanbul'u ziyaret ederek amacına ulaşmak için yaptığı girişimlerle yeni bir boyut kazanmıştı. II. Abdülhamid, Theodor Herzl'in her teklifini -vaat ettiği para ve medya desteğine rağmen- kesin bir dille reddetmiş, padişah, arkadaşı Newlinski aracılığı ile Theodor Herzl'e şu ültimatomu göndermişti:
"Eğer Bay Herzl, senin arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak salmam. Zira bu valan hana degii milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla Örteriz. Benim, Suriye ve Filistin alaylarımın askerleri birer birer Plevnede şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi bile geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Devlet-i Aliyye bana ait değil, Türk milletinindir. Ben onun biç bir parçasını veremem, Bırakalım Museviler milyonlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman Filistin'i karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz parçalanarak, bu ülke taksim edilebilir. Ben, canlı bir beden ûzerinde ameliyat yapılmasına asla müsaade edemem." 2


"Filistin'i satmayız"

Fakat buna rağmen bugün olduğu gibi dün de Yahudiler Avrupa'da "Ermeni Meselesi"nde Türkiye'yi destekleyecek, Osmanlı'nın Avrupa'daki borçlarını ödeme girişiminde bulunanacak, hatta 30 milyon sterlini bulan tüm Osmanlı borçlarını Filistin'e karşılık tasfiye etme ve ödeme girişiminde bulunacaklardı. Hiç olmazsa Hayfa dahil Akkâ sancağı kendilerine verilmeliydi. Fakat Osmanlı yetkilileri, buna karşılık, Yahudi girişimcilere ekonomik bazı imtiyazlar verebileceklerini, ama asla Filistin'i vermeyeceklerini söylüyorlardı. Washington'daki Osmanlı Büyükelçisi Ali Ferruh Bey, 24 Nisan 1899'da bir Amerikan gazetesine verdiği demeçte "Ceplerimize milyonlarca atlın doldursalar, hükümetimiz Arap memleketlerinin hiç bir bölümünü satmak niyetinde değildir" diyordu. Ali Ferruh Bey aynı beyanatında, Filistin meselesinin ekonomik değil, siyasî bir mesele olduğunu, bu nedenle de Maliye Nezareti'ni ilgilendirmediğini söylemişti.3


Siyonistlere tedbir

10 Temmuz 2011 Pazar

Bütün Yönleriyle Filistin Meselesi ve Filistin Tarihi

Bütün Yönleriyle Filistin Meselesi ve Filistin Tarihi


"Bu araştırmayı dikkatle okuduktan sonra, bugüne kadar çevirilen ve bundan sonra da çevrilmek istenilen oyunları hemen anlayabileceksiniz. Aslında hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığından, bir çok ülkede yaşanan olayların uluslar arası ve devletler üstü bir güç tarafından organize edildiğinden emin olacaksınız. "




FİLİSTİN

Hazret-i İsa’nın doğup yaşadığı, Allahü teâlânın dînini yaymak için ızdırap çektiği yer olması sebebiyle hıristiyanlarca; kendilerine Allahü teâlâ tarafından vâd edilen yer, ard-ı mev’ûd olduğu için yahûdîlerce; Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mîrâca yükseldiği ve müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın bulunması sebebiyle de müslümanlarca mukaddes kabul edilen Kudüs’ün de içinde yer aldığı; kuzeyde Lübnan, güneyde Kızıldeniz, batıda Akdeniz, doğuda Suriye çölü ile çevrili bölgeye verilen ad.


Asya-Afrika yolu üzerinde stratejik bir kavşak noktası olduğundan; eski çağlardan beri istilâ ve göçlere mâruz kalan ve çeşitli medeniyetlere sahne olan Filistin’in bilinen târihi, mîlâddan beş bin sene öncelere kadar uzanır. Nûh aleyhisselâmın torunu ve Hâm’ın oğlu Kenan’ın soyundan gelen Kenânîlerin yerleştiği Filistin’e ilk olarak İbrâhim aleyhisselâm ile Lût aleyhisselâm geldiler. Daha sonra İbrânım aleyhisselâmın oğlu İshak aleyhisselâm orada ikâmet etti. Onun oğlu Ya’kûb aleyhisselâm da oğulları ile birlikte Mısır’a göçmeden önce bir müddet kaldı. Mısır’da mâliye nâzırı olan oğlu Yûsuf aleyhisselâmın daveti üzerine Mısır’a giden Ya’kûb aleyhisselâm, Benî İsrail adıyla anılan çocukları ve torunları ile birlikte orada yerleşti.

Daha sonra Benî İsrail, Mûsâ ve Hârûn aleyhimesselâm zamanında Fir’avn’ın zulmü sebebiyle Mısır’dan çıkıp, Mûsâ aleyhisselâmı dinlemedikleri için Tih çölünde, kırk sene şaşkın bir surette dolaştıktan sonra, Filistin’e yerleştiler. Dâvûd aleyhisselâm zamanında aldıkları Kudüs’ü, Süleymân aleyhisselâm zamanında îmâr ettiler. İsrâiloğulları güçlü bir devlet kurdular. M.Ö. 931’de kuzeyde İsrail, güneyde Juda (Yahuda) krallıklarına bölündüler. Daha sonraki devirlerde Âsurlular, Bâbiller, Persler ve Romalıların hâkimiyeti altına giren Filistin, Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Bizanslıların (Doğu Roma İmparatorluğu) payına düştü. İslâmiyet’in zuhurundan sonra hazret-i Ebû Bekr zamanında Gazze ve Ecnâdeyn, hazret-i Ömer zamanında da Kudüs’ün feth edilmesiyle müslümanların hâkimiyeti altına giren Filistin’e; Emevî, Abbasî, Fatımî ve Selçuklular hâkim oldular. 1099’daki haçlı seferleri neticesinde Kudüs’de hıristiyan krallığı kuruldu. 1187’de Selâhaddîn Eyyûbî, Kudüs’ü yeniden feth ederek Filistin’e hâkim oldu. 1281’de Akka’nın fethi ile Memlûklü hâkimiyetine giren Filistin, 1516 senesinde Yavuz Sultan Selîm Han’ın Mercidabık zaferiyle Osmanlı topraklarına katıldı.

Kudüs, Gazze ve Nablus olmak üzere üç sancağa ayrılan Filistin, Şam eyâletine bağlandı. Filistin halkı, Osmanlı Devleti hâkimiyetinde uzun zaman bolluk, huzur ve refah içinde yaşadı. Osmanlı Devleti zayıflayınca, Filistin’deki sancaklar eyâlet, sonra da bağımsız emirlikler hâline geldi. 1799’da Napolyon Bonapart Mısır seferinde, Yafa’ya kadar Filistin’in bir kısmını ele geçirdi. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa kumandasındaki Osmanlı ordusu, Akka önlerinde Napolyon’un ordusunu geri püskürttü (1799). Sonra, Mısır vâlisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu Tosun İbrâhim Paşa, Filistin’e hâkim olunca, bölge, 1840’a kadar Mısır idaresinde kaldı.Orta Doğu’nun zenginliklerinden faydalanmak ve dünyâ hâkimiyetini devam ettirmek isteyen İngiltere, on dokuzuncu yüzyılın başından îtibâren, Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve İslâm ülkelerini bölmek için, Filistin’de bir yahûdî devleti kurulması, bunun için de dünyâ yahûdîlerini bir bayrak altında toplama fikrini ortaya attı. İngiliz hükümeti ve yahûdîler, Sir Herry Finch isimli bir avukata Calling of the Jews adında bir kitap yazdırdılar. Bu kitapta, yahûdîlerin, Filistin’de bir yahûdî devleti kurmaları fikri işlenerek, kamuoyu meydana getirildi. Londra’da yerleşen ve büyük servet sahibi olan İtalyan yahûdîsi Musos Haim Montefiore, 1824 yılında Filistin’e göç etti ve 1837’ye kadar burada yaşadı. Bu târihte Filistin’de sekiz bine yakın yahûdî nüfûsu bulunuyordu. Bu kadarcık nüfûsla devlet kurulamıyacağını anlayan Musos Haim Montefiore, 1837’de Londra’ya döndü. Yazdığı bir kitapda Filistin’in tarıma elverişli olduğunu anlatıp yahûdîlerin Filistin’e göç etmesini teşvik etti.

30 Haziran 2011 Perşembe

Hep Tartışıyoruz Ama Gereğince Bilmiyoruz; Siyonizm Nedir?

Hep Tartışıyoruz Ama Gereğince Bilmiyoruz; Siyonizm Nedir?


Filistin dışındaki bütün Yahûdîleri “arz-ı mev’ûd” (vâd edilmiş toprak)ta, yâni Filistin’de toplamak ve sonra da hazret-i Süleyman’ın mâbedini, Siyon Dağına yeniden inşâ etmek, Yahûdîleri bütün insanlığa üstün kılmak ideali.

Mûsâ aleyhisselâm Mısır’dan çıkıp, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Tur Dağının bulunduğu Sînâ Çölüne (Tih Sahrasına) gelerek Yahûdîlerle kırk yıl kadar burada kaldı. Onları Filistin topraklarında yerleştirmeyi vât etti. Fakat Mûsâ aleyhisselâm, Filistin topraklarına girmeden daha Şeria Vâdisindeyken vefât etti. Yahûdîler, bundan dolayı Filistin’e arz-ı mev’ûd (vâd edilmiş toprak) demişler ve oraya yerleşmek en büyük idealleri olmuştur. Târih boyunca bunun için çalışmışlardır. Hazret-i Süleyman zamânında buraya yerleşmeye muvaffak olmuşlardır.

Siyonizm ve siyonistin ne olduğunu anlamak için önce Siyon’un ne olduğunu bilmek gerekir. Siyon, hazret-i Süleyman’ın Kudüs (Yeruşaleym)te, mâbedini yaptığı dağın ismidir. İşte siyonizm; Yahûdîlerin, hazret-i Süleyman zamânındaki gibi Filistin’de toplanıp, mâbetlerini Siyon Dağına kurarak bütün milletlerin Yahûdîlere esir ve köle olması, böylece Yahûdî Cihan hâkimiyetinin kurulması idealleridir. Yahûdîlerin mukaddes kitapları olan Ahd-i Atik’te yerine getirilmesi, sâdece mabedin varlığına dayanan yüzlerce emir bulunmaktadır. Dolayısıyla mâbed olmaksızın Yahûdî dîninin şartlarının yerine getirilmesine imkân yoktur.

10 Nisan 2011 Pazar

Arapları Osmanlı'dan Koparan Casus: Lawrance

Arapları Osmanlı'dan Koparan Casus: Lawrance

İngilizlerin Orta Doğu’daki meşhur câsus subaylarından. İngilterenin Galler bölgesinde 1888 yılında doğdu. Thomas Edward’ın âile adı Chopman olmasına rağmen, İskoçyalı bir râhibeyle evlenebilmek için Lawrence (Lavrens) soyadını aldı. Hıristiyanlığın koyu bir taassuba sâhip Cizvit Tarikatının okuluna girdi. Burada iyi bir eğitim ve öğretim gösterilerek, yetiştirildi.

İngilizlerin Orta Doğu’ya yayılma siyâseti istikametindeki faaliyetlerine katılıp, 1910 yılında Türkiye’ye geldi. Fırat Nehri kıyısında arkeolojik araştırmalar adı altında, petrol etüdü, siyâsî ve etnolojik bilgiler topladı. Mezopotamya, Suriye, Filistin ve Mısır’ı gezip, Arapça ve İslâm âdetlerini öğrendi. İngiltere’ye dönüp, 1911’de Oxford’da doktorasını verdi. Tekrar Orta Doğu’ya dönüp, Arap ülkelerinde çalışmaya başladı.

Birinci Dünyâ Harbinde İngiliz ordusunda vazife aldı. İslâm âleminin en büyük devleti ve hilâfet makâmına sâhip Osmanlı Devleti de, İttihatçılar tarafından savaşa sokulunca, câsusluk vazifesiyle tekrar Orta Doğu’ya gönderildi.

Birinci Dünyâ Harbinde yüzbaşı rütbesiyle, İngiliz İstihbârât Teşkilâtı olan İntelligence Service’te câsus olarak çalıştı. Vazifesi, İttifak Devletleri safında harbe sokulan Osmanlı Devleti hâkimiyetindeki Arap ülkelerinde isyan çıkartmaktı. Yüzyıllardır Osmanlı hâkimiyetinde sulh, sükûn ve huzur içinde yaşayan Araplara, kavmiyetçiliğin dînî bağlardan daha önemli olduğu propagandasını yaptı. Kendisini Arap Dâvâsına inanmış birisi olarak tanıtıyordu. Arap liderleriyle görüşüp, Osmanlı Devletinden kurtulma zamanının geldiği istikâmetinde faaliyetlerde bulunuyordu. Vehhabî Abdülaziz bin Sü’ûd ile münâsebet kurup, onun yakın adamı oldu. Abdülaziz bin Sü’ûd’a, İngiltere’den külliyetli miktarda para, silâh, cephâne, teçhizât ve levâzım malzemesi sağladı. İttihatçı subayların Arap ülkelerindeki zulüm ve ahlâksızlıklarını kendine malzeme yapıp, bölgeyi Osmanlı Devletine karşı isyân hâline getirmeyi başardı. Âsi Arapları da Yemen, Filistin, Irak cephelerinde İngilizlerin safında yer aldırttı.

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin bağlıları (Süleymancılar) hangi partiye oy verecek? | Hangi parti tercih edildi? | Mehmet Fahri Sertkaya (video)

Cemaat merkezi ( Muhterem Alihan Kuriş Beyağabey ) kararını açıkladı: KESİNLİKLE OY YOK! Kesinlikle AKP'ye ve MHP'ye oy ve...